duvarları kerpiç ya da genellikle toprak sıvalı kamıştan yapılan, ağaç çatısı üzerine sık döşenmiş kamış ve daha üstüne saz örtülü olan köy evi.
bu olayda birincil sorumlu olarak hükümeti ve mit'i görenleri gerizekalı olarak nitelendiren über zekalı arkadaşlarımıza söz söylemek haddimize değil ancak, fazla zeka gerektirmeyen ve sadece basit analitik değerlendirmeler içeren bir iki hususu hatırlatmak gerekiyor.
bu arkadaşlarımız ikiz kulelerin yıkılışı esnasında neredelerdi bilmiyorum. ben tesadüf eseri televizyon başındaydım. ilk uçak kuleye çarpmıştı ve tvler canlı yayındaydı. bir uçak kazası olduğu değerlendiriyordu ki ikinci uçak canlı kanlı, gözlerimizin önünde ikinci kuleye çarptı. o an gözlerime inanamadım. bunun bir terör saldırısı olduğu işte o an anlaşıldı. zira, böylesi bir terör eylemi, daha önce dünya tarihinde görülmüş şey değildi. zaten o olaydan sonra, dünya üzerinde her şey değişti. nihayetinde abd, bu olaydan sorumlu olduğunu iddia ettiği usame bin ladin'i ele geçirme adına dünyanın düzenini değiştirdi. ülkeleri işgal etti. 10 yıl uğraştı. 100 milyar dolar para harcadı (size enteresan bir bilgi vereyim. abd'nin uzaya astronot gönderme programının maliyeti de, usame bin ladin'i bulma maliyetiyle aynıymış. yani abd, bu iki iş için 100'er milyar dolar harcamış.) ve nihayetinde ladin'in cesedini okyanusun dibine gönderdi.
fransa ise büyük bir kamuoyu oluşturdu. eylemlerin ardından desteğini açıklamayan dünya lideri kalmadı neredeyse. hatırlayın, bizim sevimli başbakanımız bile fotoğrafta görünebilmek için, 'ben de buradayım, beni de çekin.' edalarıyla, kalabalığın arasından kafasını uzatmaya çalışıyordu paris'te.
evet, doğrudur. terör eylemleri dünyanın her yerinde olabilir ki oluyor da zaten. japonya'dan ingiltere'ye, fransa'dan ispanya'ya kadar, terörün acımasız yüzüyle tanışmayan ülke yok gibi.
ne yazık ki ülkemizde de, onlarca yıldır bu ahlaksız eylem tarzı çok sıklıkla sergileniyor.
sergileniyor sergilenmesine de, bizim yöneticilerimiz buna önlem olarak ne yapıyorlar? biraz da bunu irdeleyelim.
çok uzağa gitmeye gerek yok. son bir yıl içinde, bu topraklarda ışid terör eylemi yaptı mı? yaptı. başkentin göbeğinde bomba patlattı. pkk yaptı mı? yaptı. başkentin göbeğinde iki kere olmak üzere, birkaç intihar eylemi yaptı. dhkp-c yaptı mı? yaptı. cumhuriyet savcısını odasında katletti.
bakın bunlar bir anda aklıma gelenler. farklı farklı terör örgütlerinin gövde gösterisi yaptığı bir arena gibiyiz adeta.
dikkatinizi çekti mi bilmem. verdiğim bu örneklerin ortak bir noktası var: hepsi de, bir devlet için hem stratejik hem prestij anlamında çok önemli mevkiler. biri adliye sarayında, diğerleri başkentte. yani bir bakıma devleti kalbinden vuruyorlar. peki yöntemleri ne? çok basit: birkaçı intihar eylemi. yani son derece beklenebilir eylemler. diğerinde ise, adamlar elini kolunu sallayarak giriyorlar adliye sarayından içeriye. yine onda da, öyle ultra karmaşık bir plan yok.
kabul etmek lazım. patlayıcı yüklü bir aracı şehir trafiğinde farketmek ve engellemek imkansıza yakın zordur. peki bunun önlemi nasıl alınır öyleyse? cevap basit: haber alma teşkilatları (bu bizde mit oluyor), terör örgütlerinin içindeki adamları aracılığıyla eylemleri önceden haber alırlar. eldeki bilgiler yeterli değilse, ihtimalleri irdelerler. misal, şüphelileri kontrol ederler (hatırlatalım, yukardaki örneklerin tamamında terör suçlarından şüpheli ya da hükümlü kişiler olayın öznesiydi. yani kayıtları devletin elinde vardı. bir terör eylemi olasılığı hesaplanırken, ilk bakılacaklar listesinde yer alanlardı.)
peki bakalım bizim hükümetimiz ve haber alma teşkilatımız, son yıllarda terör eylemlerine karşı ne gibi tedbirler aldı. hatırlayabildiğim kadarıyla birkaçını sayayım:
- hükümet, terör örgütünün güneydoğuda serbestçe geçişini, 'çözüm süreci' adı altında legalleştirdi. operasyon yetkisini valilere verdi. valiler de hükümetin isteği doğrultusunda, askerden gelen operasyon taleplerini reddetti. birkaç yıllık süreçte, şehirler cephaneliğe çevrildi.
- hükümet, bu duruma isyan edenleri kandan beslenmekle suçladı. 'biz analar ağlamasın diyoruz. bunlar anları ağlatmaya çalışıyor.' dedi.
- hükümet, ordudaki yüzlerce komutanın, uyduruk gerekçelerle hapse atılmasına, 'devlet bağırsaklarını temizliyor.' , 'ben bu davanın savcısıyım.' , 'bırakın da yargı işini yapsın.' diyerek tam destek verdi.
- hükümet yanıbaşımızda patlayan savaşa taraf oldu. ne idüğü belirsiz gruplara destek verdi. beşar esad, 'terör cebinizde taşıdığınız akrep gibidir. gün gelir, o akrep cebinde taşıyanı da sokar.' dediğinde, 'iki aya emevi camiinde cuma namazı kılarız.' dendi.
- ışid militanlarına silah yardımı hususu tartışmalı olsa da, tartışmasız şekilde kendilerine stratejik destek verildi. yaralanan militanlar türkiye'deki hastanelerde tedavi olup geri döndü. büyük şehirlerden ışid'e militan devşirilmesi görmezden gelindi.
- kayıtsız, kontrolsüz biçimde, milyonlarca insanın ülkeye girişine ses çıkarılmadı.
- terör örgütü olarak kabul ettiği ypg'ye destek için ayn el arab'a gönderilen peşmergelerin geçişine izin verildi. izin verilmekle kalınmadı bunun şov yapılarak, kutlamalarla gerçekleştirilmesine boyun eğdi.
- hükümet yaptığı yasa değişikliğiyle, terör örgütleriyle görüşen kamu görevlilerinin yargılanmasını engelledi. tamamını başbakanın iznine bağladı.
- hükümet terör örgütüyle oslo'da görüştü. 'hepsinden haberimiz var. büyük şehirleri cephaneliğe çevirdiniz.' dediği terör örgütü ele başını siyasi muhatap olarak kabul etti.
- üç beş mehmet'in ölmesi haber olmamalı, diyerek terörü adeta legalleştirirken, hükümetin uygulamalarını protesto eden halk kitlelerine demir yumruğunu göstermekten geri durmadı. gezi olaylarında, artvindeki maden protestolarında, insanları öldürdü, kör etti, sakat bıraktı, gaz sıktı, yerlerde süründürdü...
bunlar şu anda aklıma gelenler. eminim bunları okurken, benim yazmayı unuttuğum onlarca örnek olayı da sizler hatırlamışsınızdır.
özetle, terörle nasıl mücadele edilmezse, öyle mücadele etmeye çalıştı ülkenin başındakiler. daha doğrusu çalışmadılar. çalışıyormuş gibi yaptılar.
en iyi yaptıkları iş, kahredici her terör eyleminden sonra, sahtekarca 'acımız büyük. ne mutlu şehit ailelerine. terörle mücadele azmimiz artıyor...' gibi, adeta dalga geçen açıklamalar yapmak oldu. ülke adeta bir kamera şakasının kurbanı durumunda. medyadaki borazanlarından biri, dünkü terör eyleminin ardından, hiç utanmadan, yüzü kızarmadan tv'ye çıkıp 'artık terörle yaşamaya alışmamız lazım.' diyebiliyor. ve über zeki analistlerimiz, 'lan gerizekalılar. susun da, böyyük yöneticilerimizin peşinden gidin. siz ne anlarsınız bu işlerden.' diye bize diskur çekiyor...
vallahi billahi helal olsun. arsızlığın yüzsüzlüğün bu kadarına pes artık...
ha ama haklarını da yemeyelim. her söylediklerine de karşı değilim.
'bizim ülkemizde şerefsiz hain çok.' buyurmuşlar. elhak doğrudur. altına imzamı atarım.
bu arkadaşlarımız ikiz kulelerin yıkılışı esnasında neredelerdi bilmiyorum. ben tesadüf eseri televizyon başındaydım. ilk uçak kuleye çarpmıştı ve tvler canlı yayındaydı. bir uçak kazası olduğu değerlendiriyordu ki ikinci uçak canlı kanlı, gözlerimizin önünde ikinci kuleye çarptı. o an gözlerime inanamadım. bunun bir terör saldırısı olduğu işte o an anlaşıldı. zira, böylesi bir terör eylemi, daha önce dünya tarihinde görülmüş şey değildi. zaten o olaydan sonra, dünya üzerinde her şey değişti. nihayetinde abd, bu olaydan sorumlu olduğunu iddia ettiği usame bin ladin'i ele geçirme adına dünyanın düzenini değiştirdi. ülkeleri işgal etti. 10 yıl uğraştı. 100 milyar dolar para harcadı (size enteresan bir bilgi vereyim. abd'nin uzaya astronot gönderme programının maliyeti de, usame bin ladin'i bulma maliyetiyle aynıymış. yani abd, bu iki iş için 100'er milyar dolar harcamış.) ve nihayetinde ladin'in cesedini okyanusun dibine gönderdi.
fransa ise büyük bir kamuoyu oluşturdu. eylemlerin ardından desteğini açıklamayan dünya lideri kalmadı neredeyse. hatırlayın, bizim sevimli başbakanımız bile fotoğrafta görünebilmek için, 'ben de buradayım, beni de çekin.' edalarıyla, kalabalığın arasından kafasını uzatmaya çalışıyordu paris'te.
evet, doğrudur. terör eylemleri dünyanın her yerinde olabilir ki oluyor da zaten. japonya'dan ingiltere'ye, fransa'dan ispanya'ya kadar, terörün acımasız yüzüyle tanışmayan ülke yok gibi.
ne yazık ki ülkemizde de, onlarca yıldır bu ahlaksız eylem tarzı çok sıklıkla sergileniyor.
sergileniyor sergilenmesine de, bizim yöneticilerimiz buna önlem olarak ne yapıyorlar? biraz da bunu irdeleyelim.
çok uzağa gitmeye gerek yok. son bir yıl içinde, bu topraklarda ışid terör eylemi yaptı mı? yaptı. başkentin göbeğinde bomba patlattı. pkk yaptı mı? yaptı. başkentin göbeğinde iki kere olmak üzere, birkaç intihar eylemi yaptı. dhkp-c yaptı mı? yaptı. cumhuriyet savcısını odasında katletti.
bakın bunlar bir anda aklıma gelenler. farklı farklı terör örgütlerinin gövde gösterisi yaptığı bir arena gibiyiz adeta.
dikkatinizi çekti mi bilmem. verdiğim bu örneklerin ortak bir noktası var: hepsi de, bir devlet için hem stratejik hem prestij anlamında çok önemli mevkiler. biri adliye sarayında, diğerleri başkentte. yani bir bakıma devleti kalbinden vuruyorlar. peki yöntemleri ne? çok basit: birkaçı intihar eylemi. yani son derece beklenebilir eylemler. diğerinde ise, adamlar elini kolunu sallayarak giriyorlar adliye sarayından içeriye. yine onda da, öyle ultra karmaşık bir plan yok.
kabul etmek lazım. patlayıcı yüklü bir aracı şehir trafiğinde farketmek ve engellemek imkansıza yakın zordur. peki bunun önlemi nasıl alınır öyleyse? cevap basit: haber alma teşkilatları (bu bizde mit oluyor), terör örgütlerinin içindeki adamları aracılığıyla eylemleri önceden haber alırlar. eldeki bilgiler yeterli değilse, ihtimalleri irdelerler. misal, şüphelileri kontrol ederler (hatırlatalım, yukardaki örneklerin tamamında terör suçlarından şüpheli ya da hükümlü kişiler olayın öznesiydi. yani kayıtları devletin elinde vardı. bir terör eylemi olasılığı hesaplanırken, ilk bakılacaklar listesinde yer alanlardı.)
peki bakalım bizim hükümetimiz ve haber alma teşkilatımız, son yıllarda terör eylemlerine karşı ne gibi tedbirler aldı. hatırlayabildiğim kadarıyla birkaçını sayayım:
- hükümet, terör örgütünün güneydoğuda serbestçe geçişini, 'çözüm süreci' adı altında legalleştirdi. operasyon yetkisini valilere verdi. valiler de hükümetin isteği doğrultusunda, askerden gelen operasyon taleplerini reddetti. birkaç yıllık süreçte, şehirler cephaneliğe çevrildi.
- hükümet, bu duruma isyan edenleri kandan beslenmekle suçladı. 'biz analar ağlamasın diyoruz. bunlar anları ağlatmaya çalışıyor.' dedi.
- hükümet, ordudaki yüzlerce komutanın, uyduruk gerekçelerle hapse atılmasına, 'devlet bağırsaklarını temizliyor.' , 'ben bu davanın savcısıyım.' , 'bırakın da yargı işini yapsın.' diyerek tam destek verdi.
- hükümet yanıbaşımızda patlayan savaşa taraf oldu. ne idüğü belirsiz gruplara destek verdi. beşar esad, 'terör cebinizde taşıdığınız akrep gibidir. gün gelir, o akrep cebinde taşıyanı da sokar.' dediğinde, 'iki aya emevi camiinde cuma namazı kılarız.' dendi.
- ışid militanlarına silah yardımı hususu tartışmalı olsa da, tartışmasız şekilde kendilerine stratejik destek verildi. yaralanan militanlar türkiye'deki hastanelerde tedavi olup geri döndü. büyük şehirlerden ışid'e militan devşirilmesi görmezden gelindi.
- kayıtsız, kontrolsüz biçimde, milyonlarca insanın ülkeye girişine ses çıkarılmadı.
- terör örgütü olarak kabul ettiği ypg'ye destek için ayn el arab'a gönderilen peşmergelerin geçişine izin verildi. izin verilmekle kalınmadı bunun şov yapılarak, kutlamalarla gerçekleştirilmesine boyun eğdi.
- hükümet yaptığı yasa değişikliğiyle, terör örgütleriyle görüşen kamu görevlilerinin yargılanmasını engelledi. tamamını başbakanın iznine bağladı.
- hükümet terör örgütüyle oslo'da görüştü. 'hepsinden haberimiz var. büyük şehirleri cephaneliğe çevirdiniz.' dediği terör örgütü ele başını siyasi muhatap olarak kabul etti.
- üç beş mehmet'in ölmesi haber olmamalı, diyerek terörü adeta legalleştirirken, hükümetin uygulamalarını protesto eden halk kitlelerine demir yumruğunu göstermekten geri durmadı. gezi olaylarında, artvindeki maden protestolarında, insanları öldürdü, kör etti, sakat bıraktı, gaz sıktı, yerlerde süründürdü...
bunlar şu anda aklıma gelenler. eminim bunları okurken, benim yazmayı unuttuğum onlarca örnek olayı da sizler hatırlamışsınızdır.
özetle, terörle nasıl mücadele edilmezse, öyle mücadele etmeye çalıştı ülkenin başındakiler. daha doğrusu çalışmadılar. çalışıyormuş gibi yaptılar.
en iyi yaptıkları iş, kahredici her terör eyleminden sonra, sahtekarca 'acımız büyük. ne mutlu şehit ailelerine. terörle mücadele azmimiz artıyor...' gibi, adeta dalga geçen açıklamalar yapmak oldu. ülke adeta bir kamera şakasının kurbanı durumunda. medyadaki borazanlarından biri, dünkü terör eyleminin ardından, hiç utanmadan, yüzü kızarmadan tv'ye çıkıp 'artık terörle yaşamaya alışmamız lazım.' diyebiliyor. ve über zeki analistlerimiz, 'lan gerizekalılar. susun da, böyyük yöneticilerimizin peşinden gidin. siz ne anlarsınız bu işlerden.' diye bize diskur çekiyor...
vallahi billahi helal olsun. arsızlığın yüzsüzlüğün bu kadarına pes artık...
ha ama haklarını da yemeyelim. her söylediklerine de karşı değilim.
'bizim ülkemizde şerefsiz hain çok.' buyurmuşlar. elhak doğrudur. altına imzamı atarım.
http://upload.wikimedia.org/wikipedia/tr/6/6c/Belgin.jpg
belgin doruk (28 haziran 1936, ankara - 26 mart 1995, i̇stanbul) türk sinema sanatçısı.
türk sinemasının 'küçük hanımefendi' ismiyle anılan yıldızı belgin doruk, 1952'de ortaokul son sınıftayken yıldız dergisi ve i̇stanbul film'in açtığı yarışmayı ayhan işık ve mahir özerdem ile birlikte kazanarak sinemaya geçti ve ilk filmi olan çakırcalı'nın definesi'ni çevirdi.
1953'te yapılan güzellik yarışmasında "türkiye i̇kinci güzeli" seçildi. türk sinemasının bir döneminde en çok film çeviren ve en çok sevilen oyuncu oldu.
sinemada ilk çıkışını, yeşil köşkün lambası filmiyle yaptı. enver paşa'nın yeğeni olan yönetmen faruk kenç ile evlenip boşanan doruk'un bu evlilikten gül (1955-) adında bir kızı oldu, daha sonra yapımcı özdemir birsel ile evlendi ve bu evliliğinden de aydın (1967-) adında bir oğlu oldu.
zeki müren'le birçok filmde başrol oynadı (1955'te 'son beste', 1959'da 'kırık plak', 1961'de 'hep o şarkı', 1962'de 'bahçevan', 1963'de 'i̇stanbul kaldırımları', 1964'te 'hayat bazen tatlıdır').
1964 yılında orhan elmas'ın yönettiği 'duvarların ötesi' adlı filmde tanju gürsu ile başrolü paylaştı. ayhan işık ile iyi bir ikili oluşturdu ve birlikte çevirdikleri 'küçük hanımefendi' serisi çok tutuldu. melodramların ve duygusal güldürülerin değişmez oyuncusu oldu.
1970'te yapılan 2. adana film festivali'nde 'yuvanın bekçileri' filmiyle en i̇yi kadın oyuncu ödülünü aldı. 1975'ten sonra sinemadan ayrılan sanatçı, 26 mart 1995 tarihinde i̇stanbul'da hayata veda ett
belgin doruk (28 haziran 1936, ankara - 26 mart 1995, i̇stanbul) türk sinema sanatçısı.
türk sinemasının 'küçük hanımefendi' ismiyle anılan yıldızı belgin doruk, 1952'de ortaokul son sınıftayken yıldız dergisi ve i̇stanbul film'in açtığı yarışmayı ayhan işık ve mahir özerdem ile birlikte kazanarak sinemaya geçti ve ilk filmi olan çakırcalı'nın definesi'ni çevirdi.
1953'te yapılan güzellik yarışmasında "türkiye i̇kinci güzeli" seçildi. türk sinemasının bir döneminde en çok film çeviren ve en çok sevilen oyuncu oldu.
sinemada ilk çıkışını, yeşil köşkün lambası filmiyle yaptı. enver paşa'nın yeğeni olan yönetmen faruk kenç ile evlenip boşanan doruk'un bu evlilikten gül (1955-) adında bir kızı oldu, daha sonra yapımcı özdemir birsel ile evlendi ve bu evliliğinden de aydın (1967-) adında bir oğlu oldu.
zeki müren'le birçok filmde başrol oynadı (1955'te 'son beste', 1959'da 'kırık plak', 1961'de 'hep o şarkı', 1962'de 'bahçevan', 1963'de 'i̇stanbul kaldırımları', 1964'te 'hayat bazen tatlıdır').
1964 yılında orhan elmas'ın yönettiği 'duvarların ötesi' adlı filmde tanju gürsu ile başrolü paylaştı. ayhan işık ile iyi bir ikili oluşturdu ve birlikte çevirdikleri 'küçük hanımefendi' serisi çok tutuldu. melodramların ve duygusal güldürülerin değişmez oyuncusu oldu.
1970'te yapılan 2. adana film festivali'nde 'yuvanın bekçileri' filmiyle en i̇yi kadın oyuncu ödülünü aldı. 1975'ten sonra sinemadan ayrılan sanatçı, 26 mart 1995 tarihinde i̇stanbul'da hayata veda ett
Göğün 17. katında oturur.
Soğuk savaş döneminde doğu ve batı Almanya'nın durumunu anlamak için izlenebilecek Alman dizisi.
Oldukça başarılı, tek sorun planlanan 2. ve 3. sezona dair iz bulunmaması. Tek sezon olarak da izlenebilir.
Oldukça başarılı, tek sorun planlanan 2. ve 3. sezona dair iz bulunmaması. Tek sezon olarak da izlenebilir.
evvela başlık açılmamış.
(bkz: oha)
1981 San francisco çıkışlı thrash metal grubu. Son hali ise justin bieber dan hallice.
(bkz: oha)
1981 San francisco çıkışlı thrash metal grubu. Son hali ise justin bieber dan hallice.
taso biliriz biz, ihanet edemeyiz. !
türkiyenin en soğuk kampüsü.
alın bunu burdan, katlanılmaz bir hal alıyor.
Ben karanlığa özlem duyuyorum. Ölmek için dua ediyorum, gerçekten ölmek. Ve ölünce yaşarken tanıdığım insanlarla karşılaşacağımı bilsem ne yapardım bilemiyorum. Bu, korkunun ve kabusun son noktası olurdu. Annemle karşılaşacağımı ve her şeye en baştan başlayacağımı düşünsem, ama bu sefer sonunda özlem duyulacak bir ölüm olmasa bu en büyük kabusum olurdu. Gaz almış bir Kafka.
the sunset limited
the sunset limited
insanların başına ne geliyorsa tedbirsizlikten, düşüncesizlikten, ilgisizlikten geliyor.
beli ağırıyor bana bişe olmaz, dişi ağırıyor bana bişe olmaz.
Hastalıkta erken teşhis hayat kurtarır. Gidin arada bi baktırın kendinize.
destekliyorum böyle projeleri.
beli ağırıyor bana bişe olmaz, dişi ağırıyor bana bişe olmaz.
Hastalıkta erken teşhis hayat kurtarır. Gidin arada bi baktırın kendinize.
destekliyorum böyle projeleri.
2,54 cm uzunluğundaki uzunluk ölçüsü birimidir.( " ) işareti ile ifade edilir. İngiliz birimleri, Emperyal birimler, Birleşik Devletler geleneksel birimleri gibi farklı sistemlerin bir parçasıdır. Uzunluk değeri sistemdem sisteme değişebilir. Alan hesaplamalarında inç kare, hacim hesaplamalarında ise inç küp adını alır.
Şanlıurfa’da dünya çapında bilinen en eski tapınak kabul edilen yer.
duvarlarının mukavvadan yapıldığını düşündüğüm bina.
Aktinyum'un kısaltması.
türkiye'de en çok kış aylarında görülüp; sıcaklığın yükselmesine neden olur. insanlar üzerinde; baş ağrısı, halsizlik, nefes darlığı, göz kanlanması gibi etkilere yol açabilir.
işler güçler dizisinin feridesi.
kurtlar vadisi pusu dizisinde safiye karahanlı karakterini canlandırmış oyuncu.
kurtlar vadisi pusu dizisinde safiye karahanlı karakterini canlandırmış oyuncu.
Rahimdir. Allahın şefkatinin belirtisi olarak koruyan kuşatan ve merhamet eden anlamlarına gelen 99 isminden biri olan "rahim" ismini kadının bi organına vermiş olmasının hikmeti üzerinde düşünülecek olursa minnacık bi bebeğin şefkatle korunup büyüdüğü anne rahmi, bi kadının en güzel organı bence
Sakinlik simgesi. Araplar mavinin kan akışını yavaşlattığına inanır, nazar boncuğu o yüzden mavidir. Batıda intiharları azaltmak için köprü ayaklarını maviye boyarlar. Duvarları mavi olan okullarda çocukların daha az yaramazlık yaptığı saptanmıştır.
neden bekliyorsun?
bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?