aslında olması gereken şey şöyledir. Geminin her tarafına kamera konulması gerekir. Gemide sigara içilmesi serbest olması gerekir. İzmariti denize atana 5.000 tl yere atana 1.000 tl gibi cezalar getirilmeli. Caydırıcılıksa özgürlük kısıtlanmadan olmalı.
(gbkz:atıf yılmaz)'ın 1979 tarihli ne olacak şimdi filminden bir replik.
türk sinema tarihinde henuz bunun kadar beni güldüren bir başka sahnenin olmadığı replik.
türk sinema tarihinde henuz bunun kadar beni güldüren bir başka sahnenin olmadığı replik.
kelime bulmaca oyunu. verilen ipucuna göre kelimeler bulmanız gerekiyor. boş zamanlar için güzel bir uygulama.
Istanbul'a en yakın kayak merkezi.
açtım pencerelerimi, hayatım havalansın. (bkz: sokaklarda evcil)
Muazzam bir arşive sahip, ruh haline göre liste seçip günler geceler boyu dinleyebileceğiniz şahane uygulama.
Allah iki bin belasını versin. Sonuçta eğitimcisin, çocuk yetiştirdin ve gidip teröre destek verdin, silahlı mücadeleye katıldın. Gebermiş, gebersin.
Yüksekova'daki operasyonlarda 30 Mart'ta 'Kamuran Amed' kod adlı PKK'lı öldürüldü. Teröristin Mehmetçik İlköğretim Okulu'nun eski müdürü (gbkz:Ahmet Akdeniz) olduğu ortaya çıktı.
Yüksekova'daki operasyonlarda 30 Mart'ta 'Kamuran Amed' kod adlı PKK'lı öldürüldü. Teröristin Mehmetçik İlköğretim Okulu'nun eski müdürü (gbkz:Ahmet Akdeniz) olduğu ortaya çıktı.
Pazarda çocuğunu kaybedince feryat figan ağlayan; bulunca da öldüresiye döven kişiye denir.
çift oldukları için kendilerine yeni görevler, ritüeller oluşturduklar için ve bu görevleri eksik yaptıkları için kavgalar gürültüler bi toz bulutu falan.
bizim için arap alfabesinden latin alfabesine geçilmesidir.
hediyeleri verdikten sonra ellişer lira himmetleri alıyoruz ona göre ;)
hayat dersi verme ihtimaline sahip insanı barından pek bir sevimsiz kitle.
Sizce de anormal değil mi? Dilimizde saygı ve mesafe ilişkisini korumak için 2. tekil şahısa hitap ederken siz ve sen diye iki kelime var. Kırsal bölgede, sözlükte özelden mesaj atarken ya da yaş farkının yüksek oldugu durumlarda sen diye hitap etmeyi kısmen anlarım. Ama alışveriş, iş ortamı, adres sorma gibi durumlarda ilk kez tanıştığı insana sen diyen tipler bana çok kaba geliyor.
murphy'nin altın kuralı şudur:
altını olan kuralı koyar ..
altını olan kuralı koyar ..
mart 2018 için toplam kazancımız. 8,17 tl. üye sayımız ve entry sayımız ile doğru orantıda azalmıştır. tüm üyelerin profillerine yansıtılmıştır.
![]()
büyüklüsü için tıklayınız...

büyüklüsü için tıklayınız...
Adîleşmek durumu.
Wal-Mart'tan kart aldığımda verdiğim isim. Name and surname please:
Polat alemdar. (u: :D )
Polat alemdar. (u: :D )
--- (gbkz: alıntı) ---
herhangi biri. ya da çok özel biri.
yüzleri çok tanıdık ama adları bilinmeyen insanlar vardır hayatın bir yerinde. varlıkları sadece başkalarının varlığını güçlendirmekle tanımlanan insanlar vardır. herhangi birileri, falanca ya da filanca. adı, soyadı hiç önemli değil. başkalarının statüleri uğruna aşağılanan, itilen, hırpalanan gerektiğinde ölümlere gidip gelen insanlar.
ya da figüranlar diyelim biz bunlara. perdenin hazin yüzleri.
adları sinema afişlerine yazılmayanlar. yüzleri tanıdık, isimleri bilinmeyen insanlar. belki de kahvedekilere en çok benzeyenler. yeşilçam'da da kahvede oturmazlar mı iş beklemek için. inşaat işçilerine ne çok benzerler. bir yapımcının kahveye girip de iş dağıtmasını beklemek.
makyajsızlar...
senaryoyu okuma ihtiyacı olmayanlar. filmin bir yerinden girip, öylece yok olanlar. dayak yiyip, ölüp, çay dağıtıp, durakta bekleyip filmden kopup gidenler. hayatın ıssız sokaklarında gezip, filmin ayrıntı karelerinde yer bulanlar. makyaja ihtiyaç duymayan figüranlar.
