Faks ya da belgegeçer, Facsimile (Latince fac similar yani "benzer bir şey yapmak") kelimesinden türetilmiş bir iletişim aygıtı ve türüdür.
Var olan telefon hatlarından yararlanarak, karşılıklı iki tarafta bulunan belgegeçer ile, resim, yazı, grafik vb. verilerin, ses sinyalleri halinde hızlı bir şekilde aktarımını sağlar.
1843'te Alexander Bain tarafından patenti alınmış olup, 1851'de Frederick Bakewell tarafından Büyük Londra Fuarında sergilenmiştir. Günümüz tasarımına, 1924'te Amerikan Radio Corporation of America (RCA) şirketinden Richard H.Ranger'in araştırmaları sonucunda ulaşmış olan aygıtla, 24 Kasım 1924'te New York'tan Londra'ya bir fotoğraf aktarılmıştır.
Çağdaş belgegeçer, 1970'lerin ortalarında geliştirilmiştir. 1980'in ikinci yarısından sonra Japonya sayısal belgegeçer makinesini geliştirmiştir. İlk dönemlerinde sadece termal kâğıtlara yakma yönetmiyle çıktı elde edilirken, sonraki dönemlerde geliştirilerek her türlü yazıcı ile çıktı alınabilir olmuştur.
Günümüzde modemler ve İnternet üzerinden bu hizmeti sunan servis sağlayıcılar aracılığıyla bilgisayarlardan da belge gönderimi yapılabilmektedir.
Mezhep savaşlarını körükleyecek girişimler
Kendi isteğiniz ile yaptığınız değil, karşı tarafın sizi yapmaya mecbur bıraktığı bir eylemdir.
Karar vermesi kolay da evlenmesi zor.
Sözlükte az sayıya rağmen arapçaya az çok hakim epey kişi var. Bu anlamda gerekli gördüğüm başlık
Eşyalarımızın taşınması istediğimizde çağırdığımız profesyonel taşıyıcılardan oluşan ekiptir. Eşyalarımız çizilmemesi için onları tutarız. Özellikle https://www.istanbulevden-evenakliyat.net ta bulunan ekip ile işimizi görürüz.
Ben internetten birşey almadan önce yorumları okuyorum. Tabi bunun için https://yorumbudur.com sitesini kullanıyorum. Çok güzel bilgi verici yorumlar oluyor.
her gün aksatmadan yapılması gerekendir. vücudun da ihtiyacı olandır. aksi durum, erken yaşlanma nedenidir.
bu olayda birincil sorumlu olarak hükümeti ve mit'i görenleri gerizekalı olarak nitelendiren über zekalı arkadaşlarımıza söz söylemek haddimize değil ancak, fazla zeka gerektirmeyen ve sadece basit analitik değerlendirmeler içeren bir iki hususu hatırlatmak gerekiyor.
bu arkadaşlarımız ikiz kulelerin yıkılışı esnasında neredelerdi bilmiyorum. ben tesadüf eseri televizyon başındaydım. ilk uçak kuleye çarpmıştı ve tvler canlı yayındaydı. bir uçak kazası olduğu değerlendiriyordu ki ikinci uçak canlı kanlı, gözlerimizin önünde ikinci kuleye çarptı. o an gözlerime inanamadım. bunun bir terör saldırısı olduğu işte o an anlaşıldı. zira, böylesi bir terör eylemi, daha önce dünya tarihinde görülmüş şey değildi. zaten o olaydan sonra, dünya üzerinde her şey değişti. nihayetinde abd, bu olaydan sorumlu olduğunu iddia ettiği usame bin ladin'i ele geçirme adına dünyanın düzenini değiştirdi. ülkeleri işgal etti. 10 yıl uğraştı. 100 milyar dolar para harcadı (size enteresan bir bilgi vereyim. abd'nin uzaya astronot gönderme programının maliyeti de, usame bin ladin'i bulma maliyetiyle aynıymış. yani abd, bu iki iş için 100'er milyar dolar harcamış.) ve nihayetinde ladin'in cesedini okyanusun dibine gönderdi.
fransa ise büyük bir kamuoyu oluşturdu. eylemlerin ardından desteğini açıklamayan dünya lideri kalmadı neredeyse. hatırlayın, bizim sevimli başbakanımız bile fotoğrafta görünebilmek için, 'ben de buradayım, beni de çekin.' edalarıyla, kalabalığın arasından kafasını uzatmaya çalışıyordu paris'te.
evet, doğrudur. terör eylemleri dünyanın her yerinde olabilir ki oluyor da zaten. japonya'dan ingiltere'ye, fransa'dan ispanya'ya kadar, terörün acımasız yüzüyle tanışmayan ülke yok gibi.
ne yazık ki ülkemizde de, onlarca yıldır bu ahlaksız eylem tarzı çok sıklıkla sergileniyor.
sergileniyor sergilenmesine de, bizim yöneticilerimiz buna önlem olarak ne yapıyorlar? biraz da bunu irdeleyelim.
çok uzağa gitmeye gerek yok. son bir yıl içinde, bu topraklarda ışid terör eylemi yaptı mı? yaptı. başkentin göbeğinde bomba patlattı. pkk yaptı mı? yaptı. başkentin göbeğinde iki kere olmak üzere, birkaç intihar eylemi yaptı. dhkp-c yaptı mı? yaptı. cumhuriyet savcısını odasında katletti.
bakın bunlar bir anda aklıma gelenler. farklı farklı terör örgütlerinin gövde gösterisi yaptığı bir arena gibiyiz adeta.
dikkatinizi çekti mi bilmem. verdiğim bu örneklerin ortak bir noktası var: hepsi de, bir devlet için hem stratejik hem prestij anlamında çok önemli mevkiler. biri adliye sarayında, diğerleri başkentte. yani bir bakıma devleti kalbinden vuruyorlar. peki yöntemleri ne? çok basit: birkaçı intihar eylemi. yani son derece beklenebilir eylemler. diğerinde ise, adamlar elini kolunu sallayarak giriyorlar adliye sarayından içeriye. yine onda da, öyle ultra karmaşık bir plan yok.
kabul etmek lazım. patlayıcı yüklü bir aracı şehir trafiğinde farketmek ve engellemek imkansıza yakın zordur. peki bunun önlemi nasıl alınır öyleyse? cevap basit: haber alma teşkilatları (bu bizde mit oluyor), terör örgütlerinin içindeki adamları aracılığıyla eylemleri önceden haber alırlar. eldeki bilgiler yeterli değilse, ihtimalleri irdelerler. misal, şüphelileri kontrol ederler (hatırlatalım, yukardaki örneklerin tamamında terör suçlarından şüpheli ya da hükümlü kişiler olayın öznesiydi. yani kayıtları devletin elinde vardı. bir terör eylemi olasılığı hesaplanırken, ilk bakılacaklar listesinde yer alanlardı.)
peki bakalım bizim hükümetimiz ve haber alma teşkilatımız, son yıllarda terör eylemlerine karşı ne gibi tedbirler aldı. hatırlayabildiğim kadarıyla birkaçını sayayım:
- hükümet, terör örgütünün güneydoğuda serbestçe geçişini, 'çözüm süreci' adı altında legalleştirdi. operasyon yetkisini valilere verdi. valiler de hükümetin isteği doğrultusunda, askerden gelen operasyon taleplerini reddetti. birkaç yıllık süreçte, şehirler cephaneliğe çevrildi.
- hükümet, bu duruma isyan edenleri kandan beslenmekle suçladı. 'biz analar ağlamasın diyoruz. bunlar anları ağlatmaya çalışıyor.' dedi.
- hükümet, ordudaki yüzlerce komutanın, uyduruk gerekçelerle hapse atılmasına, 'devlet bağırsaklarını temizliyor.' , 'ben bu davanın savcısıyım.' , 'bırakın da yargı işini yapsın.' diyerek tam destek verdi.
- hükümet yanıbaşımızda patlayan savaşa taraf oldu. ne idüğü belirsiz gruplara destek verdi. beşar esad, 'terör cebinizde taşıdığınız akrep gibidir. gün gelir, o akrep cebinde taşıyanı da sokar.' dediğinde, 'iki aya emevi camiinde cuma namazı kılarız.' dendi.
- ışid militanlarına silah yardımı hususu tartışmalı olsa da, tartışmasız şekilde kendilerine stratejik destek verildi. yaralanan militanlar türkiye'deki hastanelerde tedavi olup geri döndü. büyük şehirlerden ışid'e militan devşirilmesi görmezden gelindi.
- kayıtsız, kontrolsüz biçimde, milyonlarca insanın ülkeye girişine ses çıkarılmadı.
- terör örgütü olarak kabul ettiği ypg'ye destek için ayn el arab'a gönderilen peşmergelerin geçişine izin verildi. izin verilmekle kalınmadı bunun şov yapılarak, kutlamalarla gerçekleştirilmesine boyun eğdi.
- hükümet yaptığı yasa değişikliğiyle, terör örgütleriyle görüşen kamu görevlilerinin yargılanmasını engelledi. tamamını başbakanın iznine bağladı.
- hükümet terör örgütüyle oslo'da görüştü. 'hepsinden haberimiz var. büyük şehirleri cephaneliğe çevirdiniz.' dediği terör örgütü ele başını siyasi muhatap olarak kabul etti.
- üç beş mehmet'in ölmesi haber olmamalı, diyerek terörü adeta legalleştirirken, hükümetin uygulamalarını protesto eden halk kitlelerine demir yumruğunu göstermekten geri durmadı. gezi olaylarında, artvindeki maden protestolarında, insanları öldürdü, kör etti, sakat bıraktı, gaz sıktı, yerlerde süründürdü...
bunlar şu anda aklıma gelenler. eminim bunları okurken, benim yazmayı unuttuğum onlarca örnek olayı da sizler hatırlamışsınızdır.
özetle, terörle nasıl mücadele edilmezse, öyle mücadele etmeye çalıştı ülkenin başındakiler. daha doğrusu çalışmadılar. çalışıyormuş gibi yaptılar.
en iyi yaptıkları iş, kahredici her terör eyleminden sonra, sahtekarca 'acımız büyük. ne mutlu şehit ailelerine. terörle mücadele azmimiz artıyor...' gibi, adeta dalga geçen açıklamalar yapmak oldu. ülke adeta bir kamera şakasının kurbanı durumunda. medyadaki borazanlarından biri, dünkü terör eyleminin ardından, hiç utanmadan, yüzü kızarmadan tv'ye çıkıp 'artık terörle yaşamaya alışmamız lazım.' diyebiliyor. ve über zeki analistlerimiz, 'lan gerizekalılar. susun da, böyyük yöneticilerimizin peşinden gidin. siz ne anlarsınız bu işlerden.' diye bize diskur çekiyor...
vallahi billahi helal olsun. arsızlığın yüzsüzlüğün bu kadarına pes artık...
ha ama haklarını da yemeyelim. her söylediklerine de karşı değilim.
'bizim ülkemizde şerefsiz hain çok.' buyurmuşlar. elhak doğrudur. altına imzamı atarım.
bu arkadaşlarımız ikiz kulelerin yıkılışı esnasında neredelerdi bilmiyorum. ben tesadüf eseri televizyon başındaydım. ilk uçak kuleye çarpmıştı ve tvler canlı yayındaydı. bir uçak kazası olduğu değerlendiriyordu ki ikinci uçak canlı kanlı, gözlerimizin önünde ikinci kuleye çarptı. o an gözlerime inanamadım. bunun bir terör saldırısı olduğu işte o an anlaşıldı. zira, böylesi bir terör eylemi, daha önce dünya tarihinde görülmüş şey değildi. zaten o olaydan sonra, dünya üzerinde her şey değişti. nihayetinde abd, bu olaydan sorumlu olduğunu iddia ettiği usame bin ladin'i ele geçirme adına dünyanın düzenini değiştirdi. ülkeleri işgal etti. 10 yıl uğraştı. 100 milyar dolar para harcadı (size enteresan bir bilgi vereyim. abd'nin uzaya astronot gönderme programının maliyeti de, usame bin ladin'i bulma maliyetiyle aynıymış. yani abd, bu iki iş için 100'er milyar dolar harcamış.) ve nihayetinde ladin'in cesedini okyanusun dibine gönderdi.
fransa ise büyük bir kamuoyu oluşturdu. eylemlerin ardından desteğini açıklamayan dünya lideri kalmadı neredeyse. hatırlayın, bizim sevimli başbakanımız bile fotoğrafta görünebilmek için, 'ben de buradayım, beni de çekin.' edalarıyla, kalabalığın arasından kafasını uzatmaya çalışıyordu paris'te.
evet, doğrudur. terör eylemleri dünyanın her yerinde olabilir ki oluyor da zaten. japonya'dan ingiltere'ye, fransa'dan ispanya'ya kadar, terörün acımasız yüzüyle tanışmayan ülke yok gibi.
ne yazık ki ülkemizde de, onlarca yıldır bu ahlaksız eylem tarzı çok sıklıkla sergileniyor.
sergileniyor sergilenmesine de, bizim yöneticilerimiz buna önlem olarak ne yapıyorlar? biraz da bunu irdeleyelim.
çok uzağa gitmeye gerek yok. son bir yıl içinde, bu topraklarda ışid terör eylemi yaptı mı? yaptı. başkentin göbeğinde bomba patlattı. pkk yaptı mı? yaptı. başkentin göbeğinde iki kere olmak üzere, birkaç intihar eylemi yaptı. dhkp-c yaptı mı? yaptı. cumhuriyet savcısını odasında katletti.
bakın bunlar bir anda aklıma gelenler. farklı farklı terör örgütlerinin gövde gösterisi yaptığı bir arena gibiyiz adeta.
dikkatinizi çekti mi bilmem. verdiğim bu örneklerin ortak bir noktası var: hepsi de, bir devlet için hem stratejik hem prestij anlamında çok önemli mevkiler. biri adliye sarayında, diğerleri başkentte. yani bir bakıma devleti kalbinden vuruyorlar. peki yöntemleri ne? çok basit: birkaçı intihar eylemi. yani son derece beklenebilir eylemler. diğerinde ise, adamlar elini kolunu sallayarak giriyorlar adliye sarayından içeriye. yine onda da, öyle ultra karmaşık bir plan yok.
kabul etmek lazım. patlayıcı yüklü bir aracı şehir trafiğinde farketmek ve engellemek imkansıza yakın zordur. peki bunun önlemi nasıl alınır öyleyse? cevap basit: haber alma teşkilatları (bu bizde mit oluyor), terör örgütlerinin içindeki adamları aracılığıyla eylemleri önceden haber alırlar. eldeki bilgiler yeterli değilse, ihtimalleri irdelerler. misal, şüphelileri kontrol ederler (hatırlatalım, yukardaki örneklerin tamamında terör suçlarından şüpheli ya da hükümlü kişiler olayın öznesiydi. yani kayıtları devletin elinde vardı. bir terör eylemi olasılığı hesaplanırken, ilk bakılacaklar listesinde yer alanlardı.)
peki bakalım bizim hükümetimiz ve haber alma teşkilatımız, son yıllarda terör eylemlerine karşı ne gibi tedbirler aldı. hatırlayabildiğim kadarıyla birkaçını sayayım:
- hükümet, terör örgütünün güneydoğuda serbestçe geçişini, 'çözüm süreci' adı altında legalleştirdi. operasyon yetkisini valilere verdi. valiler de hükümetin isteği doğrultusunda, askerden gelen operasyon taleplerini reddetti. birkaç yıllık süreçte, şehirler cephaneliğe çevrildi.
- hükümet, bu duruma isyan edenleri kandan beslenmekle suçladı. 'biz analar ağlamasın diyoruz. bunlar anları ağlatmaya çalışıyor.' dedi.
- hükümet, ordudaki yüzlerce komutanın, uyduruk gerekçelerle hapse atılmasına, 'devlet bağırsaklarını temizliyor.' , 'ben bu davanın savcısıyım.' , 'bırakın da yargı işini yapsın.' diyerek tam destek verdi.
- hükümet yanıbaşımızda patlayan savaşa taraf oldu. ne idüğü belirsiz gruplara destek verdi. beşar esad, 'terör cebinizde taşıdığınız akrep gibidir. gün gelir, o akrep cebinde taşıyanı da sokar.' dediğinde, 'iki aya emevi camiinde cuma namazı kılarız.' dendi.
- ışid militanlarına silah yardımı hususu tartışmalı olsa da, tartışmasız şekilde kendilerine stratejik destek verildi. yaralanan militanlar türkiye'deki hastanelerde tedavi olup geri döndü. büyük şehirlerden ışid'e militan devşirilmesi görmezden gelindi.
- kayıtsız, kontrolsüz biçimde, milyonlarca insanın ülkeye girişine ses çıkarılmadı.
- terör örgütü olarak kabul ettiği ypg'ye destek için ayn el arab'a gönderilen peşmergelerin geçişine izin verildi. izin verilmekle kalınmadı bunun şov yapılarak, kutlamalarla gerçekleştirilmesine boyun eğdi.
- hükümet yaptığı yasa değişikliğiyle, terör örgütleriyle görüşen kamu görevlilerinin yargılanmasını engelledi. tamamını başbakanın iznine bağladı.
- hükümet terör örgütüyle oslo'da görüştü. 'hepsinden haberimiz var. büyük şehirleri cephaneliğe çevirdiniz.' dediği terör örgütü ele başını siyasi muhatap olarak kabul etti.
- üç beş mehmet'in ölmesi haber olmamalı, diyerek terörü adeta legalleştirirken, hükümetin uygulamalarını protesto eden halk kitlelerine demir yumruğunu göstermekten geri durmadı. gezi olaylarında, artvindeki maden protestolarında, insanları öldürdü, kör etti, sakat bıraktı, gaz sıktı, yerlerde süründürdü...
bunlar şu anda aklıma gelenler. eminim bunları okurken, benim yazmayı unuttuğum onlarca örnek olayı da sizler hatırlamışsınızdır.
özetle, terörle nasıl mücadele edilmezse, öyle mücadele etmeye çalıştı ülkenin başındakiler. daha doğrusu çalışmadılar. çalışıyormuş gibi yaptılar.
en iyi yaptıkları iş, kahredici her terör eyleminden sonra, sahtekarca 'acımız büyük. ne mutlu şehit ailelerine. terörle mücadele azmimiz artıyor...' gibi, adeta dalga geçen açıklamalar yapmak oldu. ülke adeta bir kamera şakasının kurbanı durumunda. medyadaki borazanlarından biri, dünkü terör eyleminin ardından, hiç utanmadan, yüzü kızarmadan tv'ye çıkıp 'artık terörle yaşamaya alışmamız lazım.' diyebiliyor. ve über zeki analistlerimiz, 'lan gerizekalılar. susun da, böyyük yöneticilerimizin peşinden gidin. siz ne anlarsınız bu işlerden.' diye bize diskur çekiyor...
vallahi billahi helal olsun. arsızlığın yüzsüzlüğün bu kadarına pes artık...
ha ama haklarını da yemeyelim. her söylediklerine de karşı değilim.
'bizim ülkemizde şerefsiz hain çok.' buyurmuşlar. elhak doğrudur. altına imzamı atarım.
Hainlerce şehit edilen genç.
Yasin Börü davasında karar çıktı...
17 sanığa 5'er kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildi
Yasin Börü davasında karar çıktı...
17 sanığa 5'er kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildi
10 kasım nedeniyle çocuklara şiir öğretmeye çalışıyorum yaş grubu küçük olunca çok uzun mısralı şiirler seçemiyorum. ben de "atatürk yoktu/düşman çoktu/atatürk geldi/düşmanı yeni/bu güzel yurdu/bizlere verdi/" şiirini öğrettim. daha doğrusu öğrettiğimi düşündüm.
birçok kez tekrar ettikten sonra hep birlikte söyledik ardından "tek başına söylemek isteyen var mı?" diye sordum. bir öğrencim okumak istediğini söyledi ve ona söz verdim şiiri okumaya başladı;
+atatürk yoktu düşman çoktu atatürk geldi düşmanı yendi bu güzel yoğurdu bizlere verdi.
-canım yoğurt değil o yurdu olacak. yurt yani.
+ama öğretmenim onların elinde yoğurt varmış iste onlar bizden almış atatürk de bize vermiş.
-hayır canım yurt o bizim vatanımız türkiye var ya onu söylüyoruz orada yurdu derken.
+heee düşmanlar bizim yoğurdumuzu almadı türkiye'yi mi almak istedi öğretmenim tamam ben şimdi anladım.
ardından gelen sarılma ve öpmeyle karışık his, içimde biriken kahkahalar, çok seviyorum bu çocukları, söylemiş miydim :)
birçok kez tekrar ettikten sonra hep birlikte söyledik ardından "tek başına söylemek isteyen var mı?" diye sordum. bir öğrencim okumak istediğini söyledi ve ona söz verdim şiiri okumaya başladı;
+atatürk yoktu düşman çoktu atatürk geldi düşmanı yendi bu güzel yoğurdu bizlere verdi.
-canım yoğurt değil o yurdu olacak. yurt yani.
+ama öğretmenim onların elinde yoğurt varmış iste onlar bizden almış atatürk de bize vermiş.
-hayır canım yurt o bizim vatanımız türkiye var ya onu söylüyoruz orada yurdu derken.
+heee düşmanlar bizim yoğurdumuzu almadı türkiye'yi mi almak istedi öğretmenim tamam ben şimdi anladım.
ardından gelen sarılma ve öpmeyle karışık his, içimde biriken kahkahalar, çok seviyorum bu çocukları, söylemiş miydim :)
2016 arabest albümü ile harikalar yaratan müzisyen.
erdem yener' in performansı oldukça güzel. Komik mi komik gibi.
Güzel bir atışma. https://www.facebook.com/video.php?v=652914141480462
Güzel bir atışma. https://www.facebook.com/video.php?v=652914141480462
zeytinburnu = olive nose
(bkz: koğuş)
1870 yılında Trablusşam'da doğan Mişel'in İstanbul'a ne sebeple geldiğini bilen yok. İstanbul'da İslam'a ihtida eden Mişel, Hüsnü ismini alır ve Arap lakabıyla anılır. Tophane civarında genç külhanların hepsini sindirmiş, Salı Pazarı'nda haracını vermeyen iki kişiyi öldürmesiyle nâm yapmıştır. Ömer Ünal'ın “Heyula gibi, iri yarı, insanın rüyasında görse korkacağı bir tipti” diye tarif ettiği Arap Hüsnü, kabadayılığının son yıllarında kaçak içki satışına girer. Bu işten dolayı defalarca kez hapse girip çıkan Hüsnü, Cumhuriyet'in ilan edilmesinin ardından
çok güzel sözmüş. yazdım bir kenara. güzel katkı.
Para için yapılan ihanetin bedeli sefalettir
Kadın için yapılan ihanetin bedeli rezalettir
Devlete ihanetin bedelide ancak ve ancak ölümdür..
Kadın için yapılan ihanetin bedeli rezalettir
Devlete ihanetin bedelide ancak ve ancak ölümdür..
neden bekliyorsun?
bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?