Nasrettin hocaya atfedilen inşallah söylemenin önemini belirten bir hikaye vardır.
Nasrettin Hoca bir akşam karısına; - "Yarın hava yağmurlu olursa ormana, açık olursa çift sürmeye gideceğim." demiş. - "İnşallah de Efendi" demiş karısı. Hoca karısını dinlememiş bile.
Ertesi gün hava yağmurlu olmuş. O'da ormana gitmek için erkenden çıkmış. Bir süre sonra bir sipahiye rastlamış. Sipahi sormuş:
- "Filan köye nasıl gidilir?". "Bilmem" deyip orman yolunu tutmak istemiş Hoca. Sipahi, kamçıyla vurarak:
- "Çabuk önüme düş!. Beni o köye götüreceksin" diye emretmiş. Hoca istemeye istemeye yolunu değiştirip adamı epey uzaktaki köye götürmüş. Evine de ancak akşam dönebilmiş. Kapıyı çalıpta karısı "kim o?" diye seslenince
Hoca: - "Aç hanım aç. İnşallah ben geldim." demiş...
ilk olarak San Francisco’da 1969 yılında düzenlenen Ulusal UNESCO Dünya Konferansında John McConnell tarafından dünyamızın yaşamı ve güzelliğini kutlayarak karşı karşıya kaldığı çevresel tehditlere dikkat çekmek amacıyla bir özel gün düzenlenmesi fikri ile ortaya çıkmıştır.
https://www.youtube.com/watch?v=_yY9vhXJJLI&feature=youtu.be
--- (gbkz: spoiler) --- filmin sonlarında deniz'in söylediği bu replik hayata dair ne büyük bir tespittir aslında. küçükken ne güzel ne müthiş hayallerimiz vardı. en zengin, en güçlü, en mutlu, en çok sevilen, en en en olacaktık... büyüdük ve atanabileyim de yeter demeye başladık, beni de seven, sevdiğim biri olsun o mutlu eder dedik, spor arabalar yerine benim de bi sedan kasam olur mu acaba, lüks villalar yerine bi apartman dairem olsa ne güzel olurdu demeye başladık. çocukken süpermen olmak isterken büyüyünce sadece mutlu ve huzurlu olabilmeyi ister olduk. çünkü büyüdük ve hayatı öğrendik, ne kadar acımasız olduğunu gördük. büyüdük çünkü bok vardı. --- (gbkz: spoiler) ---
deniz de büyüdü. o acı büyüttü onu. ve biz oturduk küçük bir çocuğun büyümesini izledik.
arif nihat asya şiiridir. Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü, Kız kardeşimin gelinliği, şehidimin son örtüsü, Işık ışık, dalga dalga bayrağım! Senin destanını okudum, senin destanını yazacağım.
Sana benim gözümle bakmayanın Mezarını kazacağım. Seni selâmlamadan uçan kuşun Yuvasını bozacağım.
Dalgalandığın yerde ne korku, ne keder... Gölgende bana da, bana da yer ver. Sabah olmasın, günler doğmasın ne çıkar: Yurda ay yıldızının ışığı yeter.
Savaş bizi karlı dağlara götürdüğü gün Kızıllığında ısındık; Dağlardan çöllere düştüğümüz gün Gölgene sığındık.
Ey şimdi süzgün, rüzgârlarda dalgalı; Barışın güvercini, savaşın kartalı Yüksek yerlerde açan çiçeğim. Senin altında doğdum. Senin dibinde öleceğim.
Tarihim, şerefim, şiirim, her şeyim: Yer yüzünde yer beğen! Nereye dikilmek istersen, Söyle, seni oraya dikeyim!
Şekerleri sakladığımız kap. Son zamanlarda restoranlarda, kafelerde bu isim, azıcık şekeri kalem şeklinde kağıtların içine koymuşlar onun için kullanılıyor.
paramı dikkatli kullandığımdan hiç acımadığım şeylerdir. cidden öyle yerinde kullanırım ki, hiç sıkıntı yaşamam bu tarz konularda. mükemmeliyetçilik zor iş...
\"Mardin Midyat İlçe Emniyet Müdürlüğü'ne bomba yüklü araçla saldırı düzenlendi. Bomba yüklü aracın emniyetin önünde patlatılması sonrası teröristlerle güvenlik güçleri arasında çatışma çıktı. Saldırıda 1 polisin şehit olduğu 2 sivil hayatını kaybetti, 30'dan fazla kişi de yaralandı.\" (haber yazısı/milliyet)
çok ağır süreçler. 1 insanın hayatının ne kadar değerli olduğunu bilen toplumumuz alıştırılmak zorunda bırakılıyor. alışmayalım. iyiye gitmiyoruz, çok net. gülmek zor, ölmek kolay güzel ülkemde. Allah rahmet eylesin, umarım temiz bir sabaha uyanırız.