lucas Hood'un eski suç ortaklığı ve sevgilisi. Banshee'de kocası Gordon hopewell ve geçmişiyle ilgili habersiz olan Deva ve Max ile emlakçı olarak bu takma isim altında yaşıyor. Ayrıca babası Rabbit'ten saklanıyor.
(bkz: Ivana Milicevic)
Bundan sonra sıçış yok.
Genellikle tropikal bölgelerde görülen ve çevresindeki alçak alanlar üzerinde dik yamaçlarla bir ada gibi
yükselen, aşınımdan dolayı ortaya çıkmış tepe.
yükselen, aşınımdan dolayı ortaya çıkmış tepe.
yeni doğmuş ve az az yürümeye başlamış civcivler için oldukça tehlikeli yarı şehirli kuş/kuş türü.
bir sen bir ben birde bebek.
Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde uzak bir ülkede bir kadınla kocasının çocukları yokmuş. Bu aile çocuk sahibi olmayı çok mu çok istiyorlarmış. Aradan bir zaman geçmiş, bir gün kadın bir bebek bebeğinin olacağını fark etmiş. Sevinçle kocasına müjdeyi vermiş, ikisi de çok mutlu olmuşlar.
Günlerden bir gün kadın, pencereden komşusunun bahçesindeki birbirinden güzel, rengarenk çiçekleri ve sebzelere bakarken, birden kadının gözleri altın gibi parlayan özel bir marula takılmış. O kadar büyüleyici bir görüntüsü varmış ki, kadın gözlerini o maruldan alamamış. Adeta bayılmış. Günler geçmiş ama kadın o marulları aklından çıkaramıyormuş.
Bir gün; “Ben bu marullardan yemesem kesin ölürüm” demiş kendi kendine. Marulu düşünmekten yemekten, içmekten kesilmiş, çok zayıflamış. Eşinin zayıfladığını gören kocası durumundan endişelenmiş, kadının derdini öğrenmiş.
Bir gece herkes uyurken adam komşusunun bahçesine girmeye karar vermiş. Gece yarısı sessizce bahçe duvarından tırmanıp bahçeye girmiş, özel marullardan bir kaç taneyi kaptığı gibi eşinin yanına fırlamış. Kadın o özel marulları görünce çok sevinmiş, bütün marulları tek başına afiyetle yemiş.
Ertesi gün kadın yine o marullardan yemek istemiş. Kocası tekrar komşu bahçeye girmiş ama bu sefer komşu bahçenin sahibi olan cadı, marulların çalındığını fark edip bir tuzak hazırlamış.
Adam bahçeye girdiği gibi karşısına aniden çıkıveren cadı: “Sen benim bahçeme nasıl izinsiz girebilirsin!” diyerek ortalığı ayağaı kaldırmış. Benim özel marullarımı çalmak neymiş sana göstereceğim.
“Bunun hesabını çok ağır ödeyeceksin!” diye tehdit etmiş.
Adam kendisini affettirmek için cadıya çok yalvarmış. Karısının bebek beklediği için bahçedeki marulları canının çok çektiğini, her şeyi onun için yaptığını söylemiş.
Cadı: “Hımmm demek çocuğunuz olacak? demiş. Bir şartla sizi affederim, üstelik bahçemdeki marullardan canınızın çektiği kadar alabilirsiniz demiş. Cadının şartı da “bebeğiniz doğduğunda onu bana vereceksiniz” olmuş. Adam şartı hemen kabul etmiş. Çünkü cadıdan çok korkuyormuş.
Aradan günler, haftalar, aylar geçmiş. Kadın bir bebek dünyaya getirmiş. Bebeğin doğduğunu duyan cadı gelip bebeği annesinden almış, evine götürmüş. Bebeğe isim olarak da bahçesindeki özel marulun adı olan RAPUNZEL adını vermiş.
Cadı küçük kızı çok iyi beslemiş, büyütmüş. Aradan yıllar geçmiş minik rapunzel, adeta güzel bir prenses olmuş.
Rapunzel on iki yaşına basınca güzelliği ay gibi her tarafı aydınlatır olmuş. Cadı, Rapunzel'i uzak bir yerde gizlemeye karar vermiş. Bir ortamın ortasında çok yüksek bir kule yapmış bu kulenin ne kapısı, ne de merdiveni varmış. Rapunzel kulenin penceresinden ormana bakar, oradaki kuşların cıvıltısını dinler, günlerini saçlarını örerek geçirirmiş.
