öğretmenliğinin başına eklenen dershane sözcüğünün muhteşem sömürü gücüyle, otoritesi ve yetenekleri kısmen elinden alınmış, yarış atına çevrilmiş çocukların hızına yetişmek için bazen yarış atı bazen jokey bazen de atın sahibi konumuna getirilmiş gariban öğretmenlerdir. öğretmenliğin getirdiği güzellikleri gerçek anlamda yaşadıkları söylenemez. özel dershanelerin piyasa uygulamalarından fazlasıyla nasiplendikleri için hayat şartlarına da, tıpkı zaman şartlarına uyduramadıkları gibi ayak uyduramazlar. pazarları genel bir güruh evinde dinlenir uyurken, sınava hazırlanan öğrencilerle birlikte erken saatlerde kalkıp işe gitmeleri bir yana, herkesin çalıştığı (!) pazartesi günleri de şaşırmış biçimde boş kalan bu insanların, rutine biten görevleri bir süre sonra öğretmenin kendini geliştirmesini de engellemektedir.
kötü bir ebeveyn midir bilemem ama düşüncesiz bir ebeveyndir orası kesin. Sadece sigara için de geçerli değil bu durum. Genel itibariyle zararlı alışkanlıklar, söylemler,küfürler vs.
en iyi (kötü) karakterimiz. Aslen erzurumluymuş ama kayıtlarda amasya diye geçiyor sanırım.
kendileri hiç şüphesiz tarihteki en başarılı savaşçılardır.
"en başarılı savaşçı olmak marifet mi şimdi, şöyle birkaç güzel nü resim yapsalardı, bizlere akıl dolu edebi eserler bıraksalardı, daha iyi olmaz mıydı?" polemiğine girmek yerine (girsem çıkamam), sizleri moğolların savaş teknikleri, istila, fetih gibi konularda açtıkları çığırlar konusunda biraz bilgilendirmek isterim:
öncelikle, moğollar sanıldığı gibi bilinçsiz bir şekilde oraya buraya saldırıp, it sürüsü gibi her gittikleri yeri yakıp yıkan bir ordu değillerdi. cengiz han zamanındaki moğol ordusu dünyadaki en organize ve en disiplinli orduydu. ayrıca moğol ordusu tarihteki önemli ordular arasında sadece atlılardan oluşan tek ordudur.
moğollar askeri bir harekata kalkıştıklarında, her asker için yaklaşik 6 at ile yola çıkarlardı ve de süvariler yaklaşik her 10 kilometrede bir at değiştirirlerdi. bütün atları her zaman aynı sırayla kullandıklarından hayvanları fazla yormadan kısa zamanda inanılmaz mesafeler katedebilirlerdi. şöyle ki, almanların 2. dünya savaşi'ndaki meşhur blitzkrieg'leri (tanklarla beraber) günde yaklaşık 15 kilometre falan ilerlemelerini sağlarken (50 km./gün muhteşem sayılırdı, ve de arka arkaya birkaç gün bu hızda hareket edilmesi mümkün değildi), moğollar at üstünde günde 75-80 kilometre ilerleyebilirler, ve bunu hiç durmadan aylarca devam ettirebilirlerdi.
