İsrail Meclisi israil vatandaşı araplara uygulanan ırkçı ve ayrımcı politikaların yasayla sistematik hale getirilmesi anlamını taşıdığı eleştirilerine maruz kalan yahudi ulus devlet yasa tasarısını onayladı.
- Tartışmalı yasa 62 evet 55 hayır oyu ile israil meclisinde kabul edildi.
-iki farklı vatandaş modeli ortaya çıkartıyor. birincisi israilli israil vatandaşı diğeri ise ikinci sınıf arap asıllı israil vatandaşı.
- 8 milyonluk filistin toprağını işgal eden israilin %20 si müslüman asıllı. Bu insanlar ikinci sınıf insan muamelesine yasa ile maruz bırakıldılar.
Maddelerinin özeti;
-Ülkenin tek resmi dili ibranicedir. Arapça artık resmi dil değildir.
-İsrail bir yahudi devletidir. Dünadaki tüm yahudilerin devletidir.
-Hukukta oluşan boşlukta yahudi şeriatı referans alınacaktır.
-YAhudilerin dini günleri resmi tatil sayılacaktır.
-Dünyadaki tüm yahudiler israile dönme hakkına sahiptir.
-İSrailin baş kenti kudüstür.
İsrail Meclisi, tartışmalara neden olan "Yahudi ulus devlet" yasasını kabul etti. Muhalefetin karşı çıktığı yasa tasarısına ilişkin oylama sabah erken saatlerde yapıldı. Tasarı, 55 "hayır" oyuna karşılık 62 "evet" oyuyla meclisten geçti.
@12 ohoooo (gbkz:sen yenisin galiba)
çok şey öğrenmeye çalışırken, bir yandan diğerlerine zaman kalmaması.
bir suçun bağışlanması için Türkiye Büyük Millet Meclisinden kanun çıkarmak.
şarkı söylerken hayaller 20 milyon izlenen youtube klipleri hayatlar bu
https://www.youtube.com/watch?v=TXVBJqI9zBg
https://www.youtube.com/watch?v=TXVBJqI9zBg
13 Mart 2013'te saat 18:09 (UTC) papa olarak seçildiği, dünyaya Sistine Şapeli'nin bacasından yükselen beyaz dumanla duyurulmuştur.İki gün gibi kısa bir seçim süreci sonunda 115 kardinal arasından seçilmiştir. 266. papa olarak seçilen Franciscus, Latin Amerika doğumlu olup Amerika'dan ve Güney Yarıküre'den gelen ilk papadır.[1] İtalyan kökenlidir
http://i.hizliresim.com/D2zl4o.jpg
t: Siyah beyazlıların kalan maçlarda 1 puan almasıyla şampiyon olmasını sağlayacak sonuçla biten maçtır.
t: Siyah beyazlıların kalan maçlarda 1 puan almasıyla şampiyon olmasını sağlayacak sonuçla biten maçtır.
SAbah saat 7:30 da kalkıp apar topar gittiğim sınav. Kahvaltı bile yapamadım geç kaldım diye. Gittim okulun bahçesinde kimse yok. Veli bile yok o derece boş. Bir kişi vardı sadece usul usul yanaştım;
-abi bu gün sınav vardı niye kimse yok dedim.
-bimiyorum belki başka bi yere almışlardır dedi. Sen en iyisi içeri girip bi sor dedi.
Girdim içeri kimse yok. Hizmetli odasından televizyon sesi geliyor daldım içeri
- Kolay gelsin. bu gün sınav yokmuydu. Niye kimse yok? Başka bir yere mi taşıdılar acaba. 15 dk kalmış.
- Sınav bu gün değil yarın dedi amca
Kağıta göz attım harbiden 22 mayıs diyor. Bu gün 21 biri. Çıktım dışarı ilk sorduğum adamla göz göze geldik. Adam hayırdır neymiş der demez sırıtmaya başladı, abi söyleyeyim ama gülme dedim olur mu? Olur dedi gülerek sınav yarınmış dedim. Adam bastı kahkahayı.
Gittiğim o kadar yolu adil olsun diye yürüyerek döndüm belki 15km. Bu dalgınlığın, aptallıkta denebilir belki beni çok üzmedi genel itibariyle bir leylalığım var ancak sabahın köründe uyanmak ve uykudan olmak beni iyice sinirlendirdi.