onlardan biriydi yadigar...
iri gövdeli, uzun boylu, seyrek dişli, çirkin bir adam. kötüler hep çirkin olmalıdır değil mi?
filmlerde eşşek sudan gelinceye kadar dayak yerken tanıdık bu iri adamı. bazen cüneyt arkın dövüyordu bazen de kemal sunal. şaban'dan dayak yemesi ne kadar da trajiktir. eğer günlük hayatta olsa hepsini dövebilecek niteliktedir yadigar. gel gör ki dayak yemek için para almaktadır. o da dayağın en iyisini yer.
o dayak yerdi biz gülerdik. kahramanımız gözümüzde büyürdü ona dayak atarken. o kadar iri bir adamı dövebilmesine hayran olurduk kahramanımızın. o ise sesini çıkarmadan içtenlikle yerdi dayağı. hep kötü bir babanın adamıydı yadigar. iyi insanlara saldırır, kötülüğe hizmet eder, haince kahkahalarla gülümserdi.
sahiden o kadar kötü olabilir miydi?
diğer figüranlar onun kadar iri olmadığı için onun dayak yemesinin ayrı bir anlamı olurdu. işi daha önemli hale getirirdi. en son o dayak yerdi. final döğüşü olurdu. onu dövmenin önemi hepsinden çoktu. çünkü en dövülemez olanı oydu.
bu sahneler hiç değişmedi. yani onun bir kez olsun dövebildiğini ve böylece filmin bittiğini görmedik. senaristler hiç sürpriz yapmadılar bu iri adama. günlük hayatın akışı, kaderin tecellisi hiç değişmedi. ismi anılmayanlar, makyajsızlar hiç finalde tutunamadılar. filmin acı karelerine malzeme olup, yitip gittiler öylece.
yeşilçam'ın figüranlar kahvesinin kasvetli havası sinmişti yadigar'ın üzerine. gülümsemiyordu koca adam. günler boyu iş beklemek sonra filme girip bir ton dayak yiyip çekip gitmek. yediremiyordu kendine ama ekmek parası işte. emekçisi olmuştu sinemanın. öyle bar köşelerinde değil filmin içinde emeğini konuşturuyordu yadigar. türk sinemasının binlerce karesine görüntü vermişti. varsın ismi de bilinmesindi.
gerçi hayat zordu. iki film yapıp imaj yapanlar, soyunanlar, dünkü çocuklar parayla oynarken yılların sinema emekçisinin karnı günlük doyuyordu.
bugün doyuyor yarını bekliyordu koca adam.
son zamanlarda işleri iyi değildi yadigar'ın. parasızlık çekiyordu. birileri ün, para, imaj peşinde koşarken yadigar'ın durumu gitgide kötülüyordu.
hey gidi koca adam.
her yanını utanç kaplamıştı. dayak yemekten büyük bir utanç. iyice parasız kalmış karnını doyurmakta güçlük çekiyordu. kirasını ödemeyeli çok zaman olmuştu. tek göz bir odaydı kaldığı. buna rağmen kira parası bulmakta güçlük çekiyordu.
bir gün evinden çıkardılar yadigar'ı. kimi kimsesi yoktu istanbul'da. buz gibi soğuk bir gece vakti taksim'e çıktı birkaç parça eşyasıyla.
havada hain bir soğuk kol geziyordu. kimsecikler yoktu koca meydanda.
buralarda ne kadar çok dolaşmıştı.
bir banka uzandı. ellerini bacaklarının arasında ısıtmaya çalıştı.
öksürüyordu epeydir koca adam. uyku girmedi önce gözlerine. yarını düşünüyordu.
sonra yorgunluk çöktü. ağır ağır kapandı gözleri.
bir uyudu, bir daha uyanmadı.
bir uyudu, bir daha dayak yemedi kimseden.
bir uyudu kimseler bilmedi ismini.
bir öldü yalnız taksim meydanı ağladı koca adama. sokak köpekleri tuttu yasını.
yaşamın son karesini asillere yakışır bir onurla oynadı adam.
bir figüran gibi öldü; kimsesiz, yalnız, gözyaşı dökmeden....
tarık tufan
--- (gbkz:alıntı) ---
herhangi biri. ya da çok özel biri.
yüzleri çok tanıdık ama adları bilinmeyen insanlar vardır hayatın bir yerinde. varlıkları sadece başkalarının varlığını güçlendirmekle tanımlanan insanlar vardır. herhangi birileri, falanca ya da filanca. adı, soyadı hiç önemli değil. başkalarının statüleri uğruna aşağılanan, itilen, hırpalanan gerektiğinde ölümlere gidip gelen insanlar.
ya da figüranlar diyelim biz bunlara. perdenin hazin yüzleri.
adları sinema afişlerine yazılmayanlar. yüzleri tanıdık, isimleri bilinmeyen insanlar. belki de kahvedekilere en çok benzeyenler. yeşilçam'da da kahvede oturmazlar mı iş beklemek için. inşaat işçilerine ne çok benzerler. bir yapımcının kahveye girip de iş dağıtmasını beklemek.
makyajsızlar...
senaryoyu okuma ihtiyacı olmayanlar. filmin bir yerinden girip, öylece yok olanlar. dayak yiyip, ölüp, çay dağıtıp, durakta bekleyip filmden kopup gidenler. hayatın ıssız sokaklarında gezip, filmin ayrıntı karelerinde yer bulanlar. makyaja ihtiyaç duymayan figüranlar.
onlardan biriydi yadigar...
iri gövdeli, uzun boylu, seyrek dişli, çirkin bir adam. kötüler hep çirkin olmalıdır değil mi?
filmlerde eşşek sudan gelinceye kadar dayak yerken tanıdık bu iri adamı. bazen cüneyt arkın dövüyordu bazen de kemal sunal. şaban'dan dayak yemesi ne kadar da trajiktir. eğer günlük hayatta olsa hepsini dövebilecek niteliktedir yadigar. gel gör ki dayak yemek için para almaktadır. o da dayağın en iyisini yer.
o dayak yerdi biz gülerdik. kahramanımız gözümüzde büyürdü ona dayak atarken. o kadar iri bir adamı dövebilmesine hayran olurduk kahramanımızın. o ise sesini çıkarmadan içtenlikle yerdi dayağı. hep kötü bir babanın adamıydı yadigar. iyi insanlara saldırır, kötülüğe hizmet eder, haince kahkahalarla gülümserdi.
sahiden o kadar kötü olabilir miydi?
diğer figüranlar onun kadar iri olmadığı için onun dayak yemesinin ayrı bir anlamı olurdu. işi daha önemli hale getirirdi. en son o dayak yerdi. final döğüşü olurdu. onu dövmenin önemi hepsinden çoktu. çünkü en dövülemez olanı oydu.
bu sahneler hiç değişmedi. yani onun bir kez olsun dövebildiğini ve böylece filmin bittiğini görmedik. senaristler hiç sürpriz yapmadılar bu iri adama. günlük hayatın akışı, kaderin tecellisi hiç değişmedi. ismi anılmayanlar, makyajsızlar hiç finalde tutunamadılar. filmin acı karelerine malzeme olup, yitip gittiler öylece.
yeşilçam'ın figüranlar kahvesinin kasvetli havası sinmişti yadigar'ın üzerine. gülümsemiyordu koca adam. günler boyu iş beklemek sonra filme girip bir ton dayak yiyip çekip gitmek. yediremiyordu kendine ama ekmek parası işte. emekçisi olmuştu sinemanın. öyle bar köşelerinde değil filmin içinde emeğini konuşturuyordu yadigar. türk sinemasının binlerce karesine görüntü vermişti. varsın ismi de bilinmesindi.
gerçi hayat zordu. iki film yapıp imaj yapanlar, soyunanlar, dünkü çocuklar parayla oynarken yılların sinema emekçisinin karnı günlük doyuyordu.
bugün doyuyor yarını bekliyordu koca adam.
son zamanlarda işleri iyi değildi yadigar'ın. parasızlık çekiyordu. birileri ün, para, imaj peşinde koşarken yadigar'ın durumu gitgide kötülüyordu.
hey gidi koca adam.
her yanını utanç kaplamıştı. dayak yemekten büyük bir utanç. iyice parasız kalmış karnını doyurmakta güçlük çekiyordu. kirasını ödemeyeli çok zaman olmuştu. tek göz bir odaydı kaldığı. buna rağmen kira parası bulmakta güçlük çekiyordu.
bir gün evinden çıkardılar yadigar'ı. kimi kimsesi yoktu istanbul'da. buz gibi soğuk bir gece vakti taksim'e çıktı birkaç parça eşyasıyla.
havada hain bir soğuk kol geziyordu. kimsecikler yoktu koca meydanda.
buralarda ne kadar çok dolaşmıştı.
bir banka uzandı. ellerini bacaklarının arasında ısıtmaya çalıştı.
öksürüyordu epeydir koca adam. uyku girmedi önce gözlerine. yarını düşünüyordu.
sonra yorgunluk çöktü. ağır ağır kapandı gözleri.
bir uyudu, bir daha uyanmadı.
bir uyudu, bir daha dayak yemedi kimseden.
bir uyudu kimseler bilmedi ismini.
bir öldü yalnız taksim meydanı ağladı koca adama. sokak köpekleri tuttu yasını.
yaşamın son karesini asillere yakışır bir onurla oynadı adam.
bir figüran gibi öldü; kimsesiz, yalnız, gözyaşı dökmeden....
tarık tufan
--- (gbkz:alıntı) ---
neden bekliyorsun?
bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?


