Fakirin çoğulu. Fakirler
Birini kesiyorsanız o kişi ile göz göze gelmemeniz lazım. Geldiğiniz anda herşeyi berbat edebilir karşı tarafın herşeyi anlamasını sağlayabilirsiniz. Siz bakacaksınız sonra o size tam baktığı anda kafayı başka bi yöne cevireceksiniz. Sonra tekrar bakacaksınız o bakınca yine kafayı başka bi yöne çevireceksiniz ve bu böyle türeyecek.
http://www.malayani.com/wp-content/uploads/2016/01/beni-mi-kesiyo-o.gif
http://www.malayani.com/wp-content/uploads/2016/01/beni-mi-kesiyo-o.gif
İyi bayramlar...
beklentilerimin çok üzerinde çıkmış dizi. ilk bölümünü çok beğendim, görüntü yönetmeni kimse iyi iş çıkarmış. çekim yerleri de gayet hoş sadece efektlerinde biraz iyileştirme yapılması gerek. onun dışında pek bir eksiği bulunmamakta. tarihi dizi/filmlerde hep "dönemin havasını verme zorunluluğu" vardır, ilk bölümü itibariyle bana o havayı vermiştir. müzikleri de fena değil. bakalım, ilgi çekmek için her şeylerini ilk bölüme veren bir ekipler mi yoksa her bölümde kendini geliştiren bir ekipler mi göreceğiz ilerleyen bölümlerde
Doğu Anadolu bölgesi için fuhuş yapılacak en kısa mesafedeki ülke.
şahsiyet dizisi ile kendine bağlamış internet televizyonu.
(bkz: helal olsun)
t: dünyayı büyük büyük kirletirken küçük küçük temizleme denkleminde oldukça umut verici bir davranış. duygulandırmıştır.
t: dünyayı büyük büyük kirletirken küçük küçük temizleme denkleminde oldukça umut verici bir davranış. duygulandırmıştır.
hala 15 karakter. ilerki zamanlarda artacağı ihtimali var. Hem artan üye sayısı hem talepler bu yönde bir gelişme getirebilir.
bir böcek adı
kaynak: Tiphia Bahattini
kaynak: Tiphia Bahattini
An itibariyle TRT 1 de oynanıyor.
Haydi Beşiktaş.
Haydi Beşiktaş.
Geçenlerde bir can dostumla Kuzguncuk’ta küçük bir kaçamak yaptık. Günlük tekrarların dışına çıkıp biraz değişiklik yaratmak, ara sokaklarda yürümek, farklı yaşamların ucundan tadımlık lokmalar almaktı niyetimiz.
Kuzguncuk güzel semt. Fotoğraflarda etkileyici kareler, zihinlerde unutulmaz resimler bırakan harika manzaraları, renkli, güzel evleri ve keyifli yaşayan insanları var. Tesadüfen girdiğimiz bir atölyede o keyifli insanlardan biriyle tanışma şansına da eriştik. Heykeltıraş Bihrat Mavitan bizi atölyesinde konuk etti ve samimi, eğlenceli sohbetini bizden esirgemedi. Kuzguncuk’u anlattı, kendi hayatından kesitleri, semtin halkını ve yaşadıkları, yarattıkları güzellikleri. Farklı dinlerin, farklı kültürlerin nasıl dostça ve birbirini zenginleştirerek varolabildiğini. Bu uğurda çaba verdiklerini, emek koyduklarını anlattı. Nasıl diyeyim benim sözlerimle aynı tadı vermeyeceği için fazla da anlatmaya girişmek istemem. Sadece şunu söylemek isterim. Sanatçı yeni bir yaşam teklifinde bulunan kişidir aslında, demişti hocam. Bu tanıma göre düşününce, Bihrat bey’in eserleri de, iki yabancıyı karşılama biçimi de, Kuzguncuk’taki yaşam teklifi de bana ilham verdi, sevinç verdi...
Bu yazıya başlarken niyetim biraz gezi notları vermek, biraz da yaptığımız bu minicik aktivitenin bile bize nasıl iyi geldiğinden filan söz etmekti aslında. Ancak sonra Bihrat bey’in Kuzguncuk’u anlatırken verdiği küçük bir bilgiden kafamda canlanan bir resmin beni ne kadar çok yakaladığını fark ettim. Kuzguncuk, hapishanelerdeki minik pencerelere verilen isimmiş. Kuzguncuk’un dar sokaklarına çıktığınızda tıpkı böyle bir yerden bakıyormuş gibi bakıyorsunuz manzaraya ve bir rivayete göre de semt adını bu özelliğinden almış.