-abi bu gün sınav vardı niye kimse yok dedim.
-bimiyorum belki başka bi yere almışlardır dedi. Sen en iyisi içeri girip bi sor dedi.
Girdim içeri kimse yok. Hizmetli odasından televizyon sesi geliyor daldım içeri
- Kolay gelsin. bu gün sınav yokmuydu. Niye kimse yok? Başka bir yere mi taşıdılar acaba. 15 dk kalmış.
- Sınav bu gün değil yarın dedi amca
Kağıta göz attım harbiden 22 mayıs diyor. Bu gün 21 biri. Çıktım dışarı ilk sorduğum adamla göz göze geldik. Adam hayırdır neymiş der demez sırıtmaya başladı, abi söyleyeyim ama gülme dedim olur mu? Olur dedi gülerek sınav yarınmış dedim. Adam bastı kahkahayı.
Gittiğim o kadar yolu adil olsun diye yürüyerek döndüm belki 15km. Bu dalgınlığın, aptallıkta denebilir belki beni çok üzmedi genel itibariyle bir leylalığım var ancak sabahın köründe uyanmak ve uykudan olmak beni iyice sinirlendirdi.
Ebubekir Sifil Caner Taslaman tartışmasının tekrarını izledim. Seviye yerlerde sürünüyor. Caner Taslaman, İslam'la ilgili uluslararası medyada oluşturulan bütün algıların arkasına saklanmış şımarık bir mahalle çocuğu gibi konuşuyor. İslamafobik bir İlahiyatçı (!) diyebiliriz. Ebubekir Sifil de buna cevap vermeye çalışıyor ancak yetersiz kalıyor. İzahlarını tam yapamıyor, çok teknik kalıyor.
Bütün mesele dinimizden Peygamber Efendimizi, yani Hadisleri kapı dışarı etmek isteyenlerin saldırılarından kaynaklanıyor. Bazı uç örnekler üzerinden ve onları da çarpıtarak günümüz insanının algısını yönetmek istiyorlar. Hadislere güven sarsıldığı zaman, dini hayatın biteceğini, İslamın bir uzak doğu dini gibi hayatla ilgisi olmayan felesefi bir ekol haline geleceğini düşünüyorlar.
Hadis ilmi muazzam bir ilimdir. Nakli bir ilimdir. Yani hadis ilmi arşivcilik gibidir. Hadis alimleri, ulaştıkları bütün hadis rivayetlerini ravilerin güvenilirlik derecelerini de not ederek yazmışlardır. Bunların kendi aralarındaki uyumuna, tenakuzlarına, Kur'ana ya da akıl mantık ölçüsüne uyumuna bakmamışlar... Çünkü nakle dayanan bir derleme yaptıklarını biliyorlardı. Hadisleri naklin sıhhati dışında başka açılardan değerlendirmeye tabii tutmanın kendi görevleri olmadığını; o görevin başka ilim dallarına ait olduğunu biliyorlardı.
Böylece yüz binlerce hadisten oluşan bir külliyat meydana getirdiler. Hadis alimleri, bu Hadis külliyatlarını matbaada basılsın, milyonlarca insan okusun; her Müslüman bu külliyatı okusun diye yazmadılar. (Zaten, bu eserler son yüzyıla kadar el yazması halinde gelen eserlerdi. Son iki yüz yıl hariç hiçbir yazar kitabını geniş kitleler için yazmış değildir zaten. Herkes konunun ehli için yazardı.) Dolayısıyla hadis külliyatı, din ilmiyle üst seviyede meşgul olanlara mahsus olarak hazırlanmış bir arşiv evrakı mahiyetindedir... Din alimleri yani Fıkıh (Hukuk), İtikat (İnanç), Tefsir (Kur'anı anlama ilmi) gibi ilimlerle meşgul olan alimler, meseleleri ele alırken ihtiyaç hissettikleri nispette bu Hadis külliyatından yararlanmışlardır. Kimisi çok kimisi daha az bir oranda başvuru kaynağı olarak kullanmışlar. Daha sonraki asırlarda birçok Hadis alimi, bu büyük hadis külliyatından seçmeler yaparak çeşitli Hadis mecmuaları derlemişlerdir ki, bunlar halk için, din görevlileri için gerekli gördükleri seçme hadislerden oluşan derlemelerdir. Bir müçtehit, bir müfessir, bir fakih derlemelerle yetinmez. Ancak bir imam, bir vaiz, kendi halinde bir Müslüman bunlarla yetinebilir. Yetinmesi de yerindedir.
