giyim yardımı adı altında verilendir. Güzel olmuş.
#21964 yazdığım gönderideki eklentide açılmadı, konusuna ekliyorum. -resim ve link sorunlarının düzeltileceği yok-
/gorseller/yukle/images/dadhjh.png
geçmiş mi darbe tehlikesi? insanların sürekli bunu konuşup tetikte olmasına gerek yok muymuş? hayat normale mi dönmüş? sokaklarda bekleyen vatandaşlar da normal hayat yaşıyor evet.
'Candar' kelimesi farsça bir terkiptir. Bu dilde silah manasına gelen ''can'' ile ''tutan, taşıyan, yüklenen'' manasındaki ''dar'' kelimelerinden meydana gelmiştir. Candar, ilk Müslüman Türk devletlerinden itibaren sarayda vazife almış üst düzey bir memurdur. Eski devletlerde Candarlar gulamlar (köle askerler) arasından seçilirdi. Özel olarak yetiştirilen ve harp sanatına hakim olan Candarlar hayatî vazifeler üstlenirdi. Candaroğulları beyliğinin kurucusu sayılan emir Şemseddin yaman'ın da bir emir-i Candar olduğu tahmin edilmektedir. Candarlar en son memlûk devleti'nde vazife aldılar. Memlûklüler ile birlikte candarlık makamı tarihe karışmıştır.
Ramazandan mı kaynaklı, açlıktan mı kaynaklı, gergin miyim tam bilemiyorum ama bu gün izlerken daha doğrusu biri izlettikten sonra katıla katıla gülmeme sebep olan sahne.
https://www.youtube.com/watch?v=1dfi_U27Ay0
kar amacı gütmeyen bilim kuruluşu.
şarkıların ilçesi (^^)
bülent abimiz söylemiş. aşk bodrum'da yaşanıyor güzelim...
hande yener yazmış bodrum'a da gittik beraber ...
bülent abimiz söylemiş. aşk bodrum'da yaşanıyor güzelim...
hande yener yazmış bodrum'a da gittik beraber ...
Markaların iletişim stratejilerine paralel hayata geçirdiği projeleri ile sürdürülebilir marka imajına katkı sağlamayı hedefleyen, full servis dijital pazarlama ve sosyal medya ajansı.
Şirket: Roy + Teddy
Adres: Sofyalı Sk. N:22 D:3 Asmalı Mescit / Beyoğlu / İstanbul
Web Sitesi:http://www.royandteddy.com/
E-posta: contact@royandteddy.com
Telefon: (0212) 244 8829
Yetkili Kişi: Ekin Özçiçekçiler
Şirket: Roy + Teddy
Adres: Sofyalı Sk. N:22 D:3 Asmalı Mescit / Beyoğlu / İstanbul
Web Sitesi:http://www.royandteddy.com/
E-posta: contact@royandteddy.com
Telefon: (0212) 244 8829
Yetkili Kişi: Ekin Özçiçekçiler
az önce bir yazısını okudum .. sanırım bazı şeyleri biraz nahoş söylemiş .. o yüzden daha usturuplu yazmasını salık veriyorum kendilerine .. ancak işte herkesin yoğurt yiyişi farklı ..
ilgili yazı :
'' erdoğan'ı indirelim, fetullah'ı getirelim !! ''
“Memleketi batırdı…”
“Türkiye’yi Ortadoğu bataklığına soktu…”
“Batı’nın her istediğine boyun eğmedi…
“Ülkeyi ateşe attı…”
“Erdoğan’ı indirelim…”
“Cezasını verelim…”
“Ruhan’i gibi birini getirelim…”
“Türk mahkemelerini kapatalım!”
“Yaşasın Amerikan adaleti…”
“Toplumu kutuplaştırdı…”
“Amerika ve Batı ne istiyorsa onu yapalım”
“Mesele Tayyip Erdoğan meselesi olmaktan çıktı,
Çünkü Tayyip Erdoğan ortada bir ülke bırakmadı…”
Söyledikleri bu…
Sen kimsin bilader?..
