group of seven.
Kanada, Fransa, Almanya, İtalya, Japonya, İngiltere ve Amerika Birleşik Devletleri'nden oluşan G7, aynı zamanda dünyanın en büyük ekonomisine sahip yedi ülkenin grubu olarak biliniyor.
Baştan sona talihsiz cümleler içeren başlık. suçlama, 'yanlış anlamışım', 'kandırıldık' anlamları taşıyan cümleleri duymaktan artık gerçekten bıktık.
Teröristleri davul zurna ile sınır kapısınca karşılayanları eleştirdik, (gbkz:vatan haini Barış düşmanı) olduk. Sonra hesapları tutmadı, tüm bunlar yaşanmamış gibi davranınca \"Adamları meclise soktunuz, daha önce aklınız neredeydi?\" dedik, (gbkz:terörist destekçisi) olduk. Okyanus ötesine \"artık gel, özledik\" diye ağladıklarında eleştirince (gbkz:din düşman)ı olduk. Araları bozuldu it iti ısırdı, haktan hukuktan bahsedince 'iyi de adamların suçunu ispatlayamadınız?' Dedik (gbkz:paralelci) olduk.
ayıptır yahu, ayıptır.
Teröristleri davul zurna ile sınır kapısınca karşılayanları eleştirdik, (gbkz:vatan haini Barış düşmanı) olduk. Sonra hesapları tutmadı, tüm bunlar yaşanmamış gibi davranınca \"Adamları meclise soktunuz, daha önce aklınız neredeydi?\" dedik, (gbkz:terörist destekçisi) olduk. Okyanus ötesine \"artık gel, özledik\" diye ağladıklarında eleştirince (gbkz:din düşman)ı olduk. Araları bozuldu it iti ısırdı, haktan hukuktan bahsedince 'iyi de adamların suçunu ispatlayamadınız?' Dedik (gbkz:paralelci) olduk.
ayıptır yahu, ayıptır.
gaziantepspor un kümede kalması için aldığı bir puan çok işine yarayacak sanırım. İleriki haftalarda göreceğiz.
eski zamanın güzelliğini en güzel yansıtan naif parçalardan biri.
Halden anlamayanı kendi haline bırak. Zaman ona halini anlatır.
Hafif hafif ağlama.
Hikaye 1936 yılında Denizli'nin Acıpayam ilçesinde görevli öğretmenlerin pikniğe gitmeleriyle başlıyor.
Öğretmenler piknik yaparken keçilerini otlatan küçük bir çoban çocukla karşılaşır. Çobanı yanlarına davet edip çay ikram ederler ve ismini sorarlar.
Küçük çoban ürkek bir sesle cevap verir: Hüseyin...
Hüseyin'e öğretmenler yanlarındaki gazeteyi verip okumasını isterler. O tarihlerde okuma yazma bilenlerin sayısı o kadar azdır ki... Okuma öğrenenlerin diplomaları bizzat valiler tarafından imzalanır...
Hüseyin okuma bilmediği için gazeteyi eline almayı kabul etmez...
Öğretmenler bu kez yaşını ve neden okula gitmediğini sorar...
12 diye cevap verir ve ekler: 3 yaşımda annemi kaybettim, 11'imde de babamı...
Hüseyin ile süre sohbet eden öğretmenler, çocuğun aslında çok zeki olduğunun farkına varırlar. Mutlaka okuması gerektiğini tembih ederler...
Hüseyin, karşılaştığı öğretmenlerin verdiği destek ve heyecanla Denizli'de parasız yatılı okumaya başlar.
Bir süre sonra katıldığı bir matematik yarışmasında Hüseyin'e bir kitap hediye edilir. Hüseyin kitabı bir gecede bitirir.
Ertesi gün Fen Bilgisi öğretmenine gider, "Bu kitapta eksiklik var” der...
Öğretmen şaşırır. Çünkü Hüseyin'in bahsettiği eksiklik, Görecelilik Teorisi hakkındadır. Söz konusu teorinin önemli bir parçasının kitapta olmadığını fark etmiştir Hüseyin.
Fen öğretmeni konuyu İTÜ'nde kendi hocası olan rahmetli fizik profesörü Nusret Kürkçüoğlu'na mektup yazarak iletir. Nusret hocadan şu yanıt gelir: “Hüseyin liseyi bitirince İstanbul Teknik Üniversitesi Elektrik Mühendisliği'ne gelsin”
Ve Hüseyin mezun olunca İstanbul Teknik Üniversitesi Elektrik Mühendisliği'ne gider. Denizlili öksüz ve yetim çoban Hüseyin, orada da birtakım çalışmalar yapar ve çalışmalarını hocaları anlayamaz. Hocalarından biri, "Bu çalışmalarını bilse bilse Amerika Boston'daki Massachusetts Teknoloji Enstitüsü'nde (MIT) görevli Prof. Dr. Morse bilir' deyip mektupla ona gönderir.