cengiz han "av" adı verilen psikopat bir eğitim ve tatbikat yöntemi geliştirmişti. şöyle ki, bütün moğol ordusu (evet, doğru duydunuz, bütün ordu) yüzlerce kilometrekarelik bir alanı çember halinde çevrelerlerdi. daha sonra çemberin ortasındaki bir noktaya doğru aynı anda hareket etmeye başlarlardı. ve de çevreledikleri alanda kalan yabani hayvanların (geyik, tavşan , tilki , hipopotam, vs.) hiçbirinin kaçmasına izin verilmezdi, gerekirse süvariler atlarından yere atlar, kaçmak üzere olan bir tilkiyi yakalayip öldürür, sonra geri atlarına binip çemberin ortasına doğru ilerlemeye devam ederlerdi. (herhangi bir hayvanın kaçmasına izin veren, engelleyemeyen askerler cezalandırılırdı.) sonuçta bütün ordu aynı arazide buluştuklarında, ortalarında çıldırma noktasına gelmiş, korkudan altlarına eden binlerce yabani hayvan birikmiş olurdu. bu noktada askerlerin önde gelenleri komutanlarına gidip hayvanlar için merhamet dilerlerdi, komutan da hayvanların serbest bırakılmasına izin verirdi, askerler sevinirdi, hayat bayram olurdu. haftalarca süren bu avlar, süvarileri gerçek savaşa hazırlamak için inanılmaz derecede etkili ve yararlı bir tatbikat yöntemiydi. "niye ki?" diye sorduğunuzu duyar gibi oluyorum açıklamaya çalışayım: normal bir savaşta çevrelenen, çember içine alınan kuvvetin "iç hat avantajı" denen önemli bir avantajı vardır, çünkü iç çemberdeki kuvvetlerin yerini değiştirmek, farkedilen yeni bir tehlikeye karşilik hızlı bir şekilde manevra yapmak nispeten daha kolaydır. fakat moğol savaşcıları bu "av tatbikatları" sonucunda o kadar hızlı ve koordine bir şekilde hareket etmeyi (dış çember olarak) öğrenmişlerdi ki, ne zaman bir yeri istila etseler, "iç hat avantajı"nı, dış hat olmalarına rağmen, ellerinde tutuyorlardı, saldırdıkları halkların ellerindeki tek avantajı da böylece yokediyorlardı. hinoğlu hin bir halktı bunlar, öyle böyle değil.
kullandıkları en temel ve en önemli silah, oklarıydı. moğol süvarileri oklarını dörtnala koşan atın üstünde iken bile inanılmaz bir ustalıkla atabilirlerdi. üstelik, bu okları sırf silah olarak değil, muharebe alanında o güne kadar görülmemiş bir hızla haberleşmelerini sağlayan bir komünikasyon sistemi olarak da kullanırlardı. mesajları oklara bağlar, ve de 4 x 400 bayrak yarışı hesabı, bir mesajı 3-5 dakikada kilometrelerce öteye ulaştırabilirlerdi. bu sebeple de, dünyadaki diğer bütün orduların aksine, çok büyük alanları kapsayan saldırı planları kullanır, ve bu planları başarıyla tatbik edebilirlerdi.
cengiz han komutasındaki her asker zırhlarının altında ipek iç çamaşır giyerlerdi (istirham ederim gülmeyiniz, hayat memat meseleleri bunlar). niye derseniz, sevgililerine daha hoş görünmek, seferden geri döndüklerinde sevdiceklerini azdırmak için değildi elbet. bilirsiniz, ipek çok güçlü, sıkı dokulu bir kumaştır. ipek iç çamaşırı giyen bir askere bir ok isabet ederse, ipek kumaş o oku sarar, ve de vücuda girişini yavaşlatır ve yumuşatırdı, ve de moğol hekimler (ki çoğu abd'nin ünlü tıp okullarından mezun olmuşlardı, harvard, duke falan çok revaçtaydı o zamanlar) o ipek kumaş sayesinde oku vücuttan çıkarırken yaranın çok daha küçük olmasını sağlayabilirlerdi.
en önemli moğol komutanı, cengiz han'ın en yakın arkadaşı sabutay idi. bir asilzade olmamasına rağmen sabutay moğollar, ve komutasındaki askerler tarafından çok sevilir ve çok sayılırdı (ben diyim george washington kadar, siz deyin amiral nimitz kadar...) cengiz han'in çadırına izin almadan ve de çağrılmadan elini kolunu sallayarak girme şerefine nail olan tek ölümlüydü sabutay. kafasına esince cengiz han'in çadırına girer, cengiz baba'nın (o zamanlar da revaçtaydı bu "baba naber??" "iidir, noolsun." muhabbeti..bazı şeyler hiç değişmiyor hakkaten) dizinin dibine çoküverirdi, kimse de sesini çıkaramazdı.
en gaddar hükümdarlar bile yakın bir arkadaşın, iyi bir dostun değerini biliyorlar, görüyorsunuz. siz siz olun, dostlarınızın değerini bilin, izin istemeden çadırınıza girip yanıbaşınıza oturmalarına izin verin. ne zaman orta asya'yı fethetmek zorunda kalacağınız hiç belli olmuyor şu hayatta.