Cadı, kuleye çıkmak istediğinde kulenin önüne gelip; “Rapunzel, Rapunzel! Uzat bakalım altın sarısı saçlarını” diye seslenirmiş. Rapunzel uzun örgülü, altın sarısı saçlarını pencereden uzatır, cadı da onun saçlarından tutup kuleye tırmanırmış.
Yıllar yılı Rapunzel o kulede yaşamaya devam etmiş. Bir gün bir prens, ormanda gezintiye çıkmış. Yükseklerden güzel sesli bir kadının şarkı söylediğini işitir gibi olmuş. Sesin geldiği yeri çok merak edip, ormanın içinde aramış da aramış. Sonunda kulenin önüna kadar gelmiş. Gelmiş ama, ne yana baksa kulede ne kapı var, ne merdiven de merdiven varmış.
Bu kuleye çıkışın bir yolu olmalı diyerek, her gün kulenin etrafında dolaşarak keşifler yapıyormuş. Bir gün cadının geldiğini fark etmiş. Sessizce çalıların arasında gizlenmiş ve cadının nasıl yukarı çıktığını öğrenmiş. Ertesi gün hava karardıktan sonra kulenin yanına gelmiş. Nazik bir sesle “Rapunzel, Rapunzel! Uzat altın sarısı saçlarını!” diye seslenmiş. Sonra da rapunzelin saçlarına tutuna tutuna kuleye çıkmış.
Rapunzel karşısında prensi görünce çok korkmuş, çünkü cadıdan başka kimseyle görüşmesi yasakmış. Prens onun sesini ormanda gezerken duyduğunu, sesine aşık olduğu için yanına geldiğini söylemiş. Bunları duyan rapunzelin korkusu geçmiş. Prens Rapunzel'e hemen orada evlenme teklif etmiş, Rapunzel'in yüzü biraz kızarsa da teklifi kabul etmiş. Kabul etmiş ama kuleden inmeleri için bir yol yokmuş. Rapunzelin parlak bir fikri varmış. Prens her yanına geldiğinde beraberinde bir ipek çilesi getirecek Rapunzel'de bu ipek çilesini örerek bir merdiven yapacakmış.
Günler, ayları kovalamış, merdiven neredeyse bitecekmiş. Cadının hiç bir şeyden haberi yokmuş. Bir gün Rapunzel ağzından kaçırmış; “Anne, Prens senden daha hızlı bu kuleye tırmanıyor” deyince cadı her şeyi anlamış.
Cadı: “Rezil kız seni” Beni nasıl aldatırsın? Yıllarca seni herkesten, her şeyden korumak için çabaladım, durdum. Karşılığı böyle mi olacaktı? diye öfkeyle Rapunzel'i azarlamış. Rapunzel'in saçlarını kesip, onu uzak bir çöle göndermiş.
O gece cadı prensi kulede beklemeye karar vermiş. Prens yine kulenin önüne gelip, “Rapunzel, Rapunzel! Uzat altın sarısı saçlarını” diye seslenmiş, cadı Rapunzel'in saçlarını aşağıya doğru sarkıtmış. Prens başına geleceklerden habersiz kuleye tırmanmış.
Karşısında cadıyı gören prens, ne olduğunu anlamadan, cadı tarafından pencereden aşağıya fırlatılmış. Yere düşen prens ölmemiş ama üzerinde düştüğü çalılıklardaki dikenler gözlerini kör etmiş. Yıllarca kör bir şekilde her yerde Rapunzel'i aramış, bir çölde yine Rapunzel'in büyüleyici sesini duyar gibi olmuş. Sesin olduğu tarafa giderek; “Rapunzel! Rapunzel!” diye seslenmiş. Rapunzel, prensi görünce sevinçten alamaya başlamış. Rapunzel'in mutluluk gözleri prensin gözlerine akmış. Bir mucize olmuş, Rapunzel'in göz yaşları prense ilaca olmuş ve iki gözü birden açılmış ve Prensin gözleri görmeye başlamış.
Prens ile Rapunzel birlikte prensin yaşadığı ülkeye gitmişler. Orada mutlu mesut yaşamışlar.
