kanunini devrinde teşekkül eden büyük ahenk tablosunun unsurları;
ebussuud efendi efendi gibi şeyhülislam
sokullu gibi sadrazam
baki gibi şair
sinan gibi mimar
ve barbaros gibi amiral sadece ve sadece fatihin hareket noktasına bu mili yerleştirdiği kıskaç yüzü suyu hörmetine yetişmiş büyüklerdir.
tarihimizde fatihten başka her hükümdarın aksiyonu isterse vatana eklediği toprak fatihin kiden bin misli fazla olsun ulvi kemal ve noksansızlık bakımından tamam olmaktan uzaktır.yalnız fatihtedir ki kendi zaman ve mekanına göre dava hedefi muhteşem ve muazzam bir tamamlılık içerisinde göze çarpmaktadır.işte bütün bunları sembolize eden venznlendiren de doğu ve batı dünyalarının kavşak noktası cihanın en güzel beldesi istanbul ve onun kalbi ayasofyadır.
not:29 aralık 1965 ayasofya konferansı/necip fazil kisakürek
https://raingrande.com ile kişileri aratabilir profillere bakabilirsiniz ayrıca takiipçi beğeni ve görüntüleme satın alabilirsiniz.
Sanat için hayal gücü yeterli bir şeydir. Araçların hiçbir önemi yok. Oldukça başarılı bir hemşire orası ayrı tabi.
bir kitabında (sanırım uzaktan aşk) şöyle bir cümle vardı; "tanrı güzelliği sana vermiş ama benim gözlerim için". sahiplenme duygusunu anlatmak daha iyi bir cümle kurulamaz sanırım.
devletin parasını hovarda mirasyediler gb keyiflerine harcayan kıt akıllı görgüsüz memurlar ve vasıfsız yöneticilere de eğitim şart !
Türkiye İsrafı Önleme Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Aziz Akgül Türkiye'de yılda israf edilen gıda miktarının 214 milyar lira ettiğini belirten Akgül, “TÜBİTAK tarafından yapılan araştırmalara göre, israf edilen sebze ve meyve miktarı 12 milyon ton ve 25 milyar lira değerinde.” açıklamasında bulundu.
Akgül, Türkiye'de günde 4.9 milyon ve yılda 1.7 milyar ekmek israf edildiğine vurgu yapmış.
İsrafın boyutları öylesine abartılı ki elektrik tüketiminden ilaca, yakıt tüketiminden zamana, otomobillerden lüks tüketime kadar, aklınıza gelen, hemen her konuda inanılmaz noktalara gelmiş durumda...
Mirasyedi gibi lüks hayat yaşıyoruz. Bir kazanıp, üç harcıyoruz.
Bunu kimimiz görgüsüzlükten, kimimiz de bilgisizlikten yapıyor.
İşte bu yüzden, okullarda çocuklarımızı üç gün sonra unutacakları bilgiler yerine, biraz da hayata dair bilgilerle donatalım!
Abbas Güçlü,Milliyet
Türkiye İsrafı Önleme Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Aziz Akgül Türkiye'de yılda israf edilen gıda miktarının 214 milyar lira ettiğini belirten Akgül, “TÜBİTAK tarafından yapılan araştırmalara göre, israf edilen sebze ve meyve miktarı 12 milyon ton ve 25 milyar lira değerinde.” açıklamasında bulundu.
Akgül, Türkiye'de günde 4.9 milyon ve yılda 1.7 milyar ekmek israf edildiğine vurgu yapmış.
İsrafın boyutları öylesine abartılı ki elektrik tüketiminden ilaca, yakıt tüketiminden zamana, otomobillerden lüks tüketime kadar, aklınıza gelen, hemen her konuda inanılmaz noktalara gelmiş durumda...
Mirasyedi gibi lüks hayat yaşıyoruz. Bir kazanıp, üç harcıyoruz.
Bunu kimimiz görgüsüzlükten, kimimiz de bilgisizlikten yapıyor.
İşte bu yüzden, okullarda çocuklarımızı üç gün sonra unutacakları bilgiler yerine, biraz da hayata dair bilgilerle donatalım!
Abbas Güçlü,Milliyet
Tatlıcıyı kesin olarak haksız bulduğum kavga. Bir zabıta dibine kadar gitmiş gel etme diye bizimki almış eline bıçağı diğer elinde bastonu savurup duruyor. Burası dağ başı değil arkadaş, iş yapacaksan gidip açacaksın dükkanını vereceksin vergini o şekilde çalışacaksın.
Elindeki o araba rahat 2000 tl civarına mal olmuştur. hadi 1000 olsun. beş arabamı aldılar diyor bide üstüne üstlük. Beş arabadan bakarsanız bu adam çok iyi para kazanıyor demektir. E vergisi nerede, zekat mı veriyorsun hacı. Sonra bu çarşaflı nasıl biniyor bu jeep e.
Beş çocuk bana bakıyor evde diye. Ulan kedi gibi yavrularsanız sonra bakarlar tabi.
Bu kavgada en uyuz olduğum şey ise hacının sinirlilik halinde yaptıklarıydı. Bilinç altı bi nevi. Küfürler falan. Ayrıca beş çocuk deyip durdu bu adamlar sonra o çocuklara da demediğini bırakmıyor. İstanbulun varoşlarında eğitimin olmaması korkutuyor beni ürkütüyor beni.
Seyyar satıcıyı da dolmuşu da ve buna benzer antik çağlardan kalan ne varsa engellenmeli. Gerekirse kafası kırılarak.
Elindeki o araba rahat 2000 tl civarına mal olmuştur. hadi 1000 olsun. beş arabamı aldılar diyor bide üstüne üstlük. Beş arabadan bakarsanız bu adam çok iyi para kazanıyor demektir. E vergisi nerede, zekat mı veriyorsun hacı. Sonra bu çarşaflı nasıl biniyor bu jeep e.
Beş çocuk bana bakıyor evde diye. Ulan kedi gibi yavrularsanız sonra bakarlar tabi.
Bu kavgada en uyuz olduğum şey ise hacının sinirlilik halinde yaptıklarıydı. Bilinç altı bi nevi. Küfürler falan. Ayrıca beş çocuk deyip durdu bu adamlar sonra o çocuklara da demediğini bırakmıyor. İstanbulun varoşlarında eğitimin olmaması korkutuyor beni ürkütüyor beni.
Seyyar satıcıyı da dolmuşu da ve buna benzer antik çağlardan kalan ne varsa engellenmeli. Gerekirse kafası kırılarak.
bi de böyle bir şekli vardır. Bence bu şekli daha fazladır.
https://www.youtube.com/watch?v=3XuvfxuzbyU
bir rakkam 2
tersten okunuşu aynı olan tek rakkam
tersten okunuşu aynı olan tek rakkam
ara vererek. uzun süre aynı kişilerle bir arada bulununca ister istemez paylaşacak, konuşacak, tartışacak şeyler azalıyor. biraz zaman girerse her iki taraf da kendini yeniliyor. tabi bu çoğu zaman sen bizden uzaklaştın şeklinde yorumlansa da saatlerce boş boş oturup konuşmaktan, karşılıklı sıkılmaktan iyidir.
eğitimin kalitesi mi düşük , öğretmenin mi ? haydi bakalım...
eğitimin kalitesi mi düşük , öğretmenin mi ? haydi bakalım...
Geçen gün yeni meşhur olan bir şarkıcı arkadaşım için beğeni lazımdı çünkü havasını arttırmamız lazım o yüzden neyse googleda araştırmalarım sonucu sosyalgece'yi keşfettim. İsteyen olursa tavsiye ederim.
yüz bin fırça darbesi
ak merkezi bi ara kullanmışlığım var. Ben bu kadar hızlı çıkan asansöre bir daha denk gelmedim.
Yenişafak'ın yayınladığı binbaşı tutanağı sahte çıkıyor... Ve yol açtığı istifhamlar bugün siyasi bir hesaplaşmaya dönüştürülmek isteniyor... Her defasında son derece sinsi şekilde Yenişafak gazetesi birileri tarafından kullanılıyor.
devamını okumak için tıklayınız...
devamını okumak için tıklayınız...
yeni kalktım merak etme :D
seçim şansı vermek. tercih ettikleri belli eder insanı.
makarna kilo yapmıyormuş
İspanya büyükelçiliği kültür ataşesi tarafından tarafıma gönderilen maille haberdar olduğum sergi. Bak kültür ataşesi diyorum, mail gönderip beni davet etti diyorum...
6 mart'a kadar devam edecekmiş, öğrencilerimi toplayıp toplayıp götüreceğim.
(bkz: las huellas de don quijote )
6 mart'a kadar devam edecekmiş, öğrencilerimi toplayıp toplayıp götüreceğim.
(bkz: las huellas de don quijote )
Afsuncunun yaptığı iş.
aslında birden çok nedene bağlı olup biraz açmak istediğim, sıkıntılı bulduğum konudur. tabi en başta, eğlence odaklılık, gerçek anlamdaki kaliteli yayın, sorgulama mesafesi ve öğretici, merak uyandırıcı konulara ayrılan süreler. tabi, bütün bunlar tek tip izleyici, tek tip kitle, toplum oluşturmaya hizmet ediyor. tüket tüket ve tüken.
bilinçli izleyicinin, bilinçli insanın kaçışına neden olduğu gibi var olan izleyiciyi de, eğlence kalıbının içine sokarak gündemden uzaklaştırma, bilme öğrenme ihtiyacını unutturma gibi özellikleri de taşıyor. tabi ki ticari yayıncılığın doğasında bu var. halk hizmeti modeli değil sonuçta, en baştan bu kabul ediliyor, en baştan düzen yanlış biliyorum ama bu ne durumda olursa olsun sıkıntılı bir nokta. hayat, eğlenceden ibaret değil. tabi ki sınıflar arası rahatlamaya ihtiyaç var ona bir şey diyemem ama sırf buna odaklanmak bir şeyleri unutturuyor. şöyle bir soru sormak isterim, yarışması olmayan bir konu kaldı mı? onun bunun yarışması var? ama şöyle tematik, sözlük mantığında ilgi çekici içeriklerin öne çıkarıldığı, daha bir belgesel tadında içerikler ne kadar var, ya da ne kadar süre/önem/prodüksiyon maliyeti ayrılıyor? en son ne zaman kitap üzerine bir tartışma, analiz programı gördük? ya da bir film incelemesi aktarıldı ya da teknoloji üzerine haber ötesinde bir yaklaşımla insanlara yeni ufuklar açıldı? en son ne zaman üretici olmanın önemi vurgulandı? bu bir kenara... bu tabi, gerçek anlamdaki kaliteli yayına da bağlanabilir.
televizyon içeriklerinin sorgulama mesafesi. yani, bir şeyleri değiştirme, ikna etme çabası, sadece tüketimi artırmak üzerine kurulu. diziler ürün yerleştirme mecrası, haberler pr çalışması ve geri kalan da sırf reklam zaten... kamu spotları bile inanırlık düzeyinde sıkıntılar yaşıyor. kendi kendini tüketiyor mecra, alan. internet mecrasının daha baskın hale gelmesinin de nedenlerinden biri...
zamanı yakalayamamak. gençliğin diline hitap etmek. önemli bir nokta. şu anki durumda, basit hedefler ve buna bağlı bir bilinçaltı üretimi mevcut. günlük yaşa, günlük düşün, günlük sev, günlük terk et. kalıcı hiçbir şey olmasın. tam tersi, senin merak uyandırman lazım. ticari yayıncılık olsan da. eğer genç kitleyi çekersen daha çok izlenirsin ama tabi bu uzun vadede çıkarlarına ters gelebilir, çok normal...
bir takım insana dair değerlerden uzaklaşmak, duygulardan özellikle. robot bir toplum isteniyor gibi. tepkisiz, ölümlere alışmış, sağına soluna bakmayan, sinmiş... bu da can sıkan bir mesele. kelimelerin sivrileşmesi, iticiliği, insana verilen değerin azalması. metanın, ürünlerin insanın ürettiklerinin insanın önüne geçmesi vs. uzayıp gidiyor. unutmayalım, vazgeçmeyelim... umut kazansın, sevgi kazansın...
baya bir uzadı afedersiniz ama birikmişlik olan bir konu. okuyanlarımıza vaktini ayırdıkları için teşekkürler...
bilinçli izleyicinin, bilinçli insanın kaçışına neden olduğu gibi var olan izleyiciyi de, eğlence kalıbının içine sokarak gündemden uzaklaştırma, bilme öğrenme ihtiyacını unutturma gibi özellikleri de taşıyor. tabi ki ticari yayıncılığın doğasında bu var. halk hizmeti modeli değil sonuçta, en baştan bu kabul ediliyor, en baştan düzen yanlış biliyorum ama bu ne durumda olursa olsun sıkıntılı bir nokta. hayat, eğlenceden ibaret değil. tabi ki sınıflar arası rahatlamaya ihtiyaç var ona bir şey diyemem ama sırf buna odaklanmak bir şeyleri unutturuyor. şöyle bir soru sormak isterim, yarışması olmayan bir konu kaldı mı? onun bunun yarışması var? ama şöyle tematik, sözlük mantığında ilgi çekici içeriklerin öne çıkarıldığı, daha bir belgesel tadında içerikler ne kadar var, ya da ne kadar süre/önem/prodüksiyon maliyeti ayrılıyor? en son ne zaman kitap üzerine bir tartışma, analiz programı gördük? ya da bir film incelemesi aktarıldı ya da teknoloji üzerine haber ötesinde bir yaklaşımla insanlara yeni ufuklar açıldı? en son ne zaman üretici olmanın önemi vurgulandı? bu bir kenara... bu tabi, gerçek anlamdaki kaliteli yayına da bağlanabilir.
televizyon içeriklerinin sorgulama mesafesi. yani, bir şeyleri değiştirme, ikna etme çabası, sadece tüketimi artırmak üzerine kurulu. diziler ürün yerleştirme mecrası, haberler pr çalışması ve geri kalan da sırf reklam zaten... kamu spotları bile inanırlık düzeyinde sıkıntılar yaşıyor. kendi kendini tüketiyor mecra, alan. internet mecrasının daha baskın hale gelmesinin de nedenlerinden biri...
zamanı yakalayamamak. gençliğin diline hitap etmek. önemli bir nokta. şu anki durumda, basit hedefler ve buna bağlı bir bilinçaltı üretimi mevcut. günlük yaşa, günlük düşün, günlük sev, günlük terk et. kalıcı hiçbir şey olmasın. tam tersi, senin merak uyandırman lazım. ticari yayıncılık olsan da. eğer genç kitleyi çekersen daha çok izlenirsin ama tabi bu uzun vadede çıkarlarına ters gelebilir, çok normal...
bir takım insana dair değerlerden uzaklaşmak, duygulardan özellikle. robot bir toplum isteniyor gibi. tepkisiz, ölümlere alışmış, sağına soluna bakmayan, sinmiş... bu da can sıkan bir mesele. kelimelerin sivrileşmesi, iticiliği, insana verilen değerin azalması. metanın, ürünlerin insanın ürettiklerinin insanın önüne geçmesi vs. uzayıp gidiyor. unutmayalım, vazgeçmeyelim... umut kazansın, sevgi kazansın...
baya bir uzadı afedersiniz ama birikmişlik olan bir konu. okuyanlarımıza vaktini ayırdıkları için teşekkürler...
neden bekliyorsun?
bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?