[https://eksisozluk.com/mogollar--55575?p=3 k:]
"en başarılı savaşçı olmak marifet mi şimdi, şöyle birkaç güzel nü resim yapsalardı, bizlere akıl dolu edebi eserler bıraksalardı, daha iyi olmaz mıydı?" polemiğine girmek yerine (girsem çıkamam), sizleri moğolların savaş teknikleri, istila, fetih gibi konularda açtıkları çığırlar konusunda biraz bilgilendirmek isterim:
öncelikle, moğollar sanıldığı gibi bilinçsiz bir şekilde oraya buraya saldırıp, it sürüsü gibi her gittikleri yeri yakıp yıkan bir ordu değillerdi. cengiz han zamanındaki moğol ordusu dünyadaki en organize ve en disiplinli orduydu. ayrıca moğol ordusu tarihteki önemli ordular arasında sadece atlılardan oluşan tek ordudur.
moğollar askeri bir harekata kalkıştıklarında, her asker için yaklaşik 6 at ile yola çıkarlardı ve de süvariler yaklaşik her 10 kilometrede bir at değiştirirlerdi. bütün atları her zaman aynı sırayla kullandıklarından hayvanları fazla yormadan kısa zamanda inanılmaz mesafeler katedebilirlerdi. şöyle ki, almanların 2. dünya savaşi'ndaki meşhur blitzkrieg'leri (tanklarla beraber) günde yaklaşık 15 kilometre falan ilerlemelerini sağlarken (50 km./gün muhteşem sayılırdı, ve de arka arkaya birkaç gün bu hızda hareket edilmesi mümkün değildi), moğollar at üstünde günde 75-80 kilometre ilerleyebilirler, ve bunu hiç durmadan aylarca devam ettirebilirlerdi.
cengiz han "av" adı verilen psikopat bir eğitim ve tatbikat yöntemi geliştirmişti. şöyle ki, bütün moğol ordusu (evet, doğru duydunuz, bütün ordu) yüzlerce kilometrekarelik bir alanı çember halinde çevrelerlerdi. daha sonra çemberin ortasındaki bir noktaya doğru aynı anda hareket etmeye başlarlardı. ve de çevreledikleri alanda kalan yabani hayvanların (geyik, tavşan , tilki , hipopotam, vs.) hiçbirinin kaçmasına izin verilmezdi, gerekirse süvariler atlarından yere atlar, kaçmak üzere olan bir tilkiyi yakalayip öldürür, sonra geri atlarına binip çemberin ortasına doğru ilerlemeye devam ederlerdi. (herhangi bir hayvanın kaçmasına izin veren, engelleyemeyen askerler cezalandırılırdı.) sonuçta bütün ordu aynı arazide buluştuklarında, ortalarında çıldırma noktasına gelmiş, korkudan altlarına eden binlerce yabani hayvan birikmiş olurdu. bu noktada askerlerin önde gelenleri komutanlarına gidip hayvanlar için merhamet dilerlerdi, komutan da hayvanların serbest bırakılmasına izin verirdi, askerler sevinirdi, hayat bayram olurdu. haftalarca süren bu avlar, süvarileri gerçek savaşa hazırlamak için inanılmaz derecede etkili ve yararlı bir tatbikat yöntemiydi. "niye ki?" diye sorduğunuzu duyar gibi oluyorum açıklamaya çalışayım: normal bir savaşta çevrelenen, çember içine alınan kuvvetin "iç hat avantajı" denen önemli bir avantajı vardır, çünkü iç çemberdeki kuvvetlerin yerini değiştirmek, farkedilen yeni bir tehlikeye karşilik hızlı bir şekilde manevra yapmak nispeten daha kolaydır. fakat moğol savaşcıları bu "av tatbikatları" sonucunda o kadar hızlı ve koordine bir şekilde hareket etmeyi (dış çember olarak) öğrenmişlerdi ki, ne zaman bir yeri istila etseler, "iç hat avantajı"nı, dış hat olmalarına rağmen, ellerinde tutuyorlardı, saldırdıkları halkların ellerindeki tek avantajı da böylece yokediyorlardı. hinoğlu hin bir halktı bunlar, öyle böyle değil.