Günlerden bir gün kadın, pencereden komşusunun bahçesindeki birbirinden güzel, rengarenk çiçekleri ve sebzelere bakarken, birden kadının gözleri altın gibi parlayan özel bir marula takılmış. O kadar büyüleyici bir görüntüsü varmış ki, kadın gözlerini o maruldan alamamış. Adeta bayılmış. Günler geçmiş ama kadın o marulları aklından çıkaramıyormuş.
Bir gün; “Ben bu marullardan yemesem kesin ölürüm” demiş kendi kendine. Marulu düşünmekten yemekten, içmekten kesilmiş, çok zayıflamış. Eşinin zayıfladığını gören kocası durumundan endişelenmiş, kadının derdini öğrenmiş.
Bir gece herkes uyurken adam komşusunun bahçesine girmeye karar vermiş. Gece yarısı sessizce bahçe duvarından tırmanıp bahçeye girmiş, özel marullardan bir kaç taneyi kaptığı gibi eşinin yanına fırlamış. Kadın o özel marulları görünce çok sevinmiş, bütün marulları tek başına afiyetle yemiş.
Ertesi gün kadın yine o marullardan yemek istemiş. Kocası tekrar komşu bahçeye girmiş ama bu sefer komşu bahçenin sahibi olan cadı, marulların çalındığını fark edip bir tuzak hazırlamış.
Adam bahçeye girdiği gibi karşısına aniden çıkıveren cadı: “Sen benim bahçeme nasıl izinsiz girebilirsin!” diyerek ortalığı ayağaı kaldırmış. Benim özel marullarımı çalmak neymiş sana göstereceğim.
“Bunun hesabını çok ağır ödeyeceksin!” diye tehdit etmiş.
Adam kendisini affettirmek için cadıya çok yalvarmış. Karısının bebek beklediği için bahçedeki marulları canının çok çektiğini, her şeyi onun için yaptığını söylemiş.
Cadı: “Hımmm demek çocuğunuz olacak? demiş. Bir şartla sizi affederim, üstelik bahçemdeki marullardan canınızın çektiği kadar alabilirsiniz demiş. Cadının şartı da “bebeğiniz doğduğunda onu bana vereceksiniz” olmuş. Adam şartı hemen kabul etmiş. Çünkü cadıdan çok korkuyormuş.
Aradan günler, haftalar, aylar geçmiş. Kadın bir bebek dünyaya getirmiş. Bebeğin doğduğunu duyan cadı gelip bebeği annesinden almış, evine götürmüş. Bebeğe isim olarak da bahçesindeki özel marulun adı olan RAPUNZEL adını vermiş.
Cadı küçük kızı çok iyi beslemiş, büyütmüş. Aradan yıllar geçmiş minik rapunzel, adeta güzel bir prenses olmuş.
Rapunzel on iki yaşına basınca güzelliği ay gibi her tarafı aydınlatır olmuş. Cadı, Rapunzel'i uzak bir yerde gizlemeye karar vermiş. Bir ortamın ortasında çok yüksek bir kule yapmış bu kulenin ne kapısı, ne de merdiveni varmış. Rapunzel kulenin penceresinden ormana bakar, oradaki kuşların cıvıltısını dinler, günlerini saçlarını örerek geçirirmiş.
Cadı, kuleye çıkmak istediğinde kulenin önüne gelip; “Rapunzel, Rapunzel! Uzat bakalım altın sarısı saçlarını” diye seslenirmiş. Rapunzel uzun örgülü, altın sarısı saçlarını pencereden uzatır, cadı da onun saçlarından tutup kuleye tırmanırmış.
Yıllar yılı Rapunzel o kulede yaşamaya devam etmiş. Bir gün bir prens, ormanda gezintiye çıkmış. Yükseklerden güzel sesli bir kadının şarkı söylediğini işitir gibi olmuş. Sesin geldiği yeri çok merak edip, ormanın içinde aramış da aramış. Sonunda kulenin önüna kadar gelmiş. Gelmiş ama, ne yana baksa kulede ne kapı var, ne merdiven de merdiven varmış.
Bu kuleye çıkışın bir yolu olmalı diyerek, her gün kulenin etrafında dolaşarak keşifler yapıyormuş. Bir gün cadının geldiğini fark etmiş. Sessizce çalıların arasında gizlenmiş ve cadının nasıl yukarı çıktığını öğrenmiş. Ertesi gün hava karardıktan sonra kulenin yanına gelmiş. Nazik bir sesle “Rapunzel, Rapunzel! Uzat altın sarısı saçlarını!” diye seslenmiş. Sonra da rapunzelin saçlarına tutuna tutuna kuleye çıkmış.
