okulun son haftası beni daha çok ele geçiren hal. kolumu kaldırasım yok.
(bkz: bitse de gitsek)
buraya farklı tanımlar gelecektir geniş bir kavram fakat ben bilgisayar ile ilgili olan dumper wifi programından bahsedeceğim. bu program genelde kötü amaçlar için kullanılır. wifi şifre kırma programıdır. modemlerin wps açığından faydalanır. eğer bu açıktan korunmak istiyorsanız modem arayüz ayarlarından wps özelliğini kapatın kurtulun. bir de şifre seçiminde klavyedeki her türlü karakteri (büyük harf, küçük harf, rakam...) kullanırsanız sağlam bir güvenlik duvarınız olur. wifi şifre kırıcı yazılımlar artık çok gelişti fakat güvenlik de yerinde durmuyor.
dumper ile ilgili detaylı bilgiyi bağlantıdaki blogtan alabilirsiniz. gerçekten işe yarıyor mu bilemem, zaten eğitim ve merak dışında bir amaçla kullanmayın.
dumper ile ilgili detaylı bilgiyi bağlantıdaki blogtan alabilirsiniz. gerçekten işe yarıyor mu bilemem, zaten eğitim ve merak dışında bir amaçla kullanmayın.
1 kişi (gbkz:sosyal yardım ve inceleme görevlisi) alacak
Bilgisayar ve ofis programlarını iyi derecede kullanabiliyor olmak, Buna ilişkin olarak transkript belgesi veya M.E.B. bünyesinde yada bu bakanlığın izni ile açılmış kurslardan alınan sertifikaya sahip olmak.
- 4 yıllık Yükseköğretim Kurumlarının; İktisadi İdari Bilimler Fakültesi, İşletme Fakültesi ve Eğitim Fakülteleri ile Sosyoloji, Psikoloji, Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik, Halkla İlişkiler ve Sosyal Hizmetler bölümünün birinden mezun olarak lisans diplomasına sahip olmak veya alanında yüksek lisansını tamamlamış olmak.
- Tercihen yabancı dil (İngilizce) bilen)
- En az B sınıfı sürücü belgesine sahip olmak, seyahat engeli bulunmamak.
- Aday vakfın bulunduğu ilçe sınırları içinde ikamet ediyor olmalı
- ÖZEL ŞARTLAR Bölüm şartı 4 yıllık Yükseköğretim Kurumlarının; İktisadi İdari Bilimler Fakültesi, İşletme Fakültesi ve Eğitim Fakülteleri ile Sosyoloji, Psikoloji, Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik, Halkla İlişkiler ve Sosyal Hizmetler bölümünün birinden mezun olarak lisans diplomasına sahip olmak veya alanında yüksek lisansını tamamlamış olmak. Yabancı Dil Şartı Tercihen yabancı dil (İngilizce) bilen) Sürücü Belgesi Şartı En az B sınıfı sürücü belgesine sahip olmak, seyahat engeli bulunmamak. Bilgisayar Bilgisi Şartı Bilgisayar ve ofis programlarını iyi derecede kullanabiliyor olmak, Buna ilişkin olarak transkript belgesi veya M.E.B. bünyesinde yada bu bakanlığın izni ile açılmış kurslardan alınan sertifikaya sahip olmak. İkamet Şartı Hanönü İlçesi sınırları içerisinde ikamet ediyor olmak, Diğer Özel Şartlar ÖSYM tarafından yapılan 2014 veya 2015 Kamu Personeli Seçme Sınavında KPSSP3 puan türünde en az 60 puan almış olmak Sosyal iletişim becerisine sahip olmak Öğrenmeye, sürekli gelişime açık olma, belirli vizyon görev ve sorumluluk bilinci içerisinde disiplinli çalışma alışkanlığına, devlet vakarına ve ciddiyetine yakışan ahlak ve tutuma sahip olmak. Kendine güvenen, ifade yeteneği yüksek, beşeri ilişkiler konusunda yeterli donanıma sahip, Dezavantajlı gruplarla çalışabilecek, hane ziyaretlerinde sağlıklı sosyal inceleme yapabilecek, honunu.gov.tr adresinden ilan detayına ulaşılabilir.
Bilgisayar ve ofis programlarını iyi derecede kullanabiliyor olmak, Buna ilişkin olarak transkript belgesi veya M.E.B. bünyesinde yada bu bakanlığın izni ile açılmış kurslardan alınan sertifikaya sahip olmak.
- 4 yıllık Yükseköğretim Kurumlarının; İktisadi İdari Bilimler Fakültesi, İşletme Fakültesi ve Eğitim Fakülteleri ile Sosyoloji, Psikoloji, Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik, Halkla İlişkiler ve Sosyal Hizmetler bölümünün birinden mezun olarak lisans diplomasına sahip olmak veya alanında yüksek lisansını tamamlamış olmak.
- Tercihen yabancı dil (İngilizce) bilen)
- En az B sınıfı sürücü belgesine sahip olmak, seyahat engeli bulunmamak.
- Aday vakfın bulunduğu ilçe sınırları içinde ikamet ediyor olmalı
- ÖZEL ŞARTLAR Bölüm şartı 4 yıllık Yükseköğretim Kurumlarının; İktisadi İdari Bilimler Fakültesi, İşletme Fakültesi ve Eğitim Fakülteleri ile Sosyoloji, Psikoloji, Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik, Halkla İlişkiler ve Sosyal Hizmetler bölümünün birinden mezun olarak lisans diplomasına sahip olmak veya alanında yüksek lisansını tamamlamış olmak. Yabancı Dil Şartı Tercihen yabancı dil (İngilizce) bilen) Sürücü Belgesi Şartı En az B sınıfı sürücü belgesine sahip olmak, seyahat engeli bulunmamak. Bilgisayar Bilgisi Şartı Bilgisayar ve ofis programlarını iyi derecede kullanabiliyor olmak, Buna ilişkin olarak transkript belgesi veya M.E.B. bünyesinde yada bu bakanlığın izni ile açılmış kurslardan alınan sertifikaya sahip olmak. İkamet Şartı Hanönü İlçesi sınırları içerisinde ikamet ediyor olmak, Diğer Özel Şartlar ÖSYM tarafından yapılan 2014 veya 2015 Kamu Personeli Seçme Sınavında KPSSP3 puan türünde en az 60 puan almış olmak Sosyal iletişim becerisine sahip olmak Öğrenmeye, sürekli gelişime açık olma, belirli vizyon görev ve sorumluluk bilinci içerisinde disiplinli çalışma alışkanlığına, devlet vakarına ve ciddiyetine yakışan ahlak ve tutuma sahip olmak. Kendine güvenen, ifade yeteneği yüksek, beşeri ilişkiler konusunda yeterli donanıma sahip, Dezavantajlı gruplarla çalışabilecek, hane ziyaretlerinde sağlıklı sosyal inceleme yapabilecek, honunu.gov.tr adresinden ilan detayına ulaşılabilir.
lan niye açılmıyor videolar. ne biçim sözlük bura. neyse youtubea başlığı yazın izleyin.
Ağzı herhangi bir biçimde olan.
en sevdiğim orhan veli şiirlerinden biri.
Beni bu güzel havalar mahvetti,
Böyle havada istifa ettim
Evkaftaki memuriyetimden.
Tütüne böyle havada alıştım,
Böyle havada aşık oldum;
Eve ekmekle tuz götürmeyi
Böyle havalarda unuttum;
Şiir yazma hastalığım
Hep böyle havalarda nüksetti;
Beni bu güzel havalar mahvetti.
Beni bu güzel havalar mahvetti,
Böyle havada istifa ettim
Evkaftaki memuriyetimden.
Tütüne böyle havada alıştım,
Böyle havada aşık oldum;
Eve ekmekle tuz götürmeyi
Böyle havalarda unuttum;
Şiir yazma hastalığım
Hep böyle havalarda nüksetti;
Beni bu güzel havalar mahvetti.
YEni evlenecek gençlerin maddi durumlarına bakmadan tonla parayı gerekli gereksiz bir sürü şeye harcamak zorunda kalmalarıdır. YAtak odası takımı, yemek odası takımı, oturma takımı...
Akılda kalıcılığı arttırmak için yapılan eylem. Akılda kalıyor mu evet. Mesela arçelik firmasının çelik karakteri.
Korkmayın bayburt şarkısı değil. :)
https://youtu.be/YJu05VJee2Y
çok okuyan mı yoksa çok gezen mi, sorusunda \"gezme\" kısmını seçme şansına erişmiş kişilerin yaptığı. kimi hayat standardı ile kimi sıra dışı bir şekilde bunu yapıyor.
bir neşet ertaş sözü.Duyduktan sonra kendisine hak vermedim değil.Şöyle ki hayatta muhtaç olduğumuz şeyler için sürekli çaba içerisinde değil miyiz?En büyük muhtaçlıkta karşı cinsimiz için değil mi?Zengin biri garip değildir demek ne kadar haklı ise bu söz de ondan bin kat daha haklıdır
Ebubekir Sifil Caner Taslaman tartışmasının tekrarını izledim. Seviye yerlerde sürünüyor. Caner Taslaman, İslam'la ilgili uluslararası medyada oluşturulan bütün algıların arkasına saklanmış şımarık bir mahalle çocuğu gibi konuşuyor. İslamafobik bir İlahiyatçı (!) diyebiliriz. Ebubekir Sifil de buna cevap vermeye çalışıyor ancak yetersiz kalıyor. İzahlarını tam yapamıyor, çok teknik kalıyor.
Bütün mesele dinimizden Peygamber Efendimizi, yani Hadisleri kapı dışarı etmek isteyenlerin saldırılarından kaynaklanıyor. Bazı uç örnekler üzerinden ve onları da çarpıtarak günümüz insanının algısını yönetmek istiyorlar. Hadislere güven sarsıldığı zaman, dini hayatın biteceğini, İslamın bir uzak doğu dini gibi hayatla ilgisi olmayan felesefi bir ekol haline geleceğini düşünüyorlar.
Hadis ilmi muazzam bir ilimdir. Nakli bir ilimdir. Yani hadis ilmi arşivcilik gibidir. Hadis alimleri, ulaştıkları bütün hadis rivayetlerini ravilerin güvenilirlik derecelerini de not ederek yazmışlardır. Bunların kendi aralarındaki uyumuna, tenakuzlarına, Kur'ana ya da akıl mantık ölçüsüne uyumuna bakmamışlar... Çünkü nakle dayanan bir derleme yaptıklarını biliyorlardı. Hadisleri naklin sıhhati dışında başka açılardan değerlendirmeye tabii tutmanın kendi görevleri olmadığını; o görevin başka ilim dallarına ait olduğunu biliyorlardı.
Böylece yüz binlerce hadisten oluşan bir külliyat meydana getirdiler. Hadis alimleri, bu Hadis külliyatlarını matbaada basılsın, milyonlarca insan okusun; her Müslüman bu külliyatı okusun diye yazmadılar. (Zaten, bu eserler son yüzyıla kadar el yazması halinde gelen eserlerdi. Son iki yüz yıl hariç hiçbir yazar kitabını geniş kitleler için yazmış değildir zaten. Herkes konunun ehli için yazardı.) Dolayısıyla hadis külliyatı, din ilmiyle üst seviyede meşgul olanlara mahsus olarak hazırlanmış bir arşiv evrakı mahiyetindedir... Din alimleri yani Fıkıh (Hukuk), İtikat (İnanç), Tefsir (Kur'anı anlama ilmi) gibi ilimlerle meşgul olan alimler, meseleleri ele alırken ihtiyaç hissettikleri nispette bu Hadis külliyatından yararlanmışlardır. Kimisi çok kimisi daha az bir oranda başvuru kaynağı olarak kullanmışlar. Daha sonraki asırlarda birçok Hadis alimi, bu büyük hadis külliyatından seçmeler yaparak çeşitli Hadis mecmuaları derlemişlerdir ki, bunlar halk için, din görevlileri için gerekli gördükleri seçme hadislerden oluşan derlemelerdir. Bir müçtehit, bir müfessir, bir fakih derlemelerle yetinmez. Ancak bir imam, bir vaiz, kendi halinde bir Müslüman bunlarla yetinebilir. Yetinmesi de yerindedir.
Yüzlerce yıldır Hadis kitapları böyle işlevler görmüş. Yani o asırların Buhari, Ebu Davud gibi büyük alimleri bu devasa muhteşem malzemeyi bir sistematik halinde ortaya koyarak; fıkıh, akaid, kelam, tefsir vs. gibi dallarda çalışan din alimlerinin önüne kocaman bir dünya açmışlardır. Bu alimler de, bu hadis külliyatından yararlanarak başta fıkıh olmak üzere Müslüman dünyasının sorunlarına çözüm üretmeye çalışmışlardır.
Günümüz insanı için, bu hadis külliyatında yer alan yüz binlerce hadis içinde ilk bakışta mantıksız, saçma, hatalı gibi görünen; din ilminde kabiliyeti olmayanları şaşkınlığa uğratabilecek olanlar vardır. Çünkü günümüz insanı zaten korkunç enformasyon bombası altında değil dini olanı, insani ve fıtrî olan her şeyi de yitirmiştir. Tartışmaya açık gibi görünen az sayıdaki hadisi, Müslümanlara saldırmak için kullanan sözüm ona aydın (!) din adamları zümresi, ekran ekran gezerek çirkin iftira ve saldırılarına devam ediyorlar. Kimisi bu hadis külliyatını toptan atalım, kimi akıl ve mantık süzgecinden geçirerek beğenmediklerimizi atalım, kimisi de Kur'ana uyamayan hadisleri atalım gibi laflar ediyorlar. Dediklerini yapsak, bu ayıklama sürecine kim katılacak? Bütün ümmeti ve alimlerini ikna eden son karar vericiler kim olacak? Referandum mu yapacağız? AB raportörlerine mi soracağım? Bunların cevabı yok.! İslam ve Müslümanlar, Türkiye'den ibaret değil. Maldivlerden Asya steplerine kadar Müslüman dünyada kime neyi nasıl kabul ettireceğimize dair bir fikir serdettikleri de yok.
Şunu söylemiyorlar, bu devasa hadis külliyatıyla muhatap olmak ve hüküm çıkarmak alimlerin işidir. Ehli Sünnet alimleri bu konuda kılı kırk yaran bir hassasiyetle hareket etmişlerdir. Tarih boyunca ve şimdi de, geniş halk kitleleri başta Kur'an olmak üzere bu hadis külliyatından yararlanan alimlerin yazdığı iman, itikat, fıkıh, ilmihal sahalarındaki eserlere ve yine onların fetvalarına göre yaşamışlardır. Zira Kur'an ve hadisten hüküm çıkarmanın ehli ilme düşen bir vazife olduğu, herkesin bildiği bir gerçektir. Sadece din ilminde değil, her ilimde bu böyle değil midir? Geniş kitle, birbirinin zıddı veya zıddı gibi görünen hadisleri de barındıran yüz binlerce hadisten oluşan bir külliyatı okumamalıdır zaten. Bir çoğu aynı hadislerin farklı kişilerden gelen nakillere dayandığından tekrar mahiyetindedir. Bu bile Hadis külliyatının alimler için kaynak niteliğini gösterir. Ehli olmayan işin içinden çıkamaz.
Tartışmalar her zaman olmuş, ancak Ümmetin genel davranışı büyük oranda böyle olmuştur. Hadis düşmanlarının söylemleri, içinde hoşumuza gitmeyen kitaplar bulunan bir kütüphaneyi toptan yakalım ya da istediklerimizi seçip yakalım demeye benziyor. En basitinden şunu düşünmüyorlar ki, "Benim yararlanamadığın kaynaktan bir başkası yararlanabilir, benim görmediklerimi görebilir. Madem nakille geliyor orada dursun. Hangi hadisin fıkıhta, itikatta delil olup olmayacağına ehl-i ilim karar versin." Evet böyle düşünmüyorlar. Halbuki eleştiri yolu kapalı değildir. Ehli Sünnet alimleri birbirlerini eleştirmişler, birbirlerinden farklı hükümler vermişler. Fakat kaynak düşmanlığı yapmamışlar.
Peki Hadislere saldıran, Kur'an-ı Kerim'i kendi hevasına göre dilediği gibi yorumlayan; Kur'an Müslümanlığı diyen bu heriflerin asıl sorunu nedir o zaman?
Son iki yüzyılda batı karşısındaki yenilginin verdiği aşağılık kompleksi din ilmiyle meşgul olanları da etkilemiş; İslam alemi siyasi, ekonomik, kültürel olduğu kadar din ilminde de çöküş yaşamıştır. Bu çöküşün nedenlerini anlamaya çalışanların bir kısmı, kısa yoldan suçu kaynaklara atmak gibi bir kolaycılığa yönelmişlerdir. Modernistler dediğimiz bu ekol ilk defa sömürgeleştirilen İslam diyarlarında (Hindistan, Mısır) oryantalistlerin etkisiyle ortaya çıkmış; oradan Osmanlıya ve Cumhuriyet Türkiyesine gelmiştir. Bunlar önce hadisleri red veya elemeye tabii tutmak, sonra Kur'an'ı İslam dünyasındaki ve tarihindeki bağlamından kopararak üzerinde istedikleri gibi yorum yapacakları bir felsefe kitabına indirgemek gibi sonu küfre gidebilecek bir yol tutmuşlardır. Bu ekolün günümüz Türkiyesindeki karikatür temsilcileri de M.İslamoğlu, Y.Nuri Öztürk, Caner Taslaman, A.Bayındır gibi isimlerdir. Bence daha tehlikeli olanlar örtülü modernistlerdir. Gerçek kanaatini bir türlü net şekilde beyan etmeyen ilahiyatçılardır. H.Karaman bu konuda üzerinde durulması gereken bir isimdir.
Bu kişiler, Müslüman toplumların karşılaştığı, fakat kaynağı İslamiyet olmayan sorunları İslam'ı eğip bükerek çözme yolunu seçmişlerdir. (İçtihat ehli değillerdir. İçtihat İslami ilimlerin kendi bütünlüğü içinde hareket eden deha çapındaki alimlerin işidir ki, maalesef bu çöküş devrinde bu alimler yetişmemiştir.) Modernistlerin aralarında derece farkı olsa da yöntemleri aynıdır. Sayıları çoktur. İlahiyat fakülteleri bunlarla doludur. Diyanet teşkilatı maalesef ilmi değil bürokratik bir müessese olduğundan gönlü bunlardan yana olsa da ahaliyi karşısına alacak cesareti olmadığından orta yolcudur.
Bunlar, tezlerini ortaya koyarken daima ve ilk hedefe koydukları Hadis külliyatı ve o külliyata dayanan dört hak mezheptir. Fıkıhtan hiç hoşlanmazlar. Niçin? Çünkü bunları itibarsızlaştırmadan modernist bakışla yeni bir din inşa etmeye imkan yoktur.
Öte yandan geleneksel İslami eğitim veren medrese gibi köklü müesseseler Türkiye'de 90 senedir kapalı olduğundan bu modernist ilahiyatçılara cevap verecek İslam alimleri yetişmemiştir. Osmanlı bakiyesi alimler de artık vefat ettiği, piyasadan çekildiği için meydan bunlara kalmıştır. Türkiyede bunlarla mücadele saf ve temiz Müslüman kitlenin irfanına kalmıştır.Bu irfan bile günümüze kadar bu sapıklıkların kabul görmesini engelledi. Fakat artık durum değişiyor. Bu mesele Türkiye için varlık yokluk meselesidir. Türkiye yüzlerce yıldır sahih Ehl i Sünnet itikadının kalesi olmuştur. Bu kale yıkılırsa Türkiye'nin anlam dünyası yıkılır. O dağınıklık bizi maddeten de silip süpürür...
Bütün mesele dinimizden Peygamber Efendimizi, yani Hadisleri kapı dışarı etmek isteyenlerin saldırılarından kaynaklanıyor. Bazı uç örnekler üzerinden ve onları da çarpıtarak günümüz insanının algısını yönetmek istiyorlar. Hadislere güven sarsıldığı zaman, dini hayatın biteceğini, İslamın bir uzak doğu dini gibi hayatla ilgisi olmayan felesefi bir ekol haline geleceğini düşünüyorlar.
Hadis ilmi muazzam bir ilimdir. Nakli bir ilimdir. Yani hadis ilmi arşivcilik gibidir. Hadis alimleri, ulaştıkları bütün hadis rivayetlerini ravilerin güvenilirlik derecelerini de not ederek yazmışlardır. Bunların kendi aralarındaki uyumuna, tenakuzlarına, Kur'ana ya da akıl mantık ölçüsüne uyumuna bakmamışlar... Çünkü nakle dayanan bir derleme yaptıklarını biliyorlardı. Hadisleri naklin sıhhati dışında başka açılardan değerlendirmeye tabii tutmanın kendi görevleri olmadığını; o görevin başka ilim dallarına ait olduğunu biliyorlardı.
Böylece yüz binlerce hadisten oluşan bir külliyat meydana getirdiler. Hadis alimleri, bu Hadis külliyatlarını matbaada basılsın, milyonlarca insan okusun; her Müslüman bu külliyatı okusun diye yazmadılar. (Zaten, bu eserler son yüzyıla kadar el yazması halinde gelen eserlerdi. Son iki yüz yıl hariç hiçbir yazar kitabını geniş kitleler için yazmış değildir zaten. Herkes konunun ehli için yazardı.) Dolayısıyla hadis külliyatı, din ilmiyle üst seviyede meşgul olanlara mahsus olarak hazırlanmış bir arşiv evrakı mahiyetindedir... Din alimleri yani Fıkıh (Hukuk), İtikat (İnanç), Tefsir (Kur'anı anlama ilmi) gibi ilimlerle meşgul olan alimler, meseleleri ele alırken ihtiyaç hissettikleri nispette bu Hadis külliyatından yararlanmışlardır. Kimisi çok kimisi daha az bir oranda başvuru kaynağı olarak kullanmışlar. Daha sonraki asırlarda birçok Hadis alimi, bu büyük hadis külliyatından seçmeler yaparak çeşitli Hadis mecmuaları derlemişlerdir ki, bunlar halk için, din görevlileri için gerekli gördükleri seçme hadislerden oluşan derlemelerdir. Bir müçtehit, bir müfessir, bir fakih derlemelerle yetinmez. Ancak bir imam, bir vaiz, kendi halinde bir Müslüman bunlarla yetinebilir. Yetinmesi de yerindedir.
Yüzlerce yıldır Hadis kitapları böyle işlevler görmüş. Yani o asırların Buhari, Ebu Davud gibi büyük alimleri bu devasa muhteşem malzemeyi bir sistematik halinde ortaya koyarak; fıkıh, akaid, kelam, tefsir vs. gibi dallarda çalışan din alimlerinin önüne kocaman bir dünya açmışlardır. Bu alimler de, bu hadis külliyatından yararlanarak başta fıkıh olmak üzere Müslüman dünyasının sorunlarına çözüm üretmeye çalışmışlardır.
Günümüz insanı için, bu hadis külliyatında yer alan yüz binlerce hadis içinde ilk bakışta mantıksız, saçma, hatalı gibi görünen; din ilminde kabiliyeti olmayanları şaşkınlığa uğratabilecek olanlar vardır. Çünkü günümüz insanı zaten korkunç enformasyon bombası altında değil dini olanı, insani ve fıtrî olan her şeyi de yitirmiştir. Tartışmaya açık gibi görünen az sayıdaki hadisi, Müslümanlara saldırmak için kullanan sözüm ona aydın (!) din adamları zümresi, ekran ekran gezerek çirkin iftira ve saldırılarına devam ediyorlar. Kimisi bu hadis külliyatını toptan atalım, kimi akıl ve mantık süzgecinden geçirerek beğenmediklerimizi atalım, kimisi de Kur'ana uyamayan hadisleri atalım gibi laflar ediyorlar. Dediklerini yapsak, bu ayıklama sürecine kim katılacak? Bütün ümmeti ve alimlerini ikna eden son karar vericiler kim olacak? Referandum mu yapacağız? AB raportörlerine mi soracağım? Bunların cevabı yok.! İslam ve Müslümanlar, Türkiye'den ibaret değil. Maldivlerden Asya steplerine kadar Müslüman dünyada kime neyi nasıl kabul ettireceğimize dair bir fikir serdettikleri de yok.
Şunu söylemiyorlar, bu devasa hadis külliyatıyla muhatap olmak ve hüküm çıkarmak alimlerin işidir. Ehli Sünnet alimleri bu konuda kılı kırk yaran bir hassasiyetle hareket etmişlerdir. Tarih boyunca ve şimdi de, geniş halk kitleleri başta Kur'an olmak üzere bu hadis külliyatından yararlanan alimlerin yazdığı iman, itikat, fıkıh, ilmihal sahalarındaki eserlere ve yine onların fetvalarına göre yaşamışlardır. Zira Kur'an ve hadisten hüküm çıkarmanın ehli ilme düşen bir vazife olduğu, herkesin bildiği bir gerçektir. Sadece din ilminde değil, her ilimde bu böyle değil midir? Geniş kitle, birbirinin zıddı veya zıddı gibi görünen hadisleri de barındıran yüz binlerce hadisten oluşan bir külliyatı okumamalıdır zaten. Bir çoğu aynı hadislerin farklı kişilerden gelen nakillere dayandığından tekrar mahiyetindedir. Bu bile Hadis külliyatının alimler için kaynak niteliğini gösterir. Ehli olmayan işin içinden çıkamaz.
Tartışmalar her zaman olmuş, ancak Ümmetin genel davranışı büyük oranda böyle olmuştur. Hadis düşmanlarının söylemleri, içinde hoşumuza gitmeyen kitaplar bulunan bir kütüphaneyi toptan yakalım ya da istediklerimizi seçip yakalım demeye benziyor. En basitinden şunu düşünmüyorlar ki, "Benim yararlanamadığın kaynaktan bir başkası yararlanabilir, benim görmediklerimi görebilir. Madem nakille geliyor orada dursun. Hangi hadisin fıkıhta, itikatta delil olup olmayacağına ehl-i ilim karar versin." Evet böyle düşünmüyorlar. Halbuki eleştiri yolu kapalı değildir. Ehli Sünnet alimleri birbirlerini eleştirmişler, birbirlerinden farklı hükümler vermişler. Fakat kaynak düşmanlığı yapmamışlar.
Peki Hadislere saldıran, Kur'an-ı Kerim'i kendi hevasına göre dilediği gibi yorumlayan; Kur'an Müslümanlığı diyen bu heriflerin asıl sorunu nedir o zaman?
Son iki yüzyılda batı karşısındaki yenilginin verdiği aşağılık kompleksi din ilmiyle meşgul olanları da etkilemiş; İslam alemi siyasi, ekonomik, kültürel olduğu kadar din ilminde de çöküş yaşamıştır. Bu çöküşün nedenlerini anlamaya çalışanların bir kısmı, kısa yoldan suçu kaynaklara atmak gibi bir kolaycılığa yönelmişlerdir. Modernistler dediğimiz bu ekol ilk defa sömürgeleştirilen İslam diyarlarında (Hindistan, Mısır) oryantalistlerin etkisiyle ortaya çıkmış; oradan Osmanlıya ve Cumhuriyet Türkiyesine gelmiştir. Bunlar önce hadisleri red veya elemeye tabii tutmak, sonra Kur'an'ı İslam dünyasındaki ve tarihindeki bağlamından kopararak üzerinde istedikleri gibi yorum yapacakları bir felsefe kitabına indirgemek gibi sonu küfre gidebilecek bir yol tutmuşlardır. Bu ekolün günümüz Türkiyesindeki karikatür temsilcileri de M.İslamoğlu, Y.Nuri Öztürk, Caner Taslaman, A.Bayındır gibi isimlerdir. Bence daha tehlikeli olanlar örtülü modernistlerdir. Gerçek kanaatini bir türlü net şekilde beyan etmeyen ilahiyatçılardır. H.Karaman bu konuda üzerinde durulması gereken bir isimdir.
Bu kişiler, Müslüman toplumların karşılaştığı, fakat kaynağı İslamiyet olmayan sorunları İslam'ı eğip bükerek çözme yolunu seçmişlerdir. (İçtihat ehli değillerdir. İçtihat İslami ilimlerin kendi bütünlüğü içinde hareket eden deha çapındaki alimlerin işidir ki, maalesef bu çöküş devrinde bu alimler yetişmemiştir.) Modernistlerin aralarında derece farkı olsa da yöntemleri aynıdır. Sayıları çoktur. İlahiyat fakülteleri bunlarla doludur. Diyanet teşkilatı maalesef ilmi değil bürokratik bir müessese olduğundan gönlü bunlardan yana olsa da ahaliyi karşısına alacak cesareti olmadığından orta yolcudur.
Bunlar, tezlerini ortaya koyarken daima ve ilk hedefe koydukları Hadis külliyatı ve o külliyata dayanan dört hak mezheptir. Fıkıhtan hiç hoşlanmazlar. Niçin? Çünkü bunları itibarsızlaştırmadan modernist bakışla yeni bir din inşa etmeye imkan yoktur.
Öte yandan geleneksel İslami eğitim veren medrese gibi köklü müesseseler Türkiye'de 90 senedir kapalı olduğundan bu modernist ilahiyatçılara cevap verecek İslam alimleri yetişmemiştir. Osmanlı bakiyesi alimler de artık vefat ettiği, piyasadan çekildiği için meydan bunlara kalmıştır. Türkiyede bunlarla mücadele saf ve temiz Müslüman kitlenin irfanına kalmıştır.Bu irfan bile günümüze kadar bu sapıklıkların kabul görmesini engelledi. Fakat artık durum değişiyor. Bu mesele Türkiye için varlık yokluk meselesidir. Türkiye yüzlerce yıldır sahih Ehl i Sünnet itikadının kalesi olmuştur. Bu kale yıkılırsa Türkiye'nin anlam dünyası yıkılır. O dağınıklık bizi maddeten de silip süpürür...
öğretmenlerin youtube video yüklemek için öğrencilerini kullandığının bir diğer örneği. Çocuk başarılı ancak hocanın bu yapması doğru değil açıkçası.
Barok sanat akımının ilk büyük sanatçısıdır.
Çok iyi meyve sebze çizermiş.
Çok iyi meyve sebze çizermiş.
uzun zamandan sonra lavanta, gül ve sandal kokusu siparişi verdim.
amber aromalo ve lavanta için güzel diyorlar bu yüzden deneme amaçı hepsini aldım.
ev duman altı oldu ama oldukça hoşuma gitti, bağımlı oldum galiba..
klasik müzik ile beraber güzel ağlanacak ortam yapıyor lakin, reiki yaparken adapte olmak ve telekinezi telepati gibi konularda koku konsantre için gayet faydalı. bir de evde sigara kokusundan yemek kokusuna ne varsa hepsini bastırıyor. nerden aldığımı nerde bulacağını soran arkadaşlar için link : tütsü
amber aromalo ve lavanta için güzel diyorlar bu yüzden deneme amaçı hepsini aldım.
ev duman altı oldu ama oldukça hoşuma gitti, bağımlı oldum galiba..
klasik müzik ile beraber güzel ağlanacak ortam yapıyor lakin, reiki yaparken adapte olmak ve telekinezi telepati gibi konularda koku konsantre için gayet faydalı. bir de evde sigara kokusundan yemek kokusuna ne varsa hepsini bastırıyor. nerden aldığımı nerde bulacağını soran arkadaşlar için link : tütsü
Fenomenoloji, pozitivizmin duyusal verileri yani olguları ön plana çıkaran anlayışına karşı “genel objeler” in ruhsal (tinsel) olarak kavranabileceği anlayışını ortaya koyar. Görünenler (fenomenler) içinde bulunan “öz” doğru bilgidir ve bu “öz” ancak bilinçle kavranır.
pilav yapmak. tane tane olur ya, benim ki neredeyse bazlamaç oluyordu...
Ortaokulu bitirdiğim sene 1 yıl kalmıştım yatılı kız kuran kursu yurtlarında. Sorumluluktan kaçış değil sorumluluk eğitimiydi bizimki. Bina nöbetçisi olduğum zamanlarda öğrendim koca koca banyo lavaboları yıkamayı. Mutfak nöbetçisi olduğumda öğrendim 10-12 koca tepsi ve kazanları yıkamayı, 50-60 kişilik yemekler yapmayı. Bunların yanında 4 yıl ihl 4 yıl ilahiyat için ne kadar kuran ezberi, ilmihal ve Arapça bilgisi lazımsa o 1 sene içinde öğrendim hep. Liseye 1 yıl geç başladım ama o 1 yıl benim için büyük bir avantaj oldu. Özellikle kuran kıraati konusunda.
kıymeti ortamdan çıktıktan sonra anlaşılan güzel yıllardır.
kıymeti ortamdan çıktıktan sonra anlaşılan güzel yıllardır.
arap atı gibi sonradan açıldı beşiktaş.
ikinciliği biraz zor alır ancak iyi gidiyorlar.
Spor Toto Süper Lig'in 26. haftasında Beşiktaş, sahasında Göztepe'yi ağırladı. Siyah beyazlılar, Burak Yılmaz'ın attığı golle rakibini 1-0 mağlup etti ve ikincilik iddiasını sürdürdü.
ikinciliği biraz zor alır ancak iyi gidiyorlar.
Spor Toto Süper Lig'in 26. haftasında Beşiktaş, sahasında Göztepe'yi ağırladı. Siyah beyazlılar, Burak Yılmaz'ın attığı golle rakibini 1-0 mağlup etti ve ikincilik iddiasını sürdürdü.
neden bekliyorsun?
bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?