@4 sen çok yanlış gelmişsin kardeşş (u:gülücük)
benim avatarım (profil resmim) nuri bilge ceylanın mayıs sıkıntısı rolünde onyanayan ali karakteri. Kendisini çok sevmiştim.
ondan kaynaklıdır.
Filmdeki çocuğun tek derdi “müzikli saat" almaktır. Halası ona bir yumurta verir ve “bu yumurtayı kırk gün boyunca kırmadan cebinde taşıyabilirsen, o saati aldırırım babana" der. Amacı çocuğa sorumluluğun ne olduğunu, sorumluluk almayı öğretmektir. Filmdeki yönetmen sürekli çocuğa “başka yumurtayla değiştirsen ne olur ki?", “o yumurtayı haşla, o zaman kırılmaz, kimse de anlamaz" gibi sözlerle telkinlerde bulunur ancak çocuk bu önerileri kabul etmez, çünkü ona göre böyle şeyler yapmak “hilelik" olacaktır. Çocuk hileye inanmaz. Verilen sözlerin yerine getirileceğine emindir; verilen görevlerin yerine getirildiği takdirde hak ettiği nesneye kavuşabileceği düşüncesindedir. Saftır, temizdir, iyi niyetlidir.
Dokuz yaşındaki çocuk yumurtayı otuz beş-otuz altı gün kadar kırmadan cebinde taşımıştır. Ancak köyde oturan aksi bir kadın ona bir sepet domates verir ve bayağı uzak bir yerdeki komşusuna götürmesini ister ondan. Çocuk isteksizce de olsa çaresiz kabul eder.
Görev üstüne görev, sorumluluk üstüne sorumluluk almıştır.
Ve bu ikinci sorumluluk ona ağır gelir. Zira onca yolu yürüdükten sonra sepetten düşen bir domatesi almak için eğildiğinde cebindeki yumurta kırılır.
Çok kızar ve hayatındaki ilk dönüşümünü o an yaşar: sepete bir tekme geçirir, bütün domatesler ortalığa saçılır. Umurunda değildir artık. Acilen önlüğünü çıkartıp derede yıkar. Birisinin kümesine girip yumurta çalar, önlüğü kuruduğunda cebine yumurtasını koyar ve eve gider.
Artık o saf, temiz çocuk geride kalmıştır. Ancak bunu ona yaptıran, ona “hakkını" vermeksizin sürekli “görevler" yükleyen insanlardır.
http://www.memur-sozluk.com//gorseller/yukle/thumbs/maysskntsa.jpg
ondan kaynaklıdır.
Filmdeki çocuğun tek derdi “müzikli saat" almaktır. Halası ona bir yumurta verir ve “bu yumurtayı kırk gün boyunca kırmadan cebinde taşıyabilirsen, o saati aldırırım babana" der. Amacı çocuğa sorumluluğun ne olduğunu, sorumluluk almayı öğretmektir. Filmdeki yönetmen sürekli çocuğa “başka yumurtayla değiştirsen ne olur ki?", “o yumurtayı haşla, o zaman kırılmaz, kimse de anlamaz" gibi sözlerle telkinlerde bulunur ancak çocuk bu önerileri kabul etmez, çünkü ona göre böyle şeyler yapmak “hilelik" olacaktır. Çocuk hileye inanmaz. Verilen sözlerin yerine getirileceğine emindir; verilen görevlerin yerine getirildiği takdirde hak ettiği nesneye kavuşabileceği düşüncesindedir. Saftır, temizdir, iyi niyetlidir.
Dokuz yaşındaki çocuk yumurtayı otuz beş-otuz altı gün kadar kırmadan cebinde taşımıştır. Ancak köyde oturan aksi bir kadın ona bir sepet domates verir ve bayağı uzak bir yerdeki komşusuna götürmesini ister ondan. Çocuk isteksizce de olsa çaresiz kabul eder.
Görev üstüne görev, sorumluluk üstüne sorumluluk almıştır.
Ve bu ikinci sorumluluk ona ağır gelir. Zira onca yolu yürüdükten sonra sepetten düşen bir domatesi almak için eğildiğinde cebindeki yumurta kırılır.
Çok kızar ve hayatındaki ilk dönüşümünü o an yaşar: sepete bir tekme geçirir, bütün domatesler ortalığa saçılır. Umurunda değildir artık. Acilen önlüğünü çıkartıp derede yıkar. Birisinin kümesine girip yumurta çalar, önlüğü kuruduğunda cebine yumurtasını koyar ve eve gider.