Rapunzel karşısında prensi görünce çok korkmuş, çünkü cadıdan başka kimseyle görüşmesi yasakmış. Prens onun sesini ormanda gezerken duyduğunu, sesine aşık olduğu için yanına geldiğini söylemiş. Bunları duyan rapunzelin korkusu geçmiş. Prens Rapunzel'e hemen orada evlenme teklif etmiş, Rapunzel'in yüzü biraz kızarsa da teklifi kabul etmiş. Kabul etmiş ama kuleden inmeleri için bir yol yokmuş. Rapunzelin parlak bir fikri varmış. Prens her yanına geldiğinde beraberinde bir ipek çilesi getirecek Rapunzel'de bu ipek çilesini örerek bir merdiven yapacakmış.
Günler, ayları kovalamış, merdiven neredeyse bitecekmiş. Cadının hiç bir şeyden haberi yokmuş. Bir gün Rapunzel ağzından kaçırmış; “Anne, Prens senden daha hızlı bu kuleye tırmanıyor” deyince cadı her şeyi anlamış.
Cadı: “Rezil kız seni” Beni nasıl aldatırsın? Yıllarca seni herkesten, her şeyden korumak için çabaladım, durdum. Karşılığı böyle mi olacaktı? diye öfkeyle Rapunzel'i azarlamış. Rapunzel'in saçlarını kesip, onu uzak bir çöle göndermiş.
O gece cadı prensi kulede beklemeye karar vermiş. Prens yine kulenin önüne gelip, “Rapunzel, Rapunzel! Uzat altın sarısı saçlarını” diye seslenmiş, cadı Rapunzel'in saçlarını aşağıya doğru sarkıtmış. Prens başına geleceklerden habersiz kuleye tırmanmış.
Karşısında cadıyı gören prens, ne olduğunu anlamadan, cadı tarafından pencereden aşağıya fırlatılmış. Yere düşen prens ölmemiş ama üzerinde düştüğü çalılıklardaki dikenler gözlerini kör etmiş. Yıllarca kör bir şekilde her yerde Rapunzel'i aramış, bir çölde yine Rapunzel'in büyüleyici sesini duyar gibi olmuş. Sesin olduğu tarafa giderek; “Rapunzel! Rapunzel!” diye seslenmiş. Rapunzel, prensi görünce sevinçten alamaya başlamış. Rapunzel'in mutluluk gözleri prensin gözlerine akmış. Bir mucize olmuş, Rapunzel'in göz yaşları prense ilaca olmuş ve iki gözü birden açılmış ve Prensin gözleri görmeye başlamış.
Prens ile Rapunzel birlikte prensin yaşadığı ülkeye gitmişler. Orada mutlu mesut yaşamışlar.
İslam dini hoşgörülüdür. Bir şey gördüğünde beni suçla dinimi değil!
Vefat ilanları belediyeler tarafından gerçekleştirilen-gerçekleştirilmesi gereken- bir hizmettir. Bazı durumlarda bu görevi camiler yapmaktadır. Bu hizmetin din ya da mezheple alakası yoktur. Verilmesi dinen sakıncalı bi durum falan değildir ki zaten din kurallarından da değildir. O vatandaşın ilanının da Verilmesi icap ederdi
(u:Geçen gün babam alevi birinin selasını verdi mesela. Cenazesinin de Cem evinden değil camiden kaldırılmasını istemiş.) Böyle şeyler olabiliyor.
Vefat ilanları belediyeler tarafından gerçekleştirilen-gerçekleştirilmesi gereken- bir hizmettir. Bazı durumlarda bu görevi camiler yapmaktadır. Bu hizmetin din ya da mezheple alakası yoktur. Verilmesi dinen sakıncalı bi durum falan değildir ki zaten din kurallarından da değildir. O vatandaşın ilanının da Verilmesi icap ederdi
(u:Geçen gün babam alevi birinin selasını verdi mesela. Cenazesinin de Cem evinden değil camiden kaldırılmasını istemiş.) Böyle şeyler olabiliyor.