Yüzlerce yıldır Hadis kitapları böyle işlevler görmüş. Yani o asırların Buhari, Ebu Davud gibi büyük alimleri bu devasa muhteşem malzemeyi bir sistematik halinde ortaya koyarak; fıkıh, akaid, kelam, tefsir vs. gibi dallarda çalışan din alimlerinin önüne kocaman bir dünya açmışlardır. Bu alimler de, bu hadis külliyatından yararlanarak başta fıkıh olmak üzere Müslüman dünyasının sorunlarına çözüm üretmeye çalışmışlardır.
Günümüz insanı için, bu hadis külliyatında yer alan yüz binlerce hadis içinde ilk bakışta mantıksız, saçma, hatalı gibi görünen; din ilminde kabiliyeti olmayanları şaşkınlığa uğratabilecek olanlar vardır. Çünkü günümüz insanı zaten korkunç enformasyon bombası altında değil dini olanı, insani ve fıtrî olan her şeyi de yitirmiştir. Tartışmaya açık gibi görünen az sayıdaki hadisi, Müslümanlara saldırmak için kullanan sözüm ona aydın (!) din adamları zümresi, ekran ekran gezerek çirkin iftira ve saldırılarına devam ediyorlar. Kimisi bu hadis külliyatını toptan atalım, kimi akıl ve mantık süzgecinden geçirerek beğenmediklerimizi atalım, kimisi de Kur'ana uyamayan hadisleri atalım gibi laflar ediyorlar. Dediklerini yapsak, bu ayıklama sürecine kim katılacak? Bütün ümmeti ve alimlerini ikna eden son karar vericiler kim olacak? Referandum mu yapacağız? AB raportörlerine mi soracağım? Bunların cevabı yok.! İslam ve Müslümanlar, Türkiye'den ibaret değil. Maldivlerden Asya steplerine kadar Müslüman dünyada kime neyi nasıl kabul ettireceğimize dair bir fikir serdettikleri de yok.
Şunu söylemiyorlar, bu devasa hadis külliyatıyla muhatap olmak ve hüküm çıkarmak alimlerin işidir. Ehli Sünnet alimleri bu konuda kılı kırk yaran bir hassasiyetle hareket etmişlerdir. Tarih boyunca ve şimdi de, geniş halk kitleleri başta Kur'an olmak üzere bu hadis külliyatından yararlanan alimlerin yazdığı iman, itikat, fıkıh, ilmihal sahalarındaki eserlere ve yine onların fetvalarına göre yaşamışlardır. Zira Kur'an ve hadisten hüküm çıkarmanın ehli ilme düşen bir vazife olduğu, herkesin bildiği bir gerçektir. Sadece din ilminde değil, her ilimde bu böyle değil midir? Geniş kitle, birbirinin zıddı veya zıddı gibi görünen hadisleri de barındıran yüz binlerce hadisten oluşan bir külliyatı okumamalıdır zaten. Bir çoğu aynı hadislerin farklı kişilerden gelen nakillere dayandığından tekrar mahiyetindedir. Bu bile Hadis külliyatının alimler için kaynak niteliğini gösterir. Ehli olmayan işin içinden çıkamaz.
Tartışmalar her zaman olmuş, ancak Ümmetin genel davranışı büyük oranda böyle olmuştur. Hadis düşmanlarının söylemleri, içinde hoşumuza gitmeyen kitaplar bulunan bir kütüphaneyi toptan yakalım ya da istediklerimizi seçip yakalım demeye benziyor. En basitinden şunu düşünmüyorlar ki, "Benim yararlanamadığın kaynaktan bir başkası yararlanabilir, benim görmediklerimi görebilir. Madem nakille geliyor orada dursun. Hangi hadisin fıkıhta, itikatta delil olup olmayacağına ehl-i ilim karar versin." Evet böyle düşünmüyorlar. Halbuki eleştiri yolu kapalı değildir. Ehli Sünnet alimleri birbirlerini eleştirmişler, birbirlerinden farklı hükümler vermişler. Fakat kaynak düşmanlığı yapmamışlar.