Artık o saf, temiz çocuk geride kalmıştır. Ancak bunu ona yaptıran, ona “hakkını" vermeksizin sürekli “görevler" yükleyen insanlardır.
http://www.memur-sozluk.com//gorseller/yukle/thumbs/maysskntsa.jpg
Protein kaynağından temelini alan bir muhabbet ile bir hanımefendi ile iletişim kurma yoluna gittim. İtiraf ederken bile utandım. Daşlayın beni.
adı Mehmet Celalettin'dir. 1934 yılında güzelses soy ismini almıştır.
Şark Bülbülü unvanlı kürt sanatçı. 22 Haziran 1943'te birkaç arkadaşıyla birlikte Diyarbakır Halk Musiki Cemiyetini kurmuştur.
Şark Bülbülü unvanlı kürt sanatçı. 22 Haziran 1943'te birkaç arkadaşıyla birlikte Diyarbakır Halk Musiki Cemiyetini kurmuştur.
Çok zordur. Bu durum için çok büyük bir çaba gerekir.
Biz bir insanın ne demek istediğini onun kullandığı “benzetmelerle” anlarız. Aynı zamanda seçtiği benzetmeler bize o insanın dünya görüşünü de anlatır. Sadece o insanın fikrini anlamakla kalmaz onun nasıl biri olduğunu da anlarız.
Hayatı bir “maceraya” benzetenle bir “sınava” benzetenin bakışları çok farklıdır. Kendimizi ifade ederken kullandığımız “mecazlar” bizim nasıl bir zihniyete sahip olduğumuzu ortaya koyar.
Düşüncelerimizi “ete kemiğe büründüren” benzetmeler ve metaforlardır. “Buz kestim.” deriz, “İçimde bir yangın var.” deriz. Diyemezsek iletişimimiz kopar ve ifade edemeyiz kendimizi.
Biz bir insanın ne demek istediğini onun kullandığı “benzetmelerle” anlarız. Aynı zamanda seçtiği benzetmeler bize o insanın dünya görüşünü de anlatır. Sadece o insanın fikrini anlamakla kalmaz onun nasıl biri olduğunu da anlarız.
Hayatı bir “maceraya” benzetenle bir “sınava” benzetenin bakışları çok farklıdır. Kendimizi ifade ederken kullandığımız “mecazlar” bizim nasıl bir zihniyete sahip olduğumuzu ortaya koyar.
Düşüncelerimizi “ete kemiğe büründüren” benzetmeler ve metaforlardır. “Buz kestim.” deriz, “İçimde bir yangın var.” deriz. Diyemezsek iletişimimiz kopar ve ifade edemeyiz kendimizi.
Sanırım tarihin ilk (gbkz:kişisel gelişim) romanı.
Ah tolstoy ah.
Ah tolstoy ah.
Müzikte, (gbkz:orta kalınlıktaki erkek sesi)ne verilen isim.
Anlaşılan o ki Türk milleti ve Türkiye halkı mazlumu ezmeyi çok seviyor. Küçükken güçsüzü döverlerdi şimdi gariban olan erleri linç ediyorlar.
düşene bir tekme de siz atmaz mısınız?
düşene bir tekme de siz atmaz mısınız?
o zaman ki firavunların pek sevmediği devletlerden biri.
savaşacak bi onlar var tabi.
savaşacak bi onlar var tabi.
strateji.
Bu türbenin Hz. İsa'nın mezarı olup olmadığı, Hristiyanlar arasında bir tartışma konusu. Bazıları Kudüs'ün Eski Şehir kısmının dışında kalan Bahçe Mezar'da gömüldüğünü ileri sürüyor, diğerleri ise Kutsal Kabir Kilisesi'nin doğru nokta olduğundan emin.
Bunların yanı sıra, Kudüs'ün 5 kilometre güneyindeki Talpiyot Mezarı, Keşmir'deki Roza Bal ve hatta Japonya'daki Shingo köyünde de Hz. İsa'nın mezarı olduğu iddia edilen yerler var.
Bunların yanı sıra, Kudüs'ün 5 kilometre güneyindeki Talpiyot Mezarı, Keşmir'deki Roza Bal ve hatta Japonya'daki Shingo köyünde de Hz. İsa'nın mezarı olduğu iddia edilen yerler var.
Anlamam futboldan ama sol beke yazın eksik kalırsa.
Yazılan bazı entrylerde başıma gelen durum. Özellikle bugün ne yazacak olsam yazılmışı vardı.
Ben
senden önce ölmek isterim.
Gidenin arkasından gelen
gideni bulacak mı zannediyorsun?
Ben zannetmiyorum bunu.
İyisi mi, beni yaktırırsın,
odanda ocağın üstüne korsun
içinde bir kavanozun.
Kavanoz camdan olsun,
şeffaf, beyaz camdan olsun
ki içinde beni görebilesin...