Dar bir pencereden bir güzelliğe bakmak... Dar bir pencereden dünyaya bakmak... Hepi topu iki gözümüzden yaşam... Kendi kuzguncuklarımızdan nereye bakıyoruz? Aynı şeyleri mi görüyoruz? Gördüklerimizi nasıl yorumluyoruz? Aynı manzaradan iyi, kötü, doğru, yanlış, tasalı, tasasız, sevgili, sevgisiz, güvenli, güvensiz hayatlar, resimler, enstantaneler çıkarıyoruz. Kendi kuzguncuklarımızı oradan oraya taşırken ne yaratıyoruz? Kimi Bihrat bey gibi harika sanat eserleri yapıyor o pencereden gördüklerinden, kimi savaşıyor, kimi aşkın peşinde kimi kavganın, kimi dünyayı yönetme telaşında, kimi havuç derdinde, kimi kendiyle mücadelede, kimi hükmetmek arzusuyla yakıp yıkıyor, kimi intikam ateşiyle hayatlar harcıyor, kimi bir şarkıyla ruhları okşuyor, kimi bir buluşla devrim yapıyor... Hayat dediğimiz, varolma ve varetme telaşında kendi biricikliğimizin hapishanesinden gördüklerimiz değil mi? Kendi algımızın hapishanesinden...
Hapishane esareti çağrıştırdığı için kötü söz. Ama içimizde kapalı tuttuğumuz dünyamız tam da burası... Ve aynı zamanda dünyayı varetmedeki çıkış noktamızın burası... Bakmak kadar görmenin de önemli olduğu yer burası... Tüm özgürlüklerimizin doğduğu yer kendi hapishanelerimizden açtığımız pencereler... Öyleyse iyi yaşamakla kötü yaşamak arasındaki fark, kuzguncuğunu nereye çevirdiğin ve oradan içeri ne aldığından ibaret…
http://mutlulukatlasi.blogspot.com.tr/2013/08/kuzguncuktan-dunyaya-bakmak.html
Kuzguncuk güzel semt. Fotoğraflarda etkileyici kareler, zihinlerde unutulmaz resimler bırakan harika manzaraları, renkli, güzel evleri ve keyifli yaşayan insanları var. Tesadüfen girdiğimiz bir atölyede o keyifli insanlardan biriyle tanışma şansına da eriştik. Heykeltıraş Bihrat Mavitan bizi atölyesinde konuk etti ve samimi, eğlenceli sohbetini bizden esirgemedi. Kuzguncuk’u anlattı, kendi hayatından kesitleri, semtin halkını ve yaşadıkları, yarattıkları güzellikleri. Farklı dinlerin, farklı kültürlerin nasıl dostça ve birbirini zenginleştirerek varolabildiğini. Bu uğurda çaba verdiklerini, emek koyduklarını anlattı. Nasıl diyeyim benim sözlerimle aynı tadı vermeyeceği için fazla da anlatmaya girişmek istemem. Sadece şunu söylemek isterim. Sanatçı yeni bir yaşam teklifinde bulunan kişidir aslında, demişti hocam. Bu tanıma göre düşününce, Bihrat bey’in eserleri de, iki yabancıyı karşılama biçimi de, Kuzguncuk’taki yaşam teklifi de bana ilham verdi, sevinç verdi...
Bu yazıya başlarken niyetim biraz gezi notları vermek, biraz da yaptığımız bu minicik aktivitenin bile bize nasıl iyi geldiğinden filan söz etmekti aslında. Ancak sonra Bihrat bey’in Kuzguncuk’u anlatırken verdiği küçük bir bilgiden kafamda canlanan bir resmin beni ne kadar çok yakaladığını fark ettim. Kuzguncuk, hapishanelerdeki minik pencerelere verilen isimmiş. Kuzguncuk’un dar sokaklarına çıktığınızda tıpkı böyle bir yerden bakıyormuş gibi bakıyorsunuz manzaraya ve bir rivayete göre de semt adını bu özelliğinden almış.