kullandıkları en temel ve en önemli silah, oklarıydı. moğol süvarileri oklarını dörtnala koşan atın üstünde iken bile inanılmaz bir ustalıkla atabilirlerdi. üstelik, bu okları sırf silah olarak değil, muharebe alanında o güne kadar görülmemiş bir hızla haberleşmelerini sağlayan bir komünikasyon sistemi olarak da kullanırlardı. mesajları oklara bağlar, ve de 4 x 400 bayrak yarışı hesabı, bir mesajı 3-5 dakikada kilometrelerce öteye ulaştırabilirlerdi. bu sebeple de, dünyadaki diğer bütün orduların aksine, çok büyük alanları kapsayan saldırı planları kullanır, ve bu planları başarıyla tatbik edebilirlerdi.
cengiz han komutasındaki her asker zırhlarının altında ipek iç çamaşır giyerlerdi (istirham ederim gülmeyiniz, hayat memat meseleleri bunlar). niye derseniz, sevgililerine daha hoş görünmek, seferden geri döndüklerinde sevdiceklerini azdırmak için değildi elbet. bilirsiniz, ipek çok güçlü, sıkı dokulu bir kumaştır. ipek iç çamaşırı giyen bir askere bir ok isabet ederse, ipek kumaş o oku sarar, ve de vücuda girişini yavaşlatır ve yumuşatırdı, ve de moğol hekimler (ki çoğu abd'nin ünlü tıp okullarından mezun olmuşlardı, harvard, duke falan çok revaçtaydı o zamanlar) o ipek kumaş sayesinde oku vücuttan çıkarırken yaranın çok daha küçük olmasını sağlayabilirlerdi.
en önemli moğol komutanı, cengiz han'ın en yakın arkadaşı sabutay idi. bir asilzade olmamasına rağmen sabutay moğollar, ve komutasındaki askerler tarafından çok sevilir ve çok sayılırdı (ben diyim george washington kadar, siz deyin amiral nimitz kadar...) cengiz han'in çadırına izin almadan ve de çağrılmadan elini kolunu sallayarak girme şerefine nail olan tek ölümlüydü sabutay. kafasına esince cengiz han'in çadırına girer, cengiz baba'nın (o zamanlar da revaçtaydı bu "baba naber??" "iidir, noolsun." muhabbeti..bazı şeyler hiç değişmiyor hakkaten) dizinin dibine çoküverirdi, kimse de sesini çıkaramazdı.
en gaddar hükümdarlar bile yakın bir arkadaşın, iyi bir dostun değerini biliyorlar, görüyorsunuz. siz siz olun, dostlarınızın değerini bilin, izin istemeden çadırınıza girip yanıbaşınıza oturmalarına izin verin. ne zaman orta asya'yı fethetmek zorunda kalacağınız hiç belli olmuyor şu hayatta.
[https://eksisozluk.com/mogollar--55575?p=3 k:]
Osmanlı İmparatorluğunun borçlarını geri ödemesini garanti etmek amacıyla
borç verenler tarafından imparatorluğun döviz kazanan kuruluşlarını denetlemeye yönelik olarak
kurulmuş bir komisyon.
borç verenler tarafından imparatorluğun döviz kazanan kuruluşlarını denetlemeye yönelik olarak
kurulmuş bir komisyon.
MIGA (Multinational Investment Guarantee Agency- Uluslararası Yatırımları Garanti Ajansı): Gelişme
yolundaki ülkelere yönelik yabancı sermaye yatırımlarını ticari olmayan risklere karşı garanti altına
almak amacıyla kurulmuş bir çeşit sigorta hizmeti veren bir kurum. ICSID (International Center for
Settlement of Investment Disputes -Uluslararası Yatırım Anlaşmazlıkları Çözüm Merkezi): İki üye ülke
arasındaki yatırım anlaşmazlıklarında hakem rolü oynayarak çözüm bulmaya yönelik çalışmalar yapmak
üzere kurulmuştur.
yolundaki ülkelere yönelik yabancı sermaye yatırımlarını ticari olmayan risklere karşı garanti altına
almak amacıyla kurulmuş bir çeşit sigorta hizmeti veren bir kurum. ICSID (International Center for
Settlement of Investment Disputes -Uluslararası Yatırım Anlaşmazlıkları Çözüm Merkezi): İki üye ülke
arasındaki yatırım anlaşmazlıklarında hakem rolü oynayarak çözüm bulmaya yönelik çalışmalar yapmak
üzere kurulmuştur.