-“Levent Gültekin…Diken pavyonunda namusuyla çalışan bir konsomatris!..”
Hem pavyonda, hem konsomatris, hem “namuslu”(!)..
Aslında:
“Emin Çölaşan olarak Levent Gültekin” diyecektim (Ahmet abi pordon, “Bekir Coşkun olarak Nuray Mert” olmasın diye vazgeçtim…)
*
Biz, ilke ve prensip olarak:
İnsanların kendi aidiyet ve kimliklerini oluşturan düşüncelere (teori, inanç, ideoloji, dünya görüşü) bağlı olmasını ve bunlara uygun tavırlar içinde bulunmasını bekleriz. Doğru olan da budur tabii olarak!
Örneğin;
Laiklerin, laik gibi davranmasını ve düşünmesini…
Liberallerin liberal gibi davranmasını ve düşünmesini…
Milliyetçilerin milliyetçi gibi davranmasını ve düşünmesini…
Demokratların da demokrat gibi davranmasını ve düşünmesini…
Tabii ki Müslüman’ın da Müslüman gibi davranıp düşünmesini…
Bu bizim “en doğal” hakkımız…
Bir insanın, hem laik olup, hem de “tanrının” işlerine burnunu sokması, “düşünsel ve eylemsel” anlamda bir tutarsızlık-çelişki ifade eder ve en başta, “kendi düşüncesinden bir sapma” olarak değerlendirilir…
Bir liberalin, liberalizmin temel felsefesine aykırı tavır ve düşünceler içinde olması da hakezâ…
Diğerleri de bunun gibi…
Bu sebeple, bizim bir “laik-liberal-demokrattan”, laik, liberal ve demokrat bir tavır ve tutum içinde olmasını ummamız doğaldır…
O yüzden de; “demokrat” olduğunu söyleyen biri “postal yalamaya” başladığında…
Laik olduğunu söyleyen biri; tanrının işlerine burnunu sokmaya kalkıştığında…
Liberal olduğunu belirten biri; “Ferrarisini sattığında”….
Ona çok rahatlıkla; yörüngesinden çıkan öküze dediğimiz gibi “Oha!” diyebiliriz!..
Demesek bile, bunun “kendi düşüncesinden-ideolojisinden bir sapma” olduğu peşinen kabul edilir!
Özetle;
Laik olan laik olsun, liberal olan liberal olsun, demokrasiye inanan da demokrat olsun!..
Ondan sonra da;
Bir arada yaşamak isterlerse yaşasınlar, yaşamak istemezlerse çatışsınlar! Bunda her hangi bir çelişki görmeyiz!
Çünkü “zıtların birbirini itmesi”, hem fizik kanunlarında, hem insan doğasında, hem de toplum sosyolojisinde vardır, uygundur ve tabiidir!
Bunları ilke ve prensip olarak hatırlatmamızın nedeni;
Zihinsel olarak şeytanın “cinsel istismarına” maruz kalmış; Levent Gültekin isimli bir özne!.. Zihinsel melekeleri şeytanın cinsel istismarına uğradığı için de, kendisini, “cinsel istismar mağduru” kabul edebiliriz!
(Basın ahlak-etik şeyleri gereği, “şeytan senin beynine tecavüz etmiş” gerçeğini, doğrudan yazamıyoruz…)
Tamam, çirkinleşmeyelim, kabalaşmayalım ama, yukarıda dediğimiz gibi bizim de “doğal haklarımız” var...
Adam hem demokrat, hem de demokrasinin, “senin gibi düşünmeyenlerin düşüncelerine tahammül etmek” olduğunu söylüyor, ardında ekliyor;
“Cumhurbaşkanı ordan insin!”
Ben bu adamların olaylara nereleriyle baktıklarını gerçekten anlamıyorum…
Benim gibi “büyük bir çoğunluk” da anlamıyor…
Halkın yüzde 52 ile seçmiş olduğu bir Cumhurbaşkanına saygı duymuyorsun anladık, peki halkın yüzde 52’sine niye saygı duymuyorsun?..
-“Ben 7 Haziran öncesi AK Parti seçmenine demiştim: “Şimdi bir tercihle karşı karşıyasınız. Ya Erdoğan’ı tercih edeceksiniz ya da Türkiye’yi.”
AK Parti seçmeni ne yazık ki Erdoğan’ı tercih etti.”
Ne yapacağız o zaman?..
“Laik-liberal-demokrat” kimliğin icâbı; halkın tercihine saygı duyacaksın! Ama sen ne yapıyorsun;
“Her ne şekilde olursa olsun Cumhurbaşkanı’nın cezasını vermek”ten söz ediyorsun!.
Ee, “namuslu konsomatris”, ağzımı bozmayayım diyorum ama, Türkiye’de darbe yapmış generaller bile bu konularda senin kadar “keskin”(!) değildi!..
Peki problem ne sevgili Levent?..
“Mesele Tayyip Erdoğan’dan kurtulma meselesi olmaktan çıktı. Çünkü Tayyip Erdoğan ortada bir ülke bırakmadı.”
N’apalım peki?..
“Pazartesi gecesi Reza Zarrab’ın ABD’de tutuklandığı haberi gelince sosyal medyada adeta bir bayram havası vardı.
Bu haberden dolayı hepimiz çok mutlu olduk. Çünkü yapanın yanına kar kalmayacak, adalet yerini bulacaktı. Fakat bu adaleti kimin, hangi amaçla sağlayacağını, ne tür sonuçlar doğuracağını kimse düşünemiyordu. Çünkü öfke çok büyüktü.”
Gördünüz değil mi?..
Ben bunu görmemiştim; bunun da; “Amerikancı özgür sürtükler korosuna” katıldığını yani?..
Nihayet mesele anlaşılıyor;
“Erdoğan, zaman içerisinde İslamcı çizgisine döndü.”
Adamın bütün derdi buymuş meğerse…
*
Ben Levent’in “şeytanın cinsel istismarına maruz kalmış zihin”sel hezeyanlarının hepsine lâf yetiştiremem…
Sadece şeytan tarafından zihninin cinsel istismara uğramasından dolayı ortaya çıkan “mağduriyetini” de göz önüne alarak; bu çelişkileri hatırlatabilirim;
Levent “demokrat” ama, aynı zamanda her türlü “darbeye” hazır ve teşne…
“Teröre” karşı, ama PKK ve Sol yaptığı zaman, “sarayı deviririz” ümidiyle destekçi… Sadece “IŞİD” terörüne…
Levent; Laik ama istediği zaman “dinciliğe” kıvrılabiliyor ve “ateist bir dinci” gibi döktürebiliyor…
Levent’in geçmişini bilenler; “bizim mahalleden” kaçıp, diken pavyonuna düştüğünü söylüyorlar…
Peki benim “Levent’le” ne alıp veremediğim var?..
Valla benimki nasıl derler, “şahsî” bir şey değil!..
Tamamen “milli” bir tepki yani!..
Bugünkü basın ifade özgürlüğü hakkımı da bu şekilde kullanıyorum…
[http://www.nabizhaber.com/sukru-sak-yazdi-erdogani-indirelim-fetullahi-getirelim-11162h.htm yazının bağlantısı ]
ilgili yazı :
'' erdoğan'ı indirelim, fetullah'ı getirelim !! ''
“Memleketi batırdı…”
“Türkiye’yi Ortadoğu bataklığına soktu…”
“Batı’nın her istediğine boyun eğmedi…
“Ülkeyi ateşe attı…”
“Erdoğan’ı indirelim…”
“Cezasını verelim…”
“Ruhan’i gibi birini getirelim…”
“Türk mahkemelerini kapatalım!”
“Yaşasın Amerikan adaleti…”
“Toplumu kutuplaştırdı…”
“Amerika ve Batı ne istiyorsa onu yapalım”
“Mesele Tayyip Erdoğan meselesi olmaktan çıktı,
Çünkü Tayyip Erdoğan ortada bir ülke bırakmadı…”
Söyledikleri bu…
Sen kimsin bilader?..
-“Levent Gültekin…Diken pavyonunda namusuyla çalışan bir konsomatris!..”
Hem pavyonda, hem konsomatris, hem “namuslu”(!)..
Aslında:
“Emin Çölaşan olarak Levent Gültekin” diyecektim (Ahmet abi pordon, “Bekir Coşkun olarak Nuray Mert” olmasın diye vazgeçtim…)
*
Biz, ilke ve prensip olarak:
İnsanların kendi aidiyet ve kimliklerini oluşturan düşüncelere (teori, inanç, ideoloji, dünya görüşü) bağlı olmasını ve bunlara uygun tavırlar içinde bulunmasını bekleriz. Doğru olan da budur tabii olarak!
Örneğin;
Laiklerin, laik gibi davranmasını ve düşünmesini…
Liberallerin liberal gibi davranmasını ve düşünmesini…
Milliyetçilerin milliyetçi gibi davranmasını ve düşünmesini…
Demokratların da demokrat gibi davranmasını ve düşünmesini…
Tabii ki Müslüman’ın da Müslüman gibi davranıp düşünmesini…
Bu bizim “en doğal” hakkımız…
Bir insanın, hem laik olup, hem de “tanrının” işlerine burnunu sokması, “düşünsel ve eylemsel” anlamda bir tutarsızlık-çelişki ifade eder ve en başta, “kendi düşüncesinden bir sapma” olarak değerlendirilir…
Bir liberalin, liberalizmin temel felsefesine aykırı tavır ve düşünceler içinde olması da hakezâ…
Diğerleri de bunun gibi…
Bu sebeple, bizim bir “laik-liberal-demokrattan”, laik, liberal ve demokrat bir tavır ve tutum içinde olmasını ummamız doğaldır…
O yüzden de; “demokrat” olduğunu söyleyen biri “postal yalamaya” başladığında…
Laik olduğunu söyleyen biri; tanrının işlerine burnunu sokmaya kalkıştığında…
Liberal olduğunu belirten biri; “Ferrarisini sattığında”….
Ona çok rahatlıkla; yörüngesinden çıkan öküze dediğimiz gibi “Oha!” diyebiliriz!..
Demesek bile, bunun “kendi düşüncesinden-ideolojisinden bir sapma” olduğu peşinen kabul edilir!
Özetle;
Laik olan laik olsun, liberal olan liberal olsun, demokrasiye inanan da demokrat olsun!..
Ondan sonra da;
Bir arada yaşamak isterlerse yaşasınlar, yaşamak istemezlerse çatışsınlar! Bunda her hangi bir çelişki görmeyiz!
Çünkü “zıtların birbirini itmesi”, hem fizik kanunlarında, hem insan doğasında, hem de toplum sosyolojisinde vardır, uygundur ve tabiidir!
Bunları ilke ve prensip olarak hatırlatmamızın nedeni;
Zihinsel olarak şeytanın “cinsel istismarına” maruz kalmış; Levent Gültekin isimli bir özne!.. Zihinsel melekeleri şeytanın cinsel istismarına uğradığı için de, kendisini, “cinsel istismar mağduru” kabul edebiliriz!
(Basın ahlak-etik şeyleri gereği, “şeytan senin beynine tecavüz etmiş” gerçeğini, doğrudan yazamıyoruz…)
Tamam, çirkinleşmeyelim, kabalaşmayalım ama, yukarıda dediğimiz gibi bizim de “doğal haklarımız” var...
Adam hem demokrat, hem de demokrasinin, “senin gibi düşünmeyenlerin düşüncelerine tahammül etmek” olduğunu söylüyor, ardında ekliyor;
“Cumhurbaşkanı ordan insin!”
Ben bu adamların olaylara nereleriyle baktıklarını gerçekten anlamıyorum…
Benim gibi “büyük bir çoğunluk” da anlamıyor…
Halkın yüzde 52 ile seçmiş olduğu bir Cumhurbaşkanına saygı duymuyorsun anladık, peki halkın yüzde 52’sine niye saygı duymuyorsun?..
-“Ben 7 Haziran öncesi AK Parti seçmenine demiştim: “Şimdi bir tercihle karşı karşıyasınız. Ya Erdoğan’ı tercih edeceksiniz ya da Türkiye’yi.”
AK Parti seçmeni ne yazık ki Erdoğan’ı tercih etti.”
Ne yapacağız o zaman?..
“Laik-liberal-demokrat” kimliğin icâbı; halkın tercihine saygı duyacaksın! Ama sen ne yapıyorsun;
“Her ne şekilde olursa olsun Cumhurbaşkanı’nın cezasını vermek”ten söz ediyorsun!.
Ee, “namuslu konsomatris”, ağzımı bozmayayım diyorum ama, Türkiye’de darbe yapmış generaller bile bu konularda senin kadar “keskin”(!) değildi!..
Peki problem ne sevgili Levent?..
“Mesele Tayyip Erdoğan’dan kurtulma meselesi olmaktan çıktı. Çünkü Tayyip Erdoğan ortada bir ülke bırakmadı.”
N’apalım peki?..
“Pazartesi gecesi Reza Zarrab’ın ABD’de tutuklandığı haberi gelince sosyal medyada adeta bir bayram havası vardı.
Bu haberden dolayı hepimiz çok mutlu olduk. Çünkü yapanın yanına kar kalmayacak, adalet yerini bulacaktı. Fakat bu adaleti kimin, hangi amaçla sağlayacağını, ne tür sonuçlar doğuracağını kimse düşünemiyordu. Çünkü öfke çok büyüktü.”
Gördünüz değil mi?..
Ben bunu görmemiştim; bunun da; “Amerikancı özgür sürtükler korosuna” katıldığını yani?..
Nihayet mesele anlaşılıyor;
“Erdoğan, zaman içerisinde İslamcı çizgisine döndü.”
Adamın bütün derdi buymuş meğerse…
*
Ben Levent’in “şeytanın cinsel istismarına maruz kalmış zihin”sel hezeyanlarının hepsine lâf yetiştiremem…
Sadece şeytan tarafından zihninin cinsel istismara uğramasından dolayı ortaya çıkan “mağduriyetini” de göz önüne alarak; bu çelişkileri hatırlatabilirim;
Levent “demokrat” ama, aynı zamanda her türlü “darbeye” hazır ve teşne…
“Teröre” karşı, ama PKK ve Sol yaptığı zaman, “sarayı deviririz” ümidiyle destekçi… Sadece “IŞİD” terörüne…
Levent; Laik ama istediği zaman “dinciliğe” kıvrılabiliyor ve “ateist bir dinci” gibi döktürebiliyor…
Levent’in geçmişini bilenler; “bizim mahalleden” kaçıp, diken pavyonuna düştüğünü söylüyorlar…
Peki benim “Levent’le” ne alıp veremediğim var?..
Valla benimki nasıl derler, “şahsî” bir şey değil!..
Tamamen “milli” bir tepki yani!..
Bugünkü basın ifade özgürlüğü hakkımı da bu şekilde kullanıyorum…
[http://www.nabizhaber.com/sukru-sak-yazdi-erdogani-indirelim-fetullahi-getirelim-11162h.htm yazının bağlantısı ]
Türkan Şoray ile Nazan Şoray'ın, babalarının ikinci evliliğinden olan tek erkek kardeşleri.
31 Temmuz 1996 akşamı, Türkan Şoray ile Nazan Şoray'ın hayatlarındaki en acılı günlerinden biri oldu. İki ünlü kız kardeşin, babaları bir, tek öz erkek kardeşleri olan Oktay Şoray, Kartal Soğanlık Mahallesi'nde annesi Necla Şoray ile birlikte oturdukları apartmanın 5. katındaki evlerinden atlayarak canına kıydı.
Türkan Şoray'ın babası Halit Şoray'ın ikinci evliliğinden olan 34 yaşındaki Oktay Şoray'ın, 16 yaşında geçirdiği bir motosiklet kazası nedeniyle beyninde bir sorun oluştuğu ve zaman zaman psikolojik sorunlar yaşadığı ve bu sebeple intihar ettiği tahmin ediliyor.
31 Temmuz 1996 akşamı, Türkan Şoray ile Nazan Şoray'ın hayatlarındaki en acılı günlerinden biri oldu. İki ünlü kız kardeşin, babaları bir, tek öz erkek kardeşleri olan Oktay Şoray, Kartal Soğanlık Mahallesi'nde annesi Necla Şoray ile birlikte oturdukları apartmanın 5. katındaki evlerinden atlayarak canına kıydı.
Türkan Şoray'ın babası Halit Şoray'ın ikinci evliliğinden olan 34 yaşındaki Oktay Şoray'ın, 16 yaşında geçirdiği bir motosiklet kazası nedeniyle beyninde bir sorun oluştuğu ve zaman zaman psikolojik sorunlar yaşadığı ve bu sebeple intihar ettiği tahmin ediliyor.
Yarın alan sınavlarının olduğu sınav. SAbahtan akşam kaça kadar tonla soruyla baş edeceğimiz bir gerçek. Beynimiz hem sayısal hem sözel olarak oldukça yorulacak. Bu güne kadar çalışılan hukuk,iktisat,muhasebe,maliye,işletme,kamu yönetimi.... ile dersleri bir kaç saat içerisinde ölçecekler.
/gorseller/yukle/images/kpsssss.jpg
/gorseller/yukle/images/kpsssss.jpg
anneyle beraber kızının görev yerine gelip yoldaş olmalarıdır. yıllardır bunu bekliyordum. (^^)
Dönemin ruhunu yansıtmaları ve sosyal statü dahil bir çok konuda ipucu vermeleri bakımından sinematografide mizansen öğelerinden (bkz: prop) kabul edilirler. Aynı zamanda (bkz: temsil) öğesidir ve karakteri/anlatıyı destekleyici özellik taşırlar.
Örneğin, parka neredeyse ideolojik bir temsildir. Ya da ispanyol eski kale komutanlarının ya da diğer başta gelen insanların giydiği üniformalar. İçindekine bakılmaksızın dokunulmaz oluyormuş bu adamlar. (corregidor) Japon generallerinin kıyafetleri mesela, tam bir zenginlik, ihtişam öğesidir, gövde gösterisi amacı taşır.
Örneğin, parka neredeyse ideolojik bir temsildir. Ya da ispanyol eski kale komutanlarının ya da diğer başta gelen insanların giydiği üniformalar. İçindekine bakılmaksızın dokunulmaz oluyormuş bu adamlar. (corregidor) Japon generallerinin kıyafetleri mesela, tam bir zenginlik, ihtişam öğesidir, gövde gösterisi amacı taşır.
son 3-4 yıldan beri neden bilmem aşırı şekilde sevip araştırdığım, yeni haberlerini takip ettiğim aşırıdan biraz fazla sevimli olan hayvanlar. videolarını izlemek bile gülümsetip mutlu ediyor.
1.nesil yazar hoşgelmiş. Hoş görür bol yazar keyif alır umarım.
Uche Alozie Okechukwu, Nijeryalı millî futbolcudur. Türk vatandaşlığına geçerek Deniz Uygar adını almıştır.
insanın en zor sınavı. çünkü insan verilen cevaplara göre hayatını şekillendiriyor. yanlış cevap demek yanlış yaşam demek oluyor.
Telaffuzunu acayip merak ediyorum.
neden bekliyorsun?
bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?