Dar bir pencereden bir güzelliğe bakmak... Dar bir pencereden dünyaya bakmak... Hepi topu iki gözümüzden yaşam... Kendi kuzguncuklarımızdan nereye bakıyoruz? Aynı şeyleri mi görüyoruz? Gördüklerimizi nasıl yorumluyoruz? Aynı manzaradan iyi, kötü, doğru, yanlış, tasalı, tasasız, sevgili, sevgisiz, güvenli, güvensiz hayatlar, resimler, enstantaneler çıkarıyoruz. Kendi kuzguncuklarımızı oradan oraya taşırken ne yaratıyoruz? Kimi Bihrat bey gibi harika sanat eserleri yapıyor o pencereden gördüklerinden, kimi savaşıyor, kimi aşkın peşinde kimi kavganın, kimi dünyayı yönetme telaşında, kimi havuç derdinde, kimi kendiyle mücadelede, kimi hükmetmek arzusuyla yakıp yıkıyor, kimi intikam ateşiyle hayatlar harcıyor, kimi bir şarkıyla ruhları okşuyor, kimi bir buluşla devrim yapıyor... Hayat dediğimiz, varolma ve varetme telaşında kendi biricikliğimizin hapishanesinden gördüklerimiz değil mi? Kendi algımızın hapishanesinden...
Hapishane esareti çağrıştırdığı için kötü söz. Ama içimizde kapalı tuttuğumuz dünyamız tam da burası... Ve aynı zamanda dünyayı varetmedeki çıkış noktamızın burası... Bakmak kadar görmenin de önemli olduğu yer burası... Tüm özgürlüklerimizin doğduğu yer kendi hapishanelerimizden açtığımız pencereler... Öyleyse iyi yaşamakla kötü yaşamak arasındaki fark, kuzguncuğunu nereye çevirdiğin ve oradan içeri ne aldığından ibaret…
http://mutlulukatlasi.blogspot.com.tr/2013/08/kuzguncuktan-dunyaya-bakmak.html
(bkz: hadi iç de çay koyayım)
ENLİL projesini gerçekleştiren genç. Güzel insan.
biri ile ilgili ne düşünüyorsam sorun, olumlu ya da olumsuz kendisine doğrudan iletmeyi tercih ettiğimden sevmediğim ve yapmadığımdır.
Kimlik bunalımının uzun sürmesi sonucu gencin düşünce, duygu, davranış ve tutumlarında kendine özgü bir yol çizememesidir. Ne olacağını, kim olduğunu, nelere inanması gerektiğini belirlemeyen genç kimlik kargaşası yaşar.
üç aylardan birinin ismidir
Ben de mal gibi yüksek lisansı paralı yapmayayım. Parayla eğitim mi olur? Adam akıllı tezli yapayım, çalışayım, emek vereyim gibi salak salak triplere giriyorum.
akademik dünyanın resmidir bu.
Ege Üniversitesi'nde Topluma Hizmet Uygulamaları dersinden kalanların dersi geçebilmeleri için devlet vakıflarına 100 TL bağış yapmaları istendi.
Mehmetçik Vakfı, 15 Temmuz Şehitleri ve Gazileri Vakfı veya Kızılay'dan birine 100 lira bağış yapmaları isteniyor. Bağış yapanların bunu kanıtlamaları karşılığında 100 tam not ile geçecekleri belirtiliyor.
devamını okumak için tıklayınız...
(bkz: akademisyenlerden nefret etmek)
akademik dünyanın resmidir bu.
Ege Üniversitesi'nde Topluma Hizmet Uygulamaları dersinden kalanların dersi geçebilmeleri için devlet vakıflarına 100 TL bağış yapmaları istendi.
Mehmetçik Vakfı, 15 Temmuz Şehitleri ve Gazileri Vakfı veya Kızılay'dan birine 100 lira bağış yapmaları isteniyor. Bağış yapanların bunu kanıtlamaları karşılığında 100 tam not ile geçecekleri belirtiliyor.
devamını okumak için tıklayınız...
(bkz: akademisyenlerden nefret etmek)
Aba yapma veya satma işi.
Abadan giyecek yapma veya satma işi.
Abadan giyecek yapma veya satma işi.
meclis konuşmasında;
''dünya görüşümüz ne olursa olsun hepimiz bu cennet vatanın korku tanımaz neferleriyiz.''
''dünya görüşümüz ne olursa olsun hepimiz bu cennet vatanın korku tanımaz neferleriyiz.''
latince öğrenecektim yatınca öğrenemedim.
neden bekliyorsun?
bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?