çocukken okula gitmeden yandaki bakkaldan aldığım güzel mi güzel tatlı mı tatlı ucuz mu ucuz çikolatalarıdı. Hala var sanırım bi ara eve bir sürü almayı düşünüyorum.
edit: bizim zamanımızda beş bindi teki. abi diyecen bundan sonra bana @redyellow (u: gülücük gülücük)
@2, o espresso içindi. Filtre kahve ile ilgili engin bilgilerimi (gbkz:filtre kahve) başlığında paylaşıp sizleri orada aydınlatmayı tercih ederim... (u:swh)
Muro olursa kabul edeceğim. O benim ilk başganım.
savaşın olmadığı bir dünya istiyrouz artık.
tayyip şöyle açıklamada bulunmuş.
"Esad rejiminin kimyasal savaş suçlarına karşı atılmış bu operasyonu olumlu bulduğumuzu söylüyorum. Ama yeterli görmüyorum" dedi.
tayyip şöyle açıklamada bulunmuş.
"Esad rejiminin kimyasal savaş suçlarına karşı atılmış bu operasyonu olumlu bulduğumuzu söylüyorum. Ama yeterli görmüyorum" dedi.
aşırı kilolu ve ful kas olan insanları sevmiyorum. Bu adam da bunlara dahil sanırım. başarılı mı elbet.
Telefonuyla Oynayan Çalışanlarına Baskın Yaparak İnstagram'da İfşa Eden nusret
Telefonuyla Oynayan Çalışanlarına Baskın Yaparak İnstagram'da İfşa Eden nusret
1.nesil yazar.hoşgelmiş
Rus Instagram fenomeni Yekaterina Didenko'nun doğum günü partisinde etkileyici bir buhar gösterisi yaratmak için havuza dökülen 25 kilogram ağırlığındaki kuru buz, 3 kişinin ölümüne yol açtı.
Daily Mail'in aktardığı bilgilere göre, 32 yaşındaki Didenko, yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamayarak hayatını kaybetti. Yoğun bakıma alınan diğer kişiler ise yaşam mücadelesi vermeye devam ediyor. Raporlar, doğum günü partisindeki davetlilerin, su üzerinde bulunan yoğun karbondioksit gazından dolayı nefes alamadıklarını ve boğulduklarını gösteriyor.
Karbondioksit gazının su ile reaksiyonundan karbonik asit oluştuğu ve bu durumun akciğer dokularına zarar verdiği bildiriliyor. Kuru buzun neden olduğu sis bulutu yüzünden boğulan kişilerin yaşanan durumdan çok sonra fark edildiği de gelen bilgiler arasında.
3 kişinin ölümüne yol açan kuru buzun havuza döküldüğü anlar
Daily Mail'in aktardığı bilgilere göre, 32 yaşındaki Didenko, yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamayarak hayatını kaybetti. Yoğun bakıma alınan diğer kişiler ise yaşam mücadelesi vermeye devam ediyor. Raporlar, doğum günü partisindeki davetlilerin, su üzerinde bulunan yoğun karbondioksit gazından dolayı nefes alamadıklarını ve boğulduklarını gösteriyor.
Karbondioksit gazının su ile reaksiyonundan karbonik asit oluştuğu ve bu durumun akciğer dokularına zarar verdiği bildiriliyor. Kuru buzun neden olduğu sis bulutu yüzünden boğulan kişilerin yaşanan durumdan çok sonra fark edildiği de gelen bilgiler arasında.
3 kişinin ölümüne yol açan kuru buzun havuza döküldüğü anlar
(bkz: anlatabildim mi?)
gazeteci attila ilhan'a sorar: "sizi neden nobel'e aday göstermiyorlar.?"
. . .
attila ilhan: "çünkü ben edirne'den çıkınca ülkeme sövmüyorum..."