çocukluğumda izlediğim bir çizgi film.
İspanyolca'da (gbkz:kaldırmak) (el, parmak, yasa) anlamına gelen (gbkz:levantar) fiilinin (gbkz:dilek kipi) ve (gbkz:emir kipi)nde 3. Çoğul şahıs çekimi.
Yo---------------->levante
tú---------------->levantes
él, ella, Ud.------>levante
nosotros--------->levantemos
vosotros--------->levantéis
ellos, ellas,Uds->(gbkz:levanten)
Yo---------------->levante
tú---------------->levantes
él, ella, Ud.------>levante
nosotros--------->levantemos
vosotros--------->levantéis
ellos, ellas,Uds->(gbkz:levanten)
kel olanların bilmeyeceği bir olgu.
yeşil deniz'in sebahattin'i. Yeşil ovadaki sırları zekası ile çözen, yeşil deniz'in bi bakıma sadıç düşmanı, çıkarcı bi o kadar da sevimli oyuncusuydu.
Yeşil deniz dizisinden sonra bi o kadar büyük bir projede göremedik. Görsek keşke.
Kendi tabiri ile oyunculuk oyunculuktur. tiyatroda da öyle sinemada da öyle. Ancak tiyatro bi ayrı güzel. Tek nefeste oyunu bitirmek tiyatroyu kıymetli kılıyor.
İZmirde tiyatro okulu açan, açma sebebini de oyunculuğun alaylılıktan akademik çerçeveye taşınmasını istemelerinden kaynaklıymış. İzmir'de akademik çerçevede eğitim olmayışından kaynaklıymış.
yeşil deniz dizisinde en çok samimi gelen kişiydi bana. Çünkü kötü karakter değildi aslında kötülükten beslenen bir karakterdi. Aslında yazan kişi bu detayı düşünmüş müdür bilmiyorum ancak çok güzel bir karakter ortaya koymuş. Ceyhun da oyunculuğu ile bunu çok güzel ortaya koymuş.
Diziden aklımda kalan veresiye öldü sahnesi çok güzel betimlenmişti. Ceyhun'un pozu da bi o kadar güzeldi.
![]()
bıyıklarını yolduğum bornovalısı.
Yeşil deniz dizisinden sonra bi o kadar büyük bir projede göremedik. Görsek keşke.
Kendi tabiri ile oyunculuk oyunculuktur. tiyatroda da öyle sinemada da öyle. Ancak tiyatro bi ayrı güzel. Tek nefeste oyunu bitirmek tiyatroyu kıymetli kılıyor.
İZmirde tiyatro okulu açan, açma sebebini de oyunculuğun alaylılıktan akademik çerçeveye taşınmasını istemelerinden kaynaklıymış. İzmir'de akademik çerçevede eğitim olmayışından kaynaklıymış.
yeşil deniz dizisinde en çok samimi gelen kişiydi bana. Çünkü kötü karakter değildi aslında kötülükten beslenen bir karakterdi. Aslında yazan kişi bu detayı düşünmüş müdür bilmiyorum ancak çok güzel bir karakter ortaya koymuş. Ceyhun da oyunculuğu ile bunu çok güzel ortaya koymuş.
Diziden aklımda kalan veresiye öldü sahnesi çok güzel betimlenmişti. Ceyhun'un pozu da bi o kadar güzeldi.

bıyıklarını yolduğum bornovalısı.
3. Sezon çok başarılı olmuş. 2. Sezon finali sonrası beklenti düşüktü ancak bu sezon diziyi en iyiler arasına yer edindirdi.
canını sıkmak istemediğindendir.
Hurşide, Afşin'de yaşıyor ve 4. sınıfta. Annesi şizofren ve 5 kardeşine annelik yapıyor, yemek yapıyor, bulaşık yıkıyor ve okula gitmeye çalışıyor.
mazbatası verildi, hayırlı uğurlu olsun.
--- (gbkz: spoiler) ---
ben giderim adım kalır, dostlar beni hatırlasın
--- (gbkz: spoiler) ---
nedense bana, gitmemiş de başka bi nickle yazıyormuş gibi gelen yazardır, ya da ben öyle hissediyorum bilemedim. (u: neyse ya, dedikodu yapmış gibi olmayayım :D)
ben giderim adım kalır, dostlar beni hatırlasın
--- (gbkz: spoiler) ---
nedense bana, gitmemiş de başka bi nickle yazıyormuş gibi gelen yazardır, ya da ben öyle hissediyorum bilemedim. (u: neyse ya, dedikodu yapmış gibi olmayayım :D)
Bence yine iyi bir rakam.
İZMİR YÜKSEK TEKNOLOJİ ENSTİTÜSÜ REKTÖRLÜĞÜNDEN
İDARİ PERSONEL ALIMI İLANI
Yapı İşleri ve Teknik Daire Başkanlığı'nda görevlendirilmek üzere 657 sayılı Kanunun 74.maddesi gereğince kurumlararası nakil yoluyla aşağıdaki niteliklere sahip mühendis ve mimar alımı yapılacaktır. Atanma şartlarına haiz olan ilgililerin, Europass formatındaki CV'lerini eksiksiz doldurduktan sonra kurumlarından alacakları onaylı hizmet belgesi ile birlikte 11.03.2016 Cuma günü mesai bitimine kadar Enstitümüz Rektörlüğü Personel Daire Başkanlığına şahsen veya persdbas@iyte.edu.tr adresine e-mail yoluyla başvurmaları gerekmektedir.
Ünvanı Hizmet Sınıfı Derecesi Mezuniyeti
Mühendis THS 5 Üniversitelerin İnşaat Mühendisliği Lisans Programından mezun olmak
Mühendis THS 5 Üniversitelerin Elektrik Mühendisliği Lisans Programından mezun olmak
Mimar THS 1 Üniversitelerin Mimarlık Lisans Programından mezun olmak
Başvuracak adaylarda aranacak şartlar:
- Halen Kamu Kurumlarının Yapı İşleri ve Teknik Daire Başkanlığı'nda 657 sayılı Kanunun 4/A maddesi gereğince memur kadrosunda çalışıyor olmak,
- Kamuda en az 10 yıllık tecrübesi olmak,
- Hakkında halen süren veya aleyhine sonuçlanmış adli ya da idari cezası bulunmamak,
- Erkek adaylar için askerlikle ilişiği bulunmamak
İrtibat Adresi : İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü Rektörlüğü Personel Daire Başkanlığı Gülbahçe Kampüsü Urla / İzmir
Telefon : 0232 750 61 05 - 0232 750 61 29 - 0232 750 61 11 - 0232 750 61 04
İDARİ PERSONEL ALIMI İLANI
Yapı İşleri ve Teknik Daire Başkanlığı'nda görevlendirilmek üzere 657 sayılı Kanunun 74.maddesi gereğince kurumlararası nakil yoluyla aşağıdaki niteliklere sahip mühendis ve mimar alımı yapılacaktır. Atanma şartlarına haiz olan ilgililerin, Europass formatındaki CV'lerini eksiksiz doldurduktan sonra kurumlarından alacakları onaylı hizmet belgesi ile birlikte 11.03.2016 Cuma günü mesai bitimine kadar Enstitümüz Rektörlüğü Personel Daire Başkanlığına şahsen veya persdbas@iyte.edu.tr adresine e-mail yoluyla başvurmaları gerekmektedir.
Ünvanı Hizmet Sınıfı Derecesi Mezuniyeti
Mühendis THS 5 Üniversitelerin İnşaat Mühendisliği Lisans Programından mezun olmak
Mühendis THS 5 Üniversitelerin Elektrik Mühendisliği Lisans Programından mezun olmak
Mimar THS 1 Üniversitelerin Mimarlık Lisans Programından mezun olmak
Başvuracak adaylarda aranacak şartlar:
- Halen Kamu Kurumlarının Yapı İşleri ve Teknik Daire Başkanlığı'nda 657 sayılı Kanunun 4/A maddesi gereğince memur kadrosunda çalışıyor olmak,
- Kamuda en az 10 yıllık tecrübesi olmak,
- Hakkında halen süren veya aleyhine sonuçlanmış adli ya da idari cezası bulunmamak,
- Erkek adaylar için askerlikle ilişiği bulunmamak
İrtibat Adresi : İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü Rektörlüğü Personel Daire Başkanlığı Gülbahçe Kampüsü Urla / İzmir
Telefon : 0232 750 61 05 - 0232 750 61 29 - 0232 750 61 11 - 0232 750 61 04
neden bekliyorsun?
bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?