Peki Hadislere saldıran, Kur'an-ı Kerim'i kendi hevasına göre dilediği gibi yorumlayan; Kur'an Müslümanlığı diyen bu heriflerin asıl sorunu nedir o zaman?
Son iki yüzyılda batı karşısındaki yenilginin verdiği aşağılık kompleksi din ilmiyle meşgul olanları da etkilemiş; İslam alemi siyasi, ekonomik, kültürel olduğu kadar din ilminde de çöküş yaşamıştır. Bu çöküşün nedenlerini anlamaya çalışanların bir kısmı, kısa yoldan suçu kaynaklara atmak gibi bir kolaycılığa yönelmişlerdir. Modernistler dediğimiz bu ekol ilk defa sömürgeleştirilen İslam diyarlarında (Hindistan, Mısır) oryantalistlerin etkisiyle ortaya çıkmış; oradan Osmanlıya ve Cumhuriyet Türkiyesine gelmiştir. Bunlar önce hadisleri red veya elemeye tabii tutmak, sonra Kur'an'ı İslam dünyasındaki ve tarihindeki bağlamından kopararak üzerinde istedikleri gibi yorum yapacakları bir felsefe kitabına indirgemek gibi sonu küfre gidebilecek bir yol tutmuşlardır. Bu ekolün günümüz Türkiyesindeki karikatür temsilcileri de M.İslamoğlu, Y.Nuri Öztürk, Caner Taslaman, A.Bayındır gibi isimlerdir. Bence daha tehlikeli olanlar örtülü modernistlerdir. Gerçek kanaatini bir türlü net şekilde beyan etmeyen ilahiyatçılardır. H.Karaman bu konuda üzerinde durulması gereken bir isimdir.
Bu kişiler, Müslüman toplumların karşılaştığı, fakat kaynağı İslamiyet olmayan sorunları İslam'ı eğip bükerek çözme yolunu seçmişlerdir. (İçtihat ehli değillerdir. İçtihat İslami ilimlerin kendi bütünlüğü içinde hareket eden deha çapındaki alimlerin işidir ki, maalesef bu çöküş devrinde bu alimler yetişmemiştir.) Modernistlerin aralarında derece farkı olsa da yöntemleri aynıdır. Sayıları çoktur. İlahiyat fakülteleri bunlarla doludur. Diyanet teşkilatı maalesef ilmi değil bürokratik bir müessese olduğundan gönlü bunlardan yana olsa da ahaliyi karşısına alacak cesareti olmadığından orta yolcudur.
Bunlar, tezlerini ortaya koyarken daima ve ilk hedefe koydukları Hadis külliyatı ve o külliyata dayanan dört hak mezheptir. Fıkıhtan hiç hoşlanmazlar. Niçin? Çünkü bunları itibarsızlaştırmadan modernist bakışla yeni bir din inşa etmeye imkan yoktur.
Öte yandan geleneksel İslami eğitim veren medrese gibi köklü müesseseler Türkiye'de 90 senedir kapalı olduğundan bu modernist ilahiyatçılara cevap verecek İslam alimleri yetişmemiştir. Osmanlı bakiyesi alimler de artık vefat ettiği, piyasadan çekildiği için meydan bunlara kalmıştır. Türkiyede bunlarla mücadele saf ve temiz Müslüman kitlenin irfanına kalmıştır.Bu irfan bile günümüze kadar bu sapıklıkların kabul görmesini engelledi. Fakat artık durum değişiyor. Bu mesele Türkiye için varlık yokluk meselesidir. Türkiye yüzlerce yıldır sahih Ehl i Sünnet itikadının kalesi olmuştur. Bu kale yıkılırsa Türkiye'nin anlam dünyası yıkılır. O dağınıklık bizi maddeten de silip süpürür...
Bütün mesele dinimizden Peygamber Efendimizi, yani Hadisleri kapı dışarı etmek isteyenlerin saldırılarından kaynaklanıyor. Bazı uç örnekler üzerinden ve onları da çarpıtarak günümüz insanının algısını yönetmek istiyorlar. Hadislere güven sarsıldığı zaman, dini hayatın biteceğini, İslamın bir uzak doğu dini gibi hayatla ilgisi olmayan felesefi bir ekol haline geleceğini düşünüyorlar.
