(bkz: emre aydın)'ın her zamanki güzel şarkılarından biri. her playliste eklenebilir. keyifli de.
https://www.youtube.com/watch?v=iRxEOp_5hk8
Uyguladığı tütün, içki ve afyon gibi yasaklara karşı gelenleri öldürtmesiyle tanınır.
Büyücülere, falcılara ve remilcilere karşı büyük çaba sarf etmiştir.
Satranç ve dama oyunlarına meraklıdır.
Koşu halindeki attan başka bir ata atlayabilecek kadar iyi bir biniciydi.
Büyücülere, falcılara ve remilcilere karşı büyük çaba sarf etmiştir.
Satranç ve dama oyunlarına meraklıdır.
Koşu halindeki attan başka bir ata atlayabilecek kadar iyi bir biniciydi.
'donlara sıçarsın'
"en leylim gece ölesim tutmuş.
etme gel,
ay karanlık."
etme gel,
ay karanlık."
Yaşlı kadın, usulca odasından çıktı. Salondan torunu ile gelininin sesleri geliyordu. Gelin oğluna:
"-Oğlum, sofra hazır, çorbanı koydum; haydi gel de soğutmadan ye!.."
Salonun en kuytu yerine geçti, yerde kendine ait köyden getirdiği minderin üzerine oturdu. Çocuk, babaannesini görünce:
"-Babaanneciğim, gel beraber yiyelim!.." dedi.
Yaşlı kadın mânidâr bir şekilde iç çektikten sonra:
"-Evin erkeği gelmeden akşam sofrasına oturulmaz. Hele babanız gelsin, beraberce yeriz inşaAllah!" dedi.
Evin gelini:
"-Aman anneciğim, eskidenmiş onlar!.. Şimdi acıkan yemek sofrasına oturur, o da gelince yer." dedi. Yaşlı kadın:
"-Kızım, nasıl insanların bir edebi, hayâsı, iffeti varsa, evlerin de iffeti ve edebi vardır."
Torunu dayanamayarak alaycı bir tavırla söze karıştı:
"-Yaa babaanne, neymiş bu evlerin iffeti... Anlat bakalım, merak ettim!.." dedi.
Yaşlı kadın söze başladı:
"-Biz küçükken annelerimizden önce babalarımızın karşısında edepli oturmayı öğrenirdik. Evde babamız, annemiz varken ayağımızı uzatıp oturmaz, büyüklerimiz konuşurken söz hakkı verilmedikçe söze dâhil olmazdık. Büyüklerimiz odaya girdiğinde hemen toparlanır, kalkıp onlara oturmaları için yer verirdik. Aslâ babamız sofraya oturmadan sofraya el uzatmazdık.
Babamız gelir, «Besmele» çeker, «Haydi buyurun.» derdi. Huzurla hepimiz başlardık yemeğe... Sonunda da sofra duâsını kardeşlerimiz aramızda sıra ile okurduk. Hiç âilece yenen yemek kadar lezzetli yemek olur mu? Bu sofranın edebidir, yavrum!.."
Torunu:
"-Bu kadar baskı karşısında depresyona girmez miydiniz babaanneciğim!" dedi.
"-Hayır, yavrum bizim zamanımızda saygı olduğu için sevgi hep bâkî kalırdı. Sevgi var oldukça da hiç depresyona giren olmazdı. Yemekler lezzetli, uykular dinlendiriciydi. Biliyor musun? Ben depresyon kelimesini ilk defa burada duydum, hattâ köyümüzde bir tane akıldan mahrum birisi vardı, «Deli İbram» derlerdi. Vallahi, o bile o kadar mutluydu ki, anlatamam. Akşama kadar sokakta çocuklarla oynar, acıkınca bir kapıyı tıklatır; «Aba acıktım, aba su ver!» derdi. Hangi kapıyı çalsa, boş çevrilmezdi. Berber saçları uzadıkça tıraş eder, hamamcı arada yıkardı. Cumaları esnaf elinden tutar, namaza bile götürürlerdi. Yani hiç kimse onu dışlamazdı..
Şimdi hiçbir şeye saygı kalmadı. Bak evlere bile saygı yok bu şehirde! Herkes akşam olduğu hâlde perdelerini örtmemiş, bütün evlerin içi görünüyor, ama kimse utanmıyor. Biz daha hava kararmaya başlamadan kalın perdelerimizi çeker, ondan sonra evin ışıklarını yakardık. Hattâ perde kapalıyken üzerimizi değiştirmeye edep eder; ışığı söndürür, yere çömelir öyle üzerimizi değiştirirdik. Gölgemizin bile dışarıdan görünebileceğini düşününce yüzümüz kızarırdı."
Bu sırada gelini, oturduğu yerden kalktı, mahcup bir edâ ile salonun perdelerini çekti.
"-«Evin edebi, önce perdesinin çekilip çekilmediğinden belli olur.» derdi büyüklerimiz...
Evler, kocaman duvarlarla çevrilmiş avluların içinde olduğu hâlde hiç kimse iç çamaşırlarını ulu orta asmazdı, ev ahâlisinden bile edep ederlerdi. Ben daha küçükken giydiğim şalvarı en ön ipe asmışım, hemen anam gelip; «Kız, baban bugün avluya çıktı, senin şalvarın asılı idi, utancımdan yerin dibine girdim. Bir daha öyle ortaya asma, çamaşırların en arkasındaki ipe as!.. Üstüne uzun bir tülbent ört, sonra mandalla... Altında ne olduğu görünmesin!.. İffetimiz, edebimiz bir giderse, ortada îmanımız kalmaz!..» dedi. Tabiî ben 12 yaşlarındaydım, annem bunları bana söylerken ben yerin dibine girdim. Şimdi öyle mi? Geçende bir nefes alayım diye balkona çıktım, karşı komşu, bütün çamaşırları asmış uluorta, ben utancımdan hemen içeri girdim.
Bugün yemekler dışarıda yeniyor, «göz hakkı» oluyor, kimse umursamıyor. Çarşı pazardan alınanlar şeffaf poşetlerde eve geliyor; alan var, alamayan var. Göz hakkı, kıskançlık oluyor bu yenenlerde... Hiç şifâ olur mu yavrum? Bizim Peygamberimiz sallâllâhu aleyhi ve sellem, «Yemeğinizin kokusu ile komşunuza eza etmeyiniz.» buyuruyor. Bugün kokuyla, gösterişle çevredekilere hep ezâ veriliyor. Tabiî ki yenilenler içinize sıkıntı veriyor. Sonra da «depresyon» diye diye doktorlara gidiliyor.
Evin bir edebi daha vardır ki, en önemlisi de budur herhalde... Evin içinde yaşananlar, aslâ dışarıda anlatılmaz; yenenler, içilenler, muhabbetleşmeler, kavgalar... Bu da evin iffetinden sayılır ve hiç kimseye anlatılmazdı. Bu yüzden problemler ev içinde kolaylıkla çözülürdü. Zaten Peygamberimiz de özellikle karı-koca arasında olanların etrafa yayılmasının ne büyük bir günah olduğunu hep hadislerinde anlatıyor, değil mi Leylâcım!.." dedi gelinine... Leylâ mahcup bir şekilde:
"-Evet anneciğim." diyebildi.
Torunu:
"-Babaanneciğim, şimdi facebook diye bir şey var; insanlar gittikleri lokantalarda yedileri şeylerin fotoğrafını çekip binlerce kişiye gösteriyorlar!.."
"-Aayy ne ayıp... İnsan hiç yediğini söyler mi?"
"-Âh anneciğim, her hâllerinin fotoğrafları var. Gezdikleri yerlerin, yedikleri yiyecek-içeceklerin, aldıkları eşyâ ve kıyâfetlerin, hattâ beylerinin aldığı çiçekleri üzerinde yazdıkları notlarla paylaşıyor insanlar..."
"-Yavruuum, sen neler diyorsun? Kıyamet koptu kopacak desene... Evler çırılçıplak kaldı desene..." dedi gözyaşları içinde anlatmaya devam etti:
"-Biz beylerimizle yan yana yürümeye ar edinirdik; dul kalanlar var, evlenemeyenler var. Onların gönül yaralarına tuz basmayalım diye, beylerimizin bir adım gerisinden yürürdük... Şimdi kavgalar ortada, sevmeler ortada... Tabiî ki, hiç mahremiyet kalmayınca samimiyet de kalmıyor. Evin bereketi, büyüklere saygıdadır. Evin iffeti, örtülen perdedir. Sevginin iffeti, gizliliktedir. Gözün iffeti, göz kapaklarındadır.Utanma, hayâ, îmandan bir şûbedir.
Hayânın makamı gözdür. Bu yüzden hem gözümüzü korumak önemlidir, hem de göze hitâp eden şeyleri kontrol altında tutmak..."
Gelini:
"-Haklısın anneciğim, biz iffetimizi kaybettikçe buhranlarımız arttı." dedi.
Torunu kaşığı sessizce bırakıp:
"-Ben babam gelince yemeğe başlayacağım, anneciğim!" dedi.
Babaanne de söylediklerinin evlatları üzerindeki tesirini görünce sessiz bir şekilde Allâh'a hamd etti.
✔
mezunların yaklaşık %70ini oluşturur.
ülkemde bir parkların bir de fakültelerin sayısınındaki artışı çözemedim.
ülkemde bir parkların bir de fakültelerin sayısınındaki artışı çözemedim.
günaydın ve iyi geceler mesajları.
ŞARKI
Makâm : Hüseynî
Usûl : Sofyân
Güftekâr - Bestekâr : Selahattin Sarıkaya
Sanki billûr bir pınar, kahverengi gözlerin
Rûhuma neş'e sunar, kahverengi gözlerin
Gözlerin yâr gözlerin, gözlerin yâr gözlerin, gözlerin
Senin en güzel yerin, kahverengi gözlerin
Gözlerin yâr gözlerin, gözlerin yâr gözlerin, gözlerin
Mehtâpta benzer aya, bakarım doya doya
Sanki tatlı bir rûyâ, kahverengi gözlerin
Gözlerin yavrum gözlerin, gözlerin anam gözlerin, gözlerin
Senin en güzel yerin, kahverengi gözlerin
Gözlerin yâr gözlerin, gözlerin yâr gözlerin, gözlerin
Makâm : Hüseynî
Usûl : Sofyân
Güftekâr - Bestekâr : Selahattin Sarıkaya
Sanki billûr bir pınar, kahverengi gözlerin
Rûhuma neş'e sunar, kahverengi gözlerin
Gözlerin yâr gözlerin, gözlerin yâr gözlerin, gözlerin
Senin en güzel yerin, kahverengi gözlerin
Gözlerin yâr gözlerin, gözlerin yâr gözlerin, gözlerin
Mehtâpta benzer aya, bakarım doya doya
Sanki tatlı bir rûyâ, kahverengi gözlerin
Gözlerin yavrum gözlerin, gözlerin anam gözlerin, gözlerin
Senin en güzel yerin, kahverengi gözlerin
Gözlerin yâr gözlerin, gözlerin yâr gözlerin, gözlerin
Er veya hatun kişinin, kendisini ilgilendirmeyen işlerle uğraşmaması gerektiğini öğütleyen deyim.
o buhar insanı gerçekten çok rahatsız ediyor. kot- T short ikilisini tercih etmeme sebep olan dertlerden biridir.
Siyah!
çabuk davranmak, ivmek.
telaş etmek, sabırsızlanmak.
telaş etmek, sabırsızlanmak.
Sinan oğan aa' ya kızmış bu nasıl bir haber diye. Bence kendileri planladılar.
Merkez bankalarının ihtiyat amacıyla kasalarında
bulundurdukları altın stokuna verilen addır. Genellikle, ulusal paranın değerini
desteklemek ve dış ödemelerde kullanılmak için bulundurulur.
bulundurdukları altın stokuna verilen addır. Genellikle, ulusal paranın değerini
desteklemek ve dış ödemelerde kullanılmak için bulundurulur.
çekicili reklamından sonra yok artık saçmalamada son nokta dedirten reklam oldu
-da ayrı olacak...
(u:şaka şaka)
(u:şaka şaka)
Marvel'in çelik adamı. Rus'tur kendisi.
neden bekliyorsun?
bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?