Fedakârlığımı anlıyorsun :
vazgeçtim toprak olmaktan,
vazgeçtim çiçek olmaktan
senin yanında kalabilmek için.
Ve toz oluyorum
yaşıyorum yanında senin.
Sonra, sen de ölünce
kavanozuma gelirsin.
Ve orda beraber yaşarız
külümün içinde külün,
ta ki bir savruk gelin
yahut vefasız bir torun
bizi ordan atana kadar...
Ama biz
o zamana kadar
o kadar
karışacağız
ki birbirimize,
atıldığımız çöplükte bile zerrelerimiz
yan yana düşecek.
Toprağa beraber dalacağız.
Ve bir gün yabani bir çiçek
bu toprak parçasından nemlenip filizlenirse
sapında muhakkak
iki çiçek açacak :
biri sen
biri de ben.
Ben
daha ölümü düşünmüyorum.
Ben daha bir çocuk doğuracağım.
Hayat taşıyor içimden.
Kaynıyor kanım.
Yaşayacağım, ama çok, pek çok,
ama sen de beraber.
Ama ölüm de korkutmuyor beni.
Yalnız pek sevimsiz buluyorum
bizim cenaze şeklini.
Ben ölünceye kadar da
bu düzelir herhalde.
Hapisten çıkmak ihtimalin var mı bu günlerde?
İçimden bir şey :
belki diyor.
(gbkz: Nâzım Hikmet ran)
senden önce ölmek isterim.
Gidenin arkasından gelen
gideni bulacak mı zannediyorsun?
Ben zannetmiyorum bunu.
İyisi mi, beni yaktırırsın,
odanda ocağın üstüne korsun
içinde bir kavanozun.
Kavanoz camdan olsun,
şeffaf, beyaz camdan olsun
ki içinde beni görebilesin...
Fedakârlığımı anlıyorsun :
vazgeçtim toprak olmaktan,
vazgeçtim çiçek olmaktan
senin yanında kalabilmek için.
Ve toz oluyorum
yaşıyorum yanında senin.
Sonra, sen de ölünce
kavanozuma gelirsin.
Ve orda beraber yaşarız
külümün içinde külün,
ta ki bir savruk gelin
yahut vefasız bir torun
bizi ordan atana kadar...
Ama biz
o zamana kadar
o kadar
karışacağız
ki birbirimize,
atıldığımız çöplükte bile zerrelerimiz
yan yana düşecek.
Toprağa beraber dalacağız.
Ve bir gün yabani bir çiçek
bu toprak parçasından nemlenip filizlenirse
sapında muhakkak
iki çiçek açacak :
biri sen
biri de ben.
Ben
daha ölümü düşünmüyorum.
Ben daha bir çocuk doğuracağım.
Hayat taşıyor içimden.
Kaynıyor kanım.
Yaşayacağım, ama çok, pek çok,
ama sen de beraber.
Ama ölüm de korkutmuyor beni.
Yalnız pek sevimsiz buluyorum
bizim cenaze şeklini.
Ben ölünceye kadar da
bu düzelir herhalde.
Hapisten çıkmak ihtimalin var mı bu günlerde?
İçimden bir şey :
belki diyor.
(gbkz: Nâzım Hikmet ran)
Sıcak poğaça servis ederek gönülleri fetheden otobüs firması
Annemin toylolot şeklinde telafuz ettiği ilacımsı.
MÖ 399 - Sokrates ölüm cezasına çarptırıldı.
1898 - Bir Amerikan gemisi Küba'nın Havana limanında infilak ederek battı: 260'tan fazla kişi öldü. Olaydan İspanya'yı sorumlu tutan Amerika Birleşik Devletleri iki hafta sonra İspanya'ya savaş açtı.
1947 - Rodos ve On İki Ada Yunanistan'a verildi.
1999 - Terör örgütü PKK'nın kurucusu ve ilk lideri Abdullah Öcalan, Türk güvenlik güçleri tarafından Kenya'da yakalandı.
2005 - Video paylaşım sitesi YouTube kuruldu.
1898 - Bir Amerikan gemisi Küba'nın Havana limanında infilak ederek battı: 260'tan fazla kişi öldü. Olaydan İspanya'yı sorumlu tutan Amerika Birleşik Devletleri iki hafta sonra İspanya'ya savaş açtı.
1947 - Rodos ve On İki Ada Yunanistan'a verildi.
1999 - Terör örgütü PKK'nın kurucusu ve ilk lideri Abdullah Öcalan, Türk güvenlik güçleri tarafından Kenya'da yakalandı.
2005 - Video paylaşım sitesi YouTube kuruldu.
Sürekli güncel kalması gereken başlık.
küçüklüğün ne kadar mükemmel bir şey oluşu.
neden bekliyorsun?
bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?