Prof. Morse'dan da şöyle bir cevap gelir: “Hüseyin'in bu yaptığını 5 sene önce bir grup buldu, ama bunu Hüseyin'in tek başına bulması olağanüstü bir şey. Biz Hüseyin'in tüm masraflarını karşılayacağız, Amerika'ya gelsin”
Yıl 1952... Hüseyin yüksek elektrik mühendisi olmuştur. Anne baba yok. Köyünün insanları son derece fakir. Bir gazete kampanya yapar ve toplanan parayla Hüseyin Amerika'ya giden bir gemiye bindirilir.
Hüseyin, MIT'te Prof Morse'un karşısına geçer. Morse, Hüseyin'in tez hocası olacak ama Hüseyin'in İngilizcesi de iyi değil. Anlayamıyor pek Morse'un dediklerini. Hocasına “Write on the blackboard” der. Prof. Morse da Hüseyin'in tez konusu olacak konuyu tahtaya yazar ve Hüseyin de bunu defterine geçirip üniversiteden ayrılır.
MIT'te genelde tez konuları 5 senede, 9 senede bitirilebiliyor olmasına rağmen Hüseyin çalışmasını 3 ay sonra bitirip hocasının karşısına çıkar. Morse birkaç gün sonra tezi inceleyip Hüseyin'i çağırır. “Senin tezin bitti. Ancak burası MIT. Biz burada böyle hemen doktora diploması veremeyiz. Sen git istediğin dersleri al, 2 sene sonra gel” der.
Hüseyin 2 sene sonra doktorasını alıp bu kez Princeton Üniversitesi'ne gider. Orada ünlü fizikçi Albert Einstein ile birlikte çalışır.
Birkaç yıl sonra Boston'a geri dönüp icatları destekleyen bir firmada çalışmaya başlar. Burada bilgisayarlar ile konuşmanın onlara talimat vermeye yönelik projeler yürütür. Sesle kumanda edilen bilgisayarı ilk defa 1960'ların başında Hüseyin Yılmaz yapar.
1958 yılında, çalışmalarını yakından takip ettiği Albert Einstein'in kendisi kadar ünlü fonksiyon teorisinde eksikler tespit eder ve bunu bir mektupla kendisine bildirir. Ancak mektup ulaşmadan Einstein ölür.
Yılmaz, bu hatayı ünlü bir bilim dergisinde yayımlayınca akademik dünyada adeta kıyamet kopar. Bilim dünyası ikiye bölür ve Einstein'in kuramına karşı Yılmaz kütle çekim kuramı da literatüre girer. 27 Ocak 2013'te ise ABD'de vefat eder.
Bugün dünyada çok popüler olarak kullanınan Siri, Google Now, Cortana gibi bütün programlardaki sesli komut sistemin mucidi Prof Dr Hüseyin Yılmaz'dır.
Bir öğretmen bütün dünyayı değiştirebilir...
Öğretmenler piknik yaparken keçilerini otlatan küçük bir çoban çocukla karşılaşır. Çobanı yanlarına davet edip çay ikram ederler ve ismini sorarlar.
Küçük çoban ürkek bir sesle cevap verir: Hüseyin...
Hüseyin'e öğretmenler yanlarındaki gazeteyi verip okumasını isterler. O tarihlerde okuma yazma bilenlerin sayısı o kadar azdır ki... Okuma öğrenenlerin diplomaları bizzat valiler tarafından imzalanır...
Hüseyin okuma bilmediği için gazeteyi eline almayı kabul etmez...
Öğretmenler bu kez yaşını ve neden okula gitmediğini sorar...
12 diye cevap verir ve ekler: 3 yaşımda annemi kaybettim, 11'imde de babamı...
Hüseyin ile süre sohbet eden öğretmenler, çocuğun aslında çok zeki olduğunun farkına varırlar. Mutlaka okuması gerektiğini tembih ederler...
Hüseyin, karşılaştığı öğretmenlerin verdiği destek ve heyecanla Denizli'de parasız yatılı okumaya başlar.
Bir süre sonra katıldığı bir matematik yarışmasında Hüseyin'e bir kitap hediye edilir. Hüseyin kitabı bir gecede bitirir.
Ertesi gün Fen Bilgisi öğretmenine gider, "Bu kitapta eksiklik var” der...
Öğretmen şaşırır. Çünkü Hüseyin'in bahsettiği eksiklik, Görecelilik Teorisi hakkındadır. Söz konusu teorinin önemli bir parçasının kitapta olmadığını fark etmiştir Hüseyin.