. . .
attila ilhan: "çünkü ben edirne'den çıkınca ülkeme sövmüyorum..."
doğukan mançonun tuğba yurt ile birlikte tekrardan seslendirdiği güzelim şarkı.
https://www.youtube.com/watch?v=sR1xhlWA5cE
başlıkta yazılanları baştan sona okuyan biri, standart bir akp seçmeninin, bilgi düzeyini, algı biçimini, hayata ve olaylara bakış açısını, beklentilerini ve fikirlerini (aslında bu cümlede 'fikir' kelimesi boş kümeyi ifade ediyor, onun yerine 'kendisine dikte ettirilenleri' demek daha doğru olur) hiçbir şüpheye yer bırakmayacak biçimde görebilme imkanına sahip.
bu güruhun demokrasiyle herhangi bir ilişkisinin olmadığını daha önce belirtmiştim. o konuya girmeyeceğim. zaten, mecliste muhalefetin yetkilerinin şimdiki simgesel durumundan da daha azaltılmasını isteyen bir organizmadan, demokrasiyi içselleştirmesini beklemek, bekleyen kişiyi komik duruma düşüreceği için, böyle bir beklentimiz olamaz.
ancak, siyasetle ilişkisi hülooğğğğ seviyesinden daha yukarıya çıkamayan ve çıkamayacak kitleyle ilgili söyleyeceklerimizin bitmesi anlamına da gelmiyor bu durum.
iki üç yıl önce, serviste akp seçmeni bir meslektaşıma şunu sormuştum: ''üstad, zamanında baskıya uğramış, haksızlıklarla karşı karşıya kalmış, sesi kısılmış, hakları elinden alınmış bir topluluk olarak, sizin şimdi tam tersini yapıp, 'bakın, zamanında bizleri yaşam biçiminize ve inançlarınıza birer tehdit olarak görüyordunuz ancak gördüğünüz gibi bizim tüm derdimiz, kendi inandığımız gibi yaşayabilmenin mücadelesiydi. bizim iktidarımız herkesin inandığı biçimde yaşayabileceği bir ülkenin teminatıdır.' demeniz gerekmiyor mu?''
cevabı şu olmuştu: ''ya ne alakası var. bilakis, onların bizlere yaşattırdıklarını, onlara on misliyle yaşatmadıkça bizim içimiz soğumaz. artık devir değişti. şimdi güç bizde ve bizim istediğimiz gibi olacak...''
bu iki satır, standart bir akp seçmeninin içinden geçenlerin özeti (bu arada, yukarda anlattığım konuşma kelimesi kelimesine doğrudur.)
...
bir hüloooğğğcuya sorun. size geçmişe dair onlarca yüzlerce mağduriyetten söz edecektir. konuşmasının içinde muhakkak ama muhakkak 28 şubat'a atıfta bulunacaktır. orada konuşmayı durdurun ve ona şu soruyu sorun: ''28 şubatta ne olmuştu?'' size garanti veriyorum, bu soruyu sorduğunuz her 10 hüloooğğğğcudan 8 ya da 9'u geveleyecek ve net bir şey söyleyemeyecektir. konuşabilen de, 'ya bize darbe yaptılar vs.' diyecek olayları anlatamayacaktır. niye? çünkü bunlar okumaz. okusa da anlamaz. anlasa da hatırlamaz. hatırlasa da yorumlayamaz...
peki, kendilerine öğretelim. 28 şubat'ta ne olmuştu?
iktidardada refahyol hükümeti vardı. refah partisi ve doğru yol partisi, başbakanlığı dönüşümlü yapmak üzere anlaşmışlardı. rahmetli erbakan başbakanlığı tansu çiller'e devretmek için başbakanlıktan istifa etmişti. cumhurbaşkanı demirel'in yapması gereken şey, başbakanlığı tansu çiller'e vererek ondan hükümeti kurmasını istemekti. o ne yaptı? hükümeti gitti mesut yılmaz'a verdi.
şekil olarak anayasaya uygundu ancak ne teamüllere uygundu ne de milli iradeye...
bu açıkça milli iradeye karşı yapılmış bir sivil görünümlü darbeydi. zaten ateşlenen bu fitil, orta vadede akp'nin kurulmasına ve bugünlere gelmemize neden oldu.
dönelim günümüze ve soralım. 28 şubat'ta olanla günