Nasrettin Hocanın güzel mi güzel bir fıkrasıdır. Şöyle;
Bir gece Nasreddin Hoca kuyudan su almaya gider.Bakar ki ay kuyuya düşmüş. Hoca:
– Kadın kadın, diye hanımına bağırır. ‘Bana çabuk bir kanca getir yoksa ay boğulup ölecek’.
Karısı kancayı getirir. Nasreddin Hoca kancayı kuyuya atar çeker çeker kanca gelmez.Hoca, ‘galiba ay’ı tuttum’ der. Kancanın ipi gerilir gerilir ve kopar. Sırt üstü düşen Nasreddin Hoca gökyüzünde ay’ı görür.
-Düştük düşmesine ama ayı da kurtardık, der
Bu sanırım bir varoş geleneğidir. Öncelikle babamdan görmüştüm bu cüzdan olayını. İçine kimlik ve para koyup arka cebe atardı.
Sonraları bunun ceket içinde veya ayrı bir bel çantasında taşındığını gördüm. Tabi huy değişmez ve ben hala varoş olmak istiyorum.
Sonraları bunun ceket içinde veya ayrı bir bel çantasında taşındığını gördüm. Tabi huy değişmez ve ben hala varoş olmak istiyorum.
Güldüren capslerdir.
/gorseller/yukle/images/1xex.jpg
http://www.malayani.com/kategoriler/turkiye/en-guzel-kurban-bayrami-capsleri/13/
http://www.malayani.com/kategoriler/turkiye/en-guzel-kurban-bayrami-capsleri/13/
İşin devlet boyutu için '' öteden beri içerim ve bunu herkes bilir ama devlet işini katiyen aksatmama neden olmadı'' tarzında samimi bir ifadesi vardır Gazinin.
Bu alkol olayının Gazi'ye zararı hanedana damat olamaması noktasında büyük rol oynadığına bir gerçek. Enver paşanın İslam Ordu'ları başkumandan vekilliğini ve hanedan damadı olduğunu göz önünde bulundurulsak tabi.
Bu alkol olayının Gazi'ye zararı hanedana damat olamaması noktasında büyük rol oynadığına bir gerçek. Enver paşanın İslam Ordu'ları başkumandan vekilliğini ve hanedan damadı olduğunu göz önünde bulundurulsak tabi.
dudak ile yanak arasındaki bölge. Ya da böyle bir saçma kelimeyi ben kullanıyor olabilirim.
Bu yaz çanakkale de başıma gelen olay. Denizden çıkmış yaylan yaylan eve doğru giderken adamın teki motor ile arkadan yetişti bize. Geldi bana sen kime küfrediyorsun laaan dedi.
Normal şartlarda insan (ben de insanım) bu durumdan az tırsması lazım ya da direk ooo kavga var şunun ağzını burnunu kırayım da sonra küfür ederim demesi lazım. Ancak acaip bi ruh halindeyim. Adama şakayla karışık dalga moduna geçtim.
Adam bana sen bana ana bacı nasıl küfür edersin, sen kimsin, senin aklını alırım tarzı şeyler söylemeye başladı. Abicim bak küfür falan yok. Ben seni daha önce hiç görmedim bile. Yok efendim sen bana küfür ettin.
Adam az yaklaşınca ağzından çıkan koku ile ben de sarhoş olmuş olsam gerek bizim bu muhabbet uzadı gitti. Kendine olmayan, sallanan bir adamlar yarım saate yakın bu şekilde şamata yaptık. O kadar sıkıldım ki bi ara sigara çıkarttım yakayım diye. Bizimki dur buradan yak dedi. Aynı şekilde olur mu sen buradan yak dedim. Adam elime sarıldı yok buradan yak diye. Baktım bizim kavga olayı unutuldu ben birazdan kaçarım diye düşünürken bu adam tutturdu sen sen bana nasıl küfredersin diye. Durduk yere adamın aklına geldi aynı şey.
Sonrasında polise haber vermiş çevredekiler. polis geldi. Problem nedir falan. Böyle bir iddiası var adamın dedim. Ancak adamı tanımıyorum ve küfür falan da etmedim dedim. Polis bu durumda biz bişe yapamayız dedi. Polisin yanında ruhsatlı silahım var vururum seni dedi biizm ki. Eli arada bir arkasına doğru götürüp durdu.
Yine hararetle ben konuyu anlatmaya çalışırken amaaan deyip uzaklaştım yanından. Peşimden de gelmedi. Muhtemelen bi 10 dk sonra bu bana küfretti deyip aradı beni ama bulamadı. Adamın adı sezer miş.
Garip mi garip bir gece yaşatmıştı bana.
Normal şartlarda insan (ben de insanım) bu durumdan az tırsması lazım ya da direk ooo kavga var şunun ağzını burnunu kırayım da sonra küfür ederim demesi lazım. Ancak acaip bi ruh halindeyim. Adama şakayla karışık dalga moduna geçtim.
Adam bana sen bana ana bacı nasıl küfür edersin, sen kimsin, senin aklını alırım tarzı şeyler söylemeye başladı. Abicim bak küfür falan yok. Ben seni daha önce hiç görmedim bile. Yok efendim sen bana küfür ettin.
Adam az yaklaşınca ağzından çıkan koku ile ben de sarhoş olmuş olsam gerek bizim bu muhabbet uzadı gitti. Kendine olmayan, sallanan bir adamlar yarım saate yakın bu şekilde şamata yaptık. O kadar sıkıldım ki bi ara sigara çıkarttım yakayım diye. Bizimki dur buradan yak dedi. Aynı şekilde olur mu sen buradan yak dedim. Adam elime sarıldı yok buradan yak diye. Baktım bizim kavga olayı unutuldu ben birazdan kaçarım diye düşünürken bu adam tutturdu sen sen bana nasıl küfredersin diye. Durduk yere adamın aklına geldi aynı şey.
Sonrasında polise haber vermiş çevredekiler. polis geldi. Problem nedir falan. Böyle bir iddiası var adamın dedim. Ancak adamı tanımıyorum ve küfür falan da etmedim dedim. Polis bu durumda biz bişe yapamayız dedi. Polisin yanında ruhsatlı silahım var vururum seni dedi biizm ki. Eli arada bir arkasına doğru götürüp durdu.
Yine hararetle ben konuyu anlatmaya çalışırken amaaan deyip uzaklaştım yanından. Peşimden de gelmedi. Muhtemelen bi 10 dk sonra bu bana küfretti deyip aradı beni ama bulamadı. Adamın adı sezer miş.
Garip mi garip bir gece yaşatmıştı bana.
müslümanlara karşı baskı ve zulüm uygulayanlara ayrıca savaş açanlara karşı izlenecek yol ve yöntemlerin belirlendiği hukuktur.
1- haklı savaş gerekçesi ilkesi:
kuran-ı kerimdeki savaşın sebebi, düşmanın saldırı ve zulmüdür.
düşman müslümanların yurtlarını basar, hicrete zorlar, can, mal ve din ve namus güvenliğini tehdit ederse, bu durum; savaşı zorunlu ve mecbur kılar.
kur-an'a göre, düşman güçlere karşı verilecek savaşın gerekçesinin makul ve haklı olması gerekir.
esasen \"istila\", \"sömürü\" ve \"tecavüz\" için yapılan savaşları tanımayan islam dini ( bakara sûresi, 205 ; nisa sûresi,94 ; kasas sûresi,83 ; şura sûresi,41-42) savaşa ancak müslümanların can ve mal güvenliğini sağlamak, hak ve hürriyetlerini korumak, islama ve islam ülkelerine yönelik saldırıları önlemek amacıyla başvurulacağını hükme bağlamış ve meşru gördüğü bu savaşı da diğerlerinden ayırmak için ona cihad adını vermiştir.
2- adil savaş ilkesi:
adil savaş ilkesi, cihat fiilen başladığı zaman uygulanacak bir ilkedir.
bu ilkeye göre, savaş sadece savaşa iştirak eden tarafa yöneliktir.
islam'da düşmanı öldürmekten ziyade insanı kazanmak esastır.
bu amaçla, savaştan önce düşman islam'ı kabul etmeye çağrılır, kabul etmezse itaat ve savaş tazminatı teklif edilir.
bunlar yapılmadan cihada teşebbüs edilmez.
düşmana sunulan bu gerekçeler kabul edilmediğinde allah'tan yardım dilenerek savaşa girilir.
savaşa girildiğinde, müslümanlar, \"adil savaş ilkesi\"ne göre adım atmak zorundadırlar.
bu ilkeye göre, savaşta vurulacak hedef sadece düşman askerleridir.
savaş sırasında çocuklar, kadınlar, yaşlılar, yatalak hastalar, mecnunlar, sakatlar öldürülemez.
savaşa iştirak etmeyen din adamlarına ve ihtiyarlara silah çekilmez, savaşa katılmayanlar (esnaf ve çiftçiler gibi sivil halk) katledilemez (bakara sûresi,191).
savfan ibnu assal (r.a) anlatıyor : \"resulullah (a.s.m) beni seriyyede savaşa gönderdi.yola çıkarken şu talimatı verdiler : \"allah';ın adıyla, allah yolunda yürüyün. allah'ı inkar edenlerle savaşın, işkence yapmayın, ahdinizi bozmayın. ganimeti çalmayın, çocukları öldürmeyiniz\" ( müslim, cihad 3,(1731), tirmizi, siyer 48,(1617) ebu davut, cihad 90, (2612,2613)
3- savaşta aşırı gitmemek ilkesi:
islam, savaş halinde bile, insanî değerlere itibar eder.
savaş anında, dehşet ve vahşeti sergileyen şiddetli hiddetleri mutedil hale getirir.
savaşta bile ölçüyü kaçırmamayı bir temel prensip olarak kabul eder.
islam, aşırı ve haddi aşan tavırlara karşı müeyyideler getirmiştir.
bu nedenle, islam hukukunda saldırıya ancak misli ile mukabele edilir; aşırı gitmek suçtur.
kur-an'ı kerim, düşmanla yapılan yüz yüze savaşta bile, aşırı gidilmesini yasaklar. (bakara sûresi,190) (bakara sûresi, 194)
4- sulh ve barış ilkesi:
islam, düşman tarafından teklif edilen sulh ve barış anlaşmalarına karşı barış ve sulh ile mukabele etmeyi prensip olarak kabul eder(enfal sûresi,61,62,63 ; hucurat sûresi,9).
kur-an \"sulh daima hayırlıdır\"(nisa sûresi,128) mesajı ile bütün dünyaya bu hakikati 1400 seneden beri duyurmaktadır.
\"eğer onlar (savaştan) vazgeçerlerse,(şunu iyi bilin ki)allah gafur ve rahimdir.\"(bakara sûresi,192) ayeti ile \"şayet vazgeçerlerse zalimlerden başkasına düşmanlık ve saldırı yoktur.\"(bakara sûresi,193) ayeti de sulhun önemini vurgulamaktadır.
5- esirlere iyi muamele etme ilkesi:
islam, esirlere iyi muamele edilmesini emredir. müslümanlar esirleri yedirmekle, aç ve susuz bırakmamakla mükelleftirler.
bu görevi de allah rızası içi yaparlar.(bakara sûresi,177;enfal sûresi,69,70,71;muhammed sûresi,4; insan sûresi, 8,9,10,11,12)
kaynak: prof.dr. şener dilek hanımefendinin makalelerinden derlenmiştir.
1- haklı savaş gerekçesi ilkesi:
kuran-ı kerimdeki savaşın sebebi, düşmanın saldırı ve zulmüdür.
düşman müslümanların yurtlarını basar, hicrete zorlar, can, mal ve din ve namus güvenliğini tehdit ederse, bu durum; savaşı zorunlu ve mecbur kılar.
kur-an'a göre, düşman güçlere karşı verilecek savaşın gerekçesinin makul ve haklı olması gerekir.
esasen \"istila\", \"sömürü\" ve \"tecavüz\" için yapılan savaşları tanımayan islam dini ( bakara sûresi, 205 ; nisa sûresi,94 ; kasas sûresi,83 ; şura sûresi,41-42) savaşa ancak müslümanların can ve mal güvenliğini sağlamak, hak ve hürriyetlerini korumak, islama ve islam ülkelerine yönelik saldırıları önlemek amacıyla başvurulacağını hükme bağlamış ve meşru gördüğü bu savaşı da diğerlerinden ayırmak için ona cihad adını vermiştir.
2- adil savaş ilkesi:
adil savaş ilkesi, cihat fiilen başladığı zaman uygulanacak bir ilkedir.
bu ilkeye göre, savaş sadece savaşa iştirak eden tarafa yöneliktir.
islam'da düşmanı öldürmekten ziyade insanı kazanmak esastır.
bu amaçla, savaştan önce düşman islam'ı kabul etmeye çağrılır, kabul etmezse itaat ve savaş tazminatı teklif edilir.
bunlar yapılmadan cihada teşebbüs edilmez.
düşmana sunulan bu gerekçeler kabul edilmediğinde allah'tan yardım dilenerek savaşa girilir.
savaşa girildiğinde, müslümanlar, \"adil savaş ilkesi\"ne göre adım atmak zorundadırlar.
bu ilkeye göre, savaşta vurulacak hedef sadece düşman askerleridir.
savaş sırasında çocuklar, kadınlar, yaşlılar, yatalak hastalar, mecnunlar, sakatlar öldürülemez.
savaşa iştirak etmeyen din adamlarına ve ihtiyarlara silah çekilmez, savaşa katılmayanlar (esnaf ve çiftçiler gibi sivil halk) katledilemez (bakara sûresi,191).
savfan ibnu assal (r.a) anlatıyor : \"resulullah (a.s.m) beni seriyyede savaşa gönderdi.yola çıkarken şu talimatı verdiler : \"allah';ın adıyla, allah yolunda yürüyün. allah'ı inkar edenlerle savaşın, işkence yapmayın, ahdinizi bozmayın. ganimeti çalmayın, çocukları öldürmeyiniz\" ( müslim, cihad 3,(1731), tirmizi, siyer 48,(1617) ebu davut, cihad 90, (2612,2613)
3- savaşta aşırı gitmemek ilkesi:
islam, savaş halinde bile, insanî değerlere itibar eder.
savaş anında, dehşet ve vahşeti sergileyen şiddetli hiddetleri mutedil hale getirir.
savaşta bile ölçüyü kaçırmamayı bir temel prensip olarak kabul eder.
islam, aşırı ve haddi aşan tavırlara karşı müeyyideler getirmiştir.
bu nedenle, islam hukukunda saldırıya ancak misli ile mukabele edilir; aşırı gitmek suçtur.
kur-an'ı kerim, düşmanla yapılan yüz yüze savaşta bile, aşırı gidilmesini yasaklar. (bakara sûresi,190) (bakara sûresi, 194)
4- sulh ve barış ilkesi:
islam, düşman tarafından teklif edilen sulh ve barış anlaşmalarına karşı barış ve sulh ile mukabele etmeyi prensip olarak kabul eder(enfal sûresi,61,62,63 ; hucurat sûresi,9).
kur-an \"sulh daima hayırlıdır\"(nisa sûresi,128) mesajı ile bütün dünyaya bu hakikati 1400 seneden beri duyurmaktadır.
\"eğer onlar (savaştan) vazgeçerlerse,(şunu iyi bilin ki)allah gafur ve rahimdir.\"(bakara sûresi,192) ayeti ile \"şayet vazgeçerlerse zalimlerden başkasına düşmanlık ve saldırı yoktur.\"(bakara sûresi,193) ayeti de sulhun önemini vurgulamaktadır.
5- esirlere iyi muamele etme ilkesi:
islam, esirlere iyi muamele edilmesini emredir. müslümanlar esirleri yedirmekle, aç ve susuz bırakmamakla mükelleftirler.
bu görevi de allah rızası içi yaparlar.(bakara sûresi,177;enfal sûresi,69,70,71;muhammed sûresi,4; insan sûresi, 8,9,10,11,12)
kaynak: prof.dr. şener dilek hanımefendinin makalelerinden derlenmiştir.
BEsiyi yapan çiftçi, besici gerçekten işinin ehli biriymiş. Tosun tosun değil bildiğin kamyonet maaşallah.
--- (gbkz: spoiler) ---
Çorum’un Alaca ilçesinde “Şahin” adı verilen 2 ton 207 kilogram ağırlığındaki kurbanlığı, Ankaralı bir iş adamı aldı.
Alaca ilçesinde besicilik yapan Müfit Gürses tarafından yetiştirilen simental cinsi boğa, ağırlığıyla dikkati çekiyor. Büyük bir özveriyle bakımı yapılan ve Kurban Bayramı’na sayılı günler kala 2 ton 207 kilograma ulaşan “Şahin” adlı boğayı, Ankaralı bir iş adamı aldı
--- (gbkz: spoiler) ---
[http://www.malayani.com/kategoriler/turkiye/2-bin-207-kiloluk-kurbanlik-sahine-fiyat-bicilemiyor/ tik tik]
--- (gbkz: spoiler) ---
Çorum’un Alaca ilçesinde “Şahin” adı verilen 2 ton 207 kilogram ağırlığındaki kurbanlığı, Ankaralı bir iş adamı aldı.
Alaca ilçesinde besicilik yapan Müfit Gürses tarafından yetiştirilen simental cinsi boğa, ağırlığıyla dikkati çekiyor. Büyük bir özveriyle bakımı yapılan ve Kurban Bayramı’na sayılı günler kala 2 ton 207 kilograma ulaşan “Şahin” adlı boğayı, Ankaralı bir iş adamı aldı
--- (gbkz: spoiler) ---
[http://www.malayani.com/kategoriler/turkiye/2-bin-207-kiloluk-kurbanlik-sahine-fiyat-bicilemiyor/ tik tik]
Kış saati uygulaması kaldırıldı. Yaz saati uygulamasının yıl boyu sürdürülmesi hakkındaki karar, Resmi Gazete’nin bugünkü sayısında yayımlandı. Bundan sonra değişiklik olmazsa her yıl kafa karıştıran saatler ne zaman geri alınacak? Saatler ne zaman ileri alınacak? soruları da tarihe karışıyor.
Allahtan geldik ve ona döneceğiz.
bir demet tiyatroda mükremin çıtır ın annesi. az saftır.
Bir bölümde kocası ile beraber dışarı çıkıyorlar. Parkta gezerlerken adamın teki topu atıp tut olum demiş. Bizim telviye bi sağa bakmış bi sola bakmış kimse yok ve üzerine alınmış. Adama ayıp olmasın diye topu tutmaya çalışmış çalışırken havuza düşmüş. Sonra topu alıp adama götürmüş.
Bunu gören kocası deliye dönmüş.
Not: Ortamda bir de köpek var.
Not 2: mizah güzel şey. Yılmaz erdoğan da bunun ustasıdır.
Bir bölümde kocası ile beraber dışarı çıkıyorlar. Parkta gezerlerken adamın teki topu atıp tut olum demiş. Bizim telviye bi sağa bakmış bi sola bakmış kimse yok ve üzerine alınmış. Adama ayıp olmasın diye topu tutmaya çalışmış çalışırken havuza düşmüş. Sonra topu alıp adama götürmüş.
Bunu gören kocası deliye dönmüş.
Not: Ortamda bir de köpek var.
Not 2: mizah güzel şey. Yılmaz erdoğan da bunun ustasıdır.
reha erdem in yeni çektiği filmi. Fragmanı yayınlanmış. Heyecanla bekliyorum.
https://vimeo.com/181478264
kürtçe de kadının cinsel organı manasına gelen kelime. Ayrıca sivas imranlıda bir köy ismi. Bu isimden utanan köylüler köyün ismini değiştirmişler.
[http://www.malayani.com/kategoriler/turkiye/koyun-mustehcen-manaya-gelen-adini-degistirdiler/ tık tık]
[http://www.malayani.com/kategoriler/turkiye/koyun-mustehcen-manaya-gelen-adini-degistirdiler/ tık tık]
son devir büyük Türk pehlivanlarından.
Zamanında merasimle mezarı ziyaret edilirmiş pehlivanlar zamanında. Bu sahne tarık akanın oynadığı pehlivan filminde de geçiyor.
Zamanında merasimle mezarı ziyaret edilirmiş pehlivanlar zamanında. Bu sahne tarık akanın oynadığı pehlivan filminde de geçiyor.
Güneş görmeyen yer
esengül'ün çok kısa süren yaşamında ki büyük şarkısı.
Eski İstanbul’da daimi ve seyyar olmak üzere iki tür berber vardı. Seyyar berberlerin eski İstanbul’da özel dükkânları yoktu. Bir ağaç dibinde veyahut genellikle büyük kahvehanelerin bir köşesinde berberlik yaparlardı. Berberler, kalabalık yerlerde: “(gbkz:Lahana kadar baş, on paraya tıraş)!..” diye bağırarak müşteri toplamaya çalışırlardı. Fotoğrafta Eminönü’nün arka taraflarında tezgâh açmış seyyar berberler ve müşterileri görülüyor.
http://www.malayani.com/wp-content/uploads/2016/09/6-1.jpg
http://www.malayani.com/wp-content/uploads/2016/09/6-1.jpg
İstanbul'da Haliç üzerine yapılmış, Karaköy'le Eminönü'nü birleştiren köprüdür
Günümüz boğaz köprüleri gibi eskiden Galata Köprüsü’nden geçmek paralıydı. 1930 yılına kadar Galata Köprüsü’nün iki başında güçlü, kuvvetli, tuttuğunu koparan kişilerden seçilmiş geçiş ücreti toplayan müruriye memurları bulunur ve geçenlerden tarifeye göre para alırdı. 1800’lü yılların sonlarına doğru Karaköy’den çekilmiş olan bu fotoğrafta da Galata Köprüsü üzerinden geçenler ve geçiş ücretlerini tahsil eden beyaz önlüklü müruriye memurları göze çarpıyor.
http://www.malayani.com/wp-content/uploads/2016/09/5-1.jpg
Günümüz boğaz köprüleri gibi eskiden Galata Köprüsü’nden geçmek paralıydı. 1930 yılına kadar Galata Köprüsü’nün iki başında güçlü, kuvvetli, tuttuğunu koparan kişilerden seçilmiş geçiş ücreti toplayan müruriye memurları bulunur ve geçenlerden tarifeye göre para alırdı. 1800’lü yılların sonlarına doğru Karaköy’den çekilmiş olan bu fotoğrafta da Galata Köprüsü üzerinden geçenler ve geçiş ücretlerini tahsil eden beyaz önlüklü müruriye memurları göze çarpıyor.
http://www.malayani.com/wp-content/uploads/2016/09/5-1.jpg
Osmanlı Devleti’nde on dokuzuncu asrın ortalarına kadar şehirlerarası kara ulaşımı kervanlarla sağlanıyordu. Daha sonraları ucuz ve seri motorlu vasıtaların üretilmeye başlanmasıyla kara yolları ehemmiyeti arttı. Ancak yollardan hakkıyla istifade edebilmek, düzgün ve bakımlı olmalarıyla mümkündü. Fotoğrafta; Konya dâhilinde Karapınar – Ereğli yolunun yapım çalışmaları görülüyor. Yol, sel suları vb. tabi afetlere karşı bir tedbir olmak üzere toprak zeminden daha yüksek inşa edilmiş… Yolun yapım tekniği günümüzdekiyle hemen hemen aynı. Sadece araçlar biraz farklı…
http://www.malayani.com/wp-content/uploads/2016/09/4-1.jpg
http://www.malayani.com/wp-content/uploads/2016/09/4-1.jpg
Eski İstanbul’da Kurban Bayramı telaşı pek çok bakımdan günümüzdekiyle aynıydı. Farklı olarak halk, büyükbaş hayvanlara pek rağbet etmez, koyun veya koç tercih edilirdi. Hayvanlar günümüzdeki gibi Rumeli ve Anadolu illerinden İstanbul yakınlarına getirilir, miktarı ve ne zaman İstanbul’a getirileceği Sadâret’e bildirilirdi Fotoğrafta; Kurban Bayramı öncesinde Beyazıt Meydanı’ndaki bir kurban pazarlığı görülüyor…
http://www.malayani.com/wp-content/uploads/2016/09/2-1.jpg
http://www.malayani.com/wp-content/uploads/2016/09/2-1.jpg
neden bekliyorsun?
bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?