Düşük gelirli ve az gelişmiş
ülkelere çok düşük faizler ve çok uzun vadelerle kredi veren bir kurum.
(bkz:ıda)
ülkelere çok düşük faizler ve çok uzun vadelerle kredi veren bir kurum.
(bkz:ıda)
(International Development Agency - Uluslararası Kalkınma Ajansı): Düşük gelirli ve az gelişmiş
ülkelere çok düşük faizler ve çok uzun vadelerle kredi veren bir kurum.
ülkelere çok düşük faizler ve çok uzun vadelerle kredi veren bir kurum.
İlk olarak IBRD kurulduktan sonra benzer amaçları farklı politikalarla farklı
kurumsal yapılaşma içinde yürütebilmek için farklı kurumlar oluşturulmuştur. Bu kurumlar
şunlardır: IFC(International Finance Corporation - Uluslararası Finans Kurumu): Gelişmekte olan
ülkelerde özel kesim projelerini kredilendiren ve/veya özel kesim şirketlerine ortak olan bir kurum.
kurumsal yapılaşma içinde yürütebilmek için farklı kurumlar oluşturulmuştur. Bu kurumlar
şunlardır: IFC(International Finance Corporation - Uluslararası Finans Kurumu): Gelişmekte olan
ülkelerde özel kesim projelerini kredilendiren ve/veya özel kesim şirketlerine ortak olan bir kurum.
(IBRD): Gelişmekte olan ülkelerin kamu kuruluşlarına proje kredisi veya program
kredisi biçiminde destek veren uluslararası kurum. 2002 yılı itibariyle 183 üyesi olan Dünya Bankası
ABD'nin başkenti Washington D.C/de bulunmaktadır. Genel olarak Dünya Bankası dense de, asıl ismi
Uluslararası Yatırım ve Kalkınma Bankası'dır. Dünya Bankası Grubu'nun bir parçasıdır.
kredisi biçiminde destek veren uluslararası kurum. 2002 yılı itibariyle 183 üyesi olan Dünya Bankası
ABD'nin başkenti Washington D.C/de bulunmaktadır. Genel olarak Dünya Bankası dense de, asıl ismi
Uluslararası Yatırım ve Kalkınma Bankası'dır. Dünya Bankası Grubu'nun bir parçasıdır.
(cunency attack): Herhangi bir kriz nedeniyle ekonomik
birimlerin ulusal parayı yabancı paralarla değiştirmeye yönelmeleri. Durağan beklentiler (static
expectations): Yarın oluşacak durumun bugünkü durumla aynı olacağı yönündeki beklentilerdir.
birimlerin ulusal parayı yabancı paralarla değiştirmeye yönelmeleri. Durağan beklentiler (static
expectations): Yarın oluşacak durumun bugünkü durumla aynı olacağı yönündeki beklentilerdir.
Bir ülkenin ulusal parasının bir başka ülkenin ulusal parası cinsinden değeri, iki çeşit
döviz kuru vardır: (1) nominal döviz kuru iki ülke paralarının karşılıklı göreli fiyatıdır, (2) reel döviz kuru
iki ülke mallarının karşılıklı değeridir.
E = e (P/P*) Burada, E reel döviz kurunu, e nominal döviz kurunu, P yerli malın fiyatını, P* yabancı
malın fiyatını gösterir. Döviz rezervi: Bir ülkenin Merkez Bankası'nın elinde bulunan dövizlerin
miktarıdır. Döviz tevdiat hesabı: Bir ülkenin bankalarında döviz üzerinden açılmış, döviz olarak getiri
getiren ve istendiğinde döviz olarak çekilebilecek mevduat hesaplan.
döviz kuru vardır: (1) nominal döviz kuru iki ülke paralarının karşılıklı göreli fiyatıdır, (2) reel döviz kuru
iki ülke mallarının karşılıklı değeridir.
E = e (P/P*) Burada, E reel döviz kurunu, e nominal döviz kurunu, P yerli malın fiyatını, P* yabancı
malın fiyatını gösterir. Döviz rezervi: Bir ülkenin Merkez Bankası'nın elinde bulunan dövizlerin
miktarıdır. Döviz tevdiat hesabı: Bir ülkenin bankalarında döviz üzerinden açılmış, döviz olarak getiri
getiren ve istendiğinde döviz olarak çekilebilecek mevduat hesaplan.
(nominal anchor): Sabit döviz kuru uygulamasında belirlenen parite.
Finansman açığı olan (borçlanıcı) ile finansman fazlası olanın (borç veren)
birbirlerini tanımadan bir aracı kurum aracılığı ile borç-alacak ilişkisinin kurulması hali. Dolaylı vergilen
Mal ve hizmetlerin el değiştirmesi üzerinden alınan vergiler. Özel işlem, katma değer vergileri gibi.
Döner sermayeli kurul uslan Genel ya da katma bütçelerden tahsis edilen bir başlangıç ödeneğini
sermaye olarak kullanmak yoluyla her yıl elde ettiği kârın bir bölümünü sermayesine katarak iktisadi
işletme ilkeleri içinde çalışan kuruluşlar. En yaygın olanları üniversite hastanelerinin döner
sermayeleridir.
birbirlerini tanımadan bir aracı kurum aracılığı ile borç-alacak ilişkisinin kurulması hali. Dolaylı vergilen
Mal ve hizmetlerin el değiştirmesi üzerinden alınan vergiler. Özel işlem, katma değer vergileri gibi.
Döner sermayeli kurul uslan Genel ya da katma bütçelerden tahsis edilen bir başlangıç ödeneğini
sermaye olarak kullanmak yoluyla her yıl elde ettiği kârın bir bölümünü sermayesine katarak iktisadi
işletme ilkeleri içinde çalışan kuruluşlar. En yaygın olanları üniversite hastanelerinin döner
sermayeleridir.
{currency in circulation): Merkez Bankası tarafından basılıp piyasaya verilmiş,
bankacılık kesiminin kasasında olmayıp diğer ekonomik birimlerin elinde bulunan banknotlar ve
Hazine'nin piyasaya sürdüğü madeni paralar.
bankacılık kesiminin kasasında olmayıp diğer ekonomik birimlerin elinde bulunan banknotlar ve
Hazine'nin piyasaya sürdüğü madeni paralar.
Herhangi bir malın el değiştirmesine bağlı olmadan toplam kazançlar üzerinden
alınan vergiler. Gelir ve kurumlar vergileri gibi. Doğrudan yatırımlar Sabit sermaye yatırımları.
alınan vergiler. Gelir ve kurumlar vergileri gibi. Doğrudan yatırımlar Sabit sermaye yatırımları.
Finansman açığı olan (borçlanma) ile finansman fazlası olanın (borç veren)
herhangi bir aracı kullanmaksızın karşılıklı olarak borç-alacak ilişkisi kurması.
herhangi bir aracı kullanmaksızın karşılıklı olarak borç-alacak ilişkisi kurması.
Ekonominin tam istihdam düzeyinde dengede olmasına rağmen, işini
beğenmediği için ayrılıp yeni iş bulmaya çalışanların yada bir süre çalışmaya çeşitli nedenlerle ara
verenlerden oluşan işsizlerin toplam çalışabilir nüfusa oranı.
beğenmediği için ayrılıp yeni iş bulmaya çalışanların yada bir süre çalışmaya çeşitli nedenlerle ara
verenlerden oluşan işsizlerin toplam çalışabilir nüfusa oranı.
Mali varlıkların istendiğinde elden çıkarılabilmesi hah, likidite. Bkz. Likidite.
Ekonominin dışından gelen beklenmeyen olayların yarattığı etkiler. 11 Eylül
olayı, Körfez krizi, petrol fiyatlarının artması gibi.
olayı, Körfez krizi, petrol fiyatlarının artması gibi.
neden bekliyorsun?
bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?