Hadis ilmi muazzam bir ilimdir. Nakli bir ilimdir. Yani hadis ilmi arşivcilik gibidir. Hadis alimleri, ulaştıkları bütün hadis rivayetlerini ravilerin güvenilirlik derecelerini de not ederek yazmışlardır. Bunların kendi aralarındaki uyumuna, tenakuzlarına, Kur'ana ya da akıl mantık ölçüsüne uyumuna bakmamışlar... Çünkü nakle dayanan bir derleme yaptıklarını biliyorlardı. Hadisleri naklin sıhhati dışında başka açılardan değerlendirmeye tabii tutmanın kendi görevleri olmadığını; o görevin başka ilim dallarına ait olduğunu biliyorlardı.
Böylece yüz binlerce hadisten oluşan bir külliyat meydana getirdiler. Hadis alimleri, bu Hadis külliyatlarını matbaada basılsın, milyonlarca insan okusun; her Müslüman bu külliyatı okusun diye yazmadılar. (Zaten, bu eserler son yüzyıla kadar el yazması halinde gelen eserlerdi. Son iki yüz yıl hariç hiçbir yazar kitabını geniş kitleler için yazmış değildir zaten. Herkes konunun ehli için yazardı.) Dolayısıyla hadis külliyatı, din ilmiyle üst seviyede meşgul olanlara mahsus olarak hazırlanmış bir arşiv evrakı mahiyetindedir... Din alimleri yani Fıkıh (Hukuk), İtikat (İnanç), Tefsir (Kur'anı anlama ilmi) gibi ilimlerle meşgul olan alimler, meseleleri ele alırken ihtiyaç hissettikleri nispette bu Hadis külliyatından yararlanmışlardır. Kimisi çok kimisi daha az bir oranda başvuru kaynağı olarak kullanmışlar. Daha sonraki asırlarda birçok Hadis alimi, bu büyük hadis külliyatından seçmeler yaparak çeşitli Hadis mecmuaları derlemişlerdir ki, bunlar halk için, din görevlileri için gerekli gördükleri seçme hadislerden oluşan derlemelerdir. Bir müçtehit, bir müfessir, bir fakih derlemelerle yetinmez. Ancak bir imam, bir vaiz, kendi halinde bir Müslüman bunlarla yetinebilir. Yetinmesi de yerindedir.
Yüzlerce yıldır Hadis kitapları böyle işlevler görmüş. Yani o asırların Buhari, Ebu Davud gibi büyük alimleri bu devasa muhteşem malzemeyi bir sistematik halinde ortaya koyarak; fıkıh, akaid, kelam, tefsir vs. gibi dallarda çalışan din alimlerinin önüne kocaman bir dünya açmışlardır. Bu alimler de, bu hadis külliyatından yararlanarak başta fıkıh olmak üzere Müslüman dünyasının sorunlarına çözüm üretmeye çalışmışlardır.
Günümüz insanı için, bu hadis külliyatında yer alan yüz binlerce hadis içinde ilk bakışta mantıksız, saçma, hatalı gibi görünen; din ilminde kabiliyeti olmayanları şaşkınlığa uğratabilecek olanlar vardır. Çünkü günümüz insanı zaten korkunç enformasyon bombası altında değil dini olanı, insani ve fıtrî olan her şeyi de yitirmiştir. Tartışmaya açık gibi görünen az sayıdaki hadisi, Müslümanlara saldırmak için kullanan sözüm ona aydın (!) din adamları zümresi, ekran ekran gezerek çirkin iftira ve saldırılarına devam ediyorlar. Kimisi bu hadis külliyatını toptan atalım, kimi akıl ve mantık süzgecinden geçirerek beğenmediklerimizi atalım, kimisi de Kur'ana uyamayan hadisleri atalım gibi laflar ediyorlar. Dediklerini yapsak, bu ayıklama sürecine kim katılacak? Bütün ümmeti ve alimlerini ikna eden son karar vericiler kim olacak? Referandum mu yapacağız? AB raportörlerine mi soracağım? Bunların cevabı yok.! İslam ve Müslümanlar, Türkiye'den ibaret değil. Maldivlerden Asya steplerine kadar Müslüman dünyada kime neyi nasıl kabul ettireceğimize dair bir fikir serdettikleri de yok.