Fen öğretmeni konuyu İTÜ'nde kendi hocası olan rahmetli fizik profesörü Nusret Kürkçüoğlu'na mektup yazarak iletir. Nusret hocadan şu yanıt gelir: “Hüseyin liseyi bitirince İstanbul Teknik Üniversitesi Elektrik Mühendisliği'ne gelsin”
Ve Hüseyin mezun olunca İstanbul Teknik Üniversitesi Elektrik Mühendisliği'ne gider. Denizlili öksüz ve yetim çoban Hüseyin, orada da birtakım çalışmalar yapar ve çalışmalarını hocaları anlayamaz. Hocalarından biri, "Bu çalışmalarını bilse bilse Amerika Boston'daki Massachusetts Teknoloji Enstitüsü'nde (MIT) görevli Prof. Dr. Morse bilir' deyip mektupla ona gönderir.
Prof. Morse'dan da şöyle bir cevap gelir: “Hüseyin'in bu yaptığını 5 sene önce bir grup buldu, ama bunu Hüseyin'in tek başına bulması olağanüstü bir şey. Biz Hüseyin'in tüm masraflarını karşılayacağız, Amerika'ya gelsin”
Yıl 1952... Hüseyin yüksek elektrik mühendisi olmuştur. Anne baba yok. Köyünün insanları son derece fakir. Bir gazete kampanya yapar ve toplanan parayla Hüseyin Amerika'ya giden bir gemiye bindirilir.
Hüseyin, MIT'te Prof Morse'un karşısına geçer. Morse, Hüseyin'in tez hocası olacak ama Hüseyin'in İngilizcesi de iyi değil. Anlayamıyor pek Morse'un dediklerini. Hocasına “Write on the blackboard” der. Prof. Morse da Hüseyin'in tez konusu olacak konuyu tahtaya yazar ve Hüseyin de bunu defterine geçirip üniversiteden ayrılır.
MIT'te genelde tez konuları 5 senede, 9 senede bitirilebiliyor olmasına rağmen Hüseyin çalışmasını 3 ay sonra bitirip hocasının karşısına çıkar. Morse birkaç gün sonra tezi inceleyip Hüseyin'i çağırır. “Senin tezin bitti. Ancak burası MIT. Biz burada böyle hemen doktora diploması veremeyiz. Sen git istediğin dersleri al, 2 sene sonra gel” der.
Hüseyin 2 sene sonra doktorasını alıp bu kez Princeton Üniversitesi'ne gider. Orada ünlü fizikçi Albert Einstein ile birlikte çalışır.
Birkaç yıl sonra Boston'a geri dönüp icatları destekleyen bir firmada çalışmaya başlar. Burada bilgisayarlar ile konuşmanın onlara talimat vermeye yönelik projeler yürütür. Sesle kumanda edilen bilgisayarı ilk defa 1960'ların başında Hüseyin Yılmaz yapar.
1958 yılında, çalışmalarını yakından takip ettiği Albert Einstein'in kendisi kadar ünlü fonksiyon teorisinde eksikler tespit eder ve bunu bir mektupla kendisine bildirir. Ancak mektup ulaşmadan Einstein ölür.
Yılmaz, bu hatayı ünlü bir bilim dergisinde yayımlayınca akademik dünyada adeta kıyamet kopar. Bilim dünyası ikiye bölür ve Einstein'in kuramına karşı Yılmaz kütle çekim kuramı da literatüre girer. 27 Ocak 2013'te ise ABD'de vefat eder.
Bugün dünyada çok popüler olarak kullanınan Siri, Google Now, Cortana gibi bütün programlardaki sesli komut sistemin mucidi Prof Dr Hüseyin Yılmaz'dır.
Bir öğretmen bütün dünyayı değiştirebilir...
Adalete uygun olarak dusunuldugunde azdir. Turkiye sartlarina gore fazladir. Ceza bile almamasi lazimdi. Zira o hareketi yaptigi volkan, kamera objektiflerinin onunde "senin anani s....ğim" diye bagirmasina ragmen pfdk'ya bile sevk edilmedi.
Meireles olayina gelirsek. 11 mac ceza bilgisi kismen dogrudur. Zira daha sonra o ceza yanlis hatirlamiyorsam 3 maca (5 mac da olabilir) indirilmistir. Kaldi ki, meireles'in ceza almasinin tek sebebi hakeme bu isareti yapmasi degildir. Ayni pozisyonda hakem halis ozkahya'nin suratina da tukurmustur.
Meireles olayina gelirsek. 11 mac ceza bilgisi kismen dogrudur. Zira daha sonra o ceza yanlis hatirlamiyorsam 3 maca (5 mac da olabilir) indirilmistir. Kaldi ki, meireles'in ceza almasinin tek sebebi hakeme bu isareti yapmasi degildir. Ayni pozisyonda hakem halis ozkahya'nin suratina da tukurmustur.
mehmet ali erbil'in hastalığı olarakta bilinir halk arasında.
1960 yılında Dr. Clarkson ve arkadaşları tarafından keşfedilen rahatsızlığa önceleri Clarkson hastalığı denilmekteydi. Damar içi sıvı oranının azalması ile ortaya çıkan kalp atakları yaşam kalitesini ciddi boyutlarda olumsuz etkiler.
Hastalığın neden kaynaklandığı henüz bilinmemektedir. Kılcal damarlardaki sıvı oranı azalınca, kan damarlarda dolaşamaz hale gelir. Damar dışı artan sıvı karaciğer, akciğer ve kalbe zarar verir. vücudun boşlukları ve kaslarında sıvı birikmeye başlar. Beyin bunu kötü sinyaller olarak algılar ve tansiyon kan basıncı aniden azalınca vücut şoka girer.
1960 yılında Dr. Clarkson ve arkadaşları tarafından keşfedilen rahatsızlığa önceleri Clarkson hastalığı denilmekteydi. Damar içi sıvı oranının azalması ile ortaya çıkan kalp atakları yaşam kalitesini ciddi boyutlarda olumsuz etkiler.
Hastalığın neden kaynaklandığı henüz bilinmemektedir. Kılcal damarlardaki sıvı oranı azalınca, kan damarlarda dolaşamaz hale gelir. Damar dışı artan sıvı karaciğer, akciğer ve kalbe zarar verir. vücudun boşlukları ve kaslarında sıvı birikmeye başlar. Beyin bunu kötü sinyaller olarak algılar ve tansiyon kan basıncı aniden azalınca vücut şoka girer.
Yahu sayın başkan Ali Yalçın, yarım puan için insan kendini madara eder mi? Baştan kabul etseydin!
"Memurun durumu iyi, zam istemiyoruz deseydin... Kamudaki bürokratların memur zammıyla işi yok. Onlar yan ödeme, ek ödeme, zart zurt ek geliriyle yolunu buluyor. Geriye kalıyor sade düz memur... Eee onlar da parayı ne yapacak? Fazlası azdırır memur milletini..." deseydin ya...
Hem doğru bir şey söylemiş olurdun, hem gönlümüzde yer ederdin.
"Memurun durumu iyi, zam istemiyoruz deseydin... Kamudaki bürokratların memur zammıyla işi yok. Onlar yan ödeme, ek ödeme, zart zurt ek geliriyle yolunu buluyor. Geriye kalıyor sade düz memur... Eee onlar da parayı ne yapacak? Fazlası azdırır memur milletini..." deseydin ya...
Hem doğru bir şey söylemiş olurdun, hem gönlümüzde yer ederdin.
Türkiye İslam birliği konferansına baş konuşmacı olarak katılmıştı,
mhp aydın büyükşehir belediye başkan adayı.
Ak parti 31 mart 2019 yerel seçimlerinde büyük ihtimalle aydın ilinden çekilip seçimlerde ümmet akın'a destek verecek gibi görünüyor.
Ak parti 31 mart 2019 yerel seçimlerinde büyük ihtimalle aydın ilinden çekilip seçimlerde ümmet akın'a destek verecek gibi görünüyor.
yukarıdaki klip 1995 Sevgililer Günü Televizyon Konserinden. Rahmetli güzel sanatçıydı.
(bkz: kayahan)
(bkz: kayahan)
(bkz: alms)
ateş olsan cürmün kadar yer yakarsın :)
eksik olmasın.
Şu sıralar gülen bok emojisi. Hayatım bok gibi ama bunalima girip napacan gül geç gibi.
Hastalığın ben geliyorum diye işaret gonderdigi belirtilerdir.
(gbkz:Boğaz ağrısı) , halsizlik, üşüme. ..
(gbkz:Boğaz ağrısı) , halsizlik, üşüme. ..
Vardır böyle bir şey ruhları bir türlü yaşlanmaz. Yaşlanmasınlarda zaten. Anamız, bacımız, yarimiz onlar bizim.
-tevellüt kaç teyze?
+böyle yaşlı göründüğüme bakma, ruhum genç benim ayol.
-yani?
+25 yaşındaymışım gibi hissediyorum kendimi, 18'liklere taş çıkarırım.
-tevellüt kaç teyze?
+böyle yaşlı göründüğüme bakma, ruhum genç benim ayol.
-yani?
+25 yaşındaymışım gibi hissediyorum kendimi, 18'liklere taş çıkarırım.
neden bekliyorsun?
bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?