Şunu söylemiyorlar, bu devasa hadis külliyatıyla muhatap olmak ve hüküm çıkarmak alimlerin işidir. Ehli Sünnet alimleri bu konuda kılı kırk yaran bir hassasiyetle hareket etmişlerdir. Tarih boyunca ve şimdi de, geniş halk kitleleri başta Kur'an olmak üzere bu hadis külliyatından yararlanan alimlerin yazdığı iman, itikat, fıkıh, ilmihal sahalarındaki eserlere ve yine onların fetvalarına göre yaşamışlardır. Zira Kur'an ve hadisten hüküm çıkarmanın ehli ilme düşen bir vazife olduğu, herkesin bildiği bir gerçektir. Sadece din ilminde değil, her ilimde bu böyle değil midir? Geniş kitle, birbirinin zıddı veya zıddı gibi görünen hadisleri de barındıran yüz binlerce hadisten oluşan bir külliyatı okumamalıdır zaten. Bir çoğu aynı hadislerin farklı kişilerden gelen nakillere dayandığından tekrar mahiyetindedir. Bu bile Hadis külliyatının alimler için kaynak niteliğini gösterir. Ehli olmayan işin içinden çıkamaz.
Tartışmalar her zaman olmuş, ancak Ümmetin genel davranışı büyük oranda böyle olmuştur. Hadis düşmanlarının söylemleri, içinde hoşumuza gitmeyen kitaplar bulunan bir kütüphaneyi toptan yakalım ya da istediklerimizi seçip yakalım demeye benziyor. En basitinden şunu düşünmüyorlar ki, "Benim yararlanamadığın kaynaktan bir başkası yararlanabilir, benim görmediklerimi görebilir. Madem nakille geliyor orada dursun. Hangi hadisin fıkıhta, itikatta delil olup olmayacağına ehl-i ilim karar versin." Evet böyle düşünmüyorlar. Halbuki eleştiri yolu kapalı değildir. Ehli Sünnet alimleri birbirlerini eleştirmişler, birbirlerinden farklı hükümler vermişler. Fakat kaynak düşmanlığı yapmamışlar.
Peki Hadislere saldıran, Kur'an-ı Kerim'i kendi hevasına göre dilediği gibi yorumlayan; Kur'an Müslümanlığı diyen bu heriflerin asıl sorunu nedir o zaman?
Son iki yüzyılda batı karşısındaki yenilginin verdiği aşağılık kompleksi din ilmiyle meşgul olanları da etkilemiş; İslam alemi siyasi, ekonomik, kültürel olduğu kadar din ilminde de çöküş yaşamıştır. Bu çöküşün nedenlerini anlamaya çalışanların bir kısmı, kısa yoldan suçu kaynaklara atmak gibi bir kolaycılığa yönelmişlerdir. Modernistler dediğimiz bu ekol ilk defa sömürgeleştirilen İslam diyarlarında (Hindistan, Mısır) oryantalistlerin etkisiyle ortaya çıkmış; oradan Osmanlıya ve Cumhuriyet Türkiyesine gelmiştir. Bunlar önce hadisleri red veya elemeye tabii tutmak, sonra Kur'an'ı İslam dünyasındaki ve tarihindeki bağlamından kopararak üzerinde istedikleri gibi yorum yapacakları bir felsefe kitabına indirgemek gibi sonu küfre gidebilecek bir yol tutmuşlardır. Bu ekolün günümüz Türkiyesindeki karikatür temsilcileri de M.İslamoğlu, Y.Nuri Öztürk, Caner Taslaman, A.Bayındır gibi isimlerdir. Bence daha tehlikeli olanlar örtülü modernistlerdir. Gerçek kanaatini bir türlü net şekilde beyan etmeyen ilahiyatçılardır. H.Karaman bu konuda üzerinde durulması gereken bir isimdir.
Bu kişiler, Müslüman toplumların karşılaştığı, fakat kaynağı İslamiyet olmayan sorunları İslam'ı eğip bükerek çözme yolunu seçmişlerdir. (İçtihat ehli değillerdir. İçtihat İslami ilimlerin kendi bütünlüğü içinde hareket eden deha çapındaki alimlerin işidir ki, maalesef bu çöküş devrinde bu alimler yetişmemiştir.) Modernistlerin aralarında derece farkı olsa da yöntemleri aynıdır. Sayıları çoktur. İlahiyat fakülteleri bunlarla doludur. Diyanet teşkilatı maalesef ilmi değil bürokratik bir müessese olduğundan gönlü bunlardan yana olsa da ahaliyi karşısına alacak cesareti olmadığından orta yolcudur.
Bunlar, tezlerini ortaya koyarken daima ve ilk hedefe koydukları Hadis külliyatı ve o külliyata dayanan dört hak mezheptir. Fıkıhtan hiç hoşlanmazlar. Niçin? Çünkü bunları itibarsızlaştırmadan modernist bakışla yeni bir din inşa etmeye imkan yoktur.
Öte yandan geleneksel İslami eğitim veren medrese gibi köklü müesseseler Türkiye'de 90 senedir kapalı olduğundan bu modernist ilahiyatçılara cevap verecek İslam alimleri yetişmemiştir. Osmanlı bakiyesi alimler de artık vefat ettiği, piyasadan çekildiği için meydan bunlara kalmıştır. Türkiyede bunlarla mücadele saf ve temiz Müslüman kitlenin irfanına kalmıştır.Bu irfan bile günümüze kadar bu sapıklıkların kabul görmesini engelledi. Fakat artık durum değişiyor. Bu mesele Türkiye için varlık yokluk meselesidir. Türkiye yüzlerce yıldır sahih Ehl i Sünnet itikadının kalesi olmuştur. Bu kale yıkılırsa Türkiye'nin anlam dünyası yıkılır. O dağınıklık bizi maddeten de silip süpürür...
https://www.facebook.com/TanerYildizz2023/videos/304456499893473/
kendi adına bir camii yaptırmış zamanında. Halen duruyor bildiğim kadaryırla. Şimdilerde kişi den çok büfe olarak akıllarda kalan kişi.
ata et, ite ot verilmez ..
üzüm üzüme baka baka kararır ..
üzüm üzüme baka baka kararır ..
Nefes aldım, büyüdüm. Büyüdüm de nefes almayı unutur oldum.
çocuklar için temizlik elbisesi yapılması. Örneğin yeni emekleyen bir çocuk için paspas tarzı bir elbise yapılmalı ve bu paspas tarzı elbise ile çocuk evin içerisine salınmalı. Çocuğun karın tarafı da az ıslatılacak tabi. Git gel temizle evi.
Bir çocuğu kaçırma şüphesi ile yakalanan adam linç edilerek öldü. Aynı durum Maltepe'de yaşanıyor ve birkaç kişi daha linç ediliyor, polis varken böyle durumların yaşanması ilkellik, neme lazım iftira olan çıkar, yanlış anlaşılma olur. Toplumsal bir hastalık haline geldi!
Ben bu teröristlerin hak ettikleri yeri bulacaklarına inanıyorum. Belki yarın belki yarından da yakın.
İnsanın gözünü böyle bir cumartesiye açması çok acı. Bide bu acıyı çekenler var.
Kayseri'de, Erciyes Üniversitesi yakınlarında bomba yüklü araçla gerçekleştirilen terör saldırısında 13 askerin şehit olduğu, 56 kişinin yaralandığı bildirildi. http://aa.com.tr/tr/gunun-basliklari/kayseride-erciyes-universitesi-yakininda-teror-saldirisi/708138
İnsanın gözünü böyle bir cumartesiye açması çok acı. Bide bu acıyı çekenler var.
Kayseri'de, Erciyes Üniversitesi yakınlarında bomba yüklü araçla gerçekleştirilen terör saldırısında 13 askerin şehit olduğu, 56 kişinin yaralandığı bildirildi. http://aa.com.tr/tr/gunun-basliklari/kayseride-erciyes-universitesi-yakininda-teror-saldirisi/708138
piyasanın durumu hakkında bilgi verir.
kendisi finans uzmanı oluyor. Bu tarz arkadaşlardan bolca var maalesef.
Hurşide, Afşin'de yaşıyor ve 4. sınıfta. Annesi şizofren ve 5 kardeşine annelik yapıyor, yemek yapıyor, bulaşık yıkıyor ve okula gitmeye çalışıyor.
neden bekliyorsun?
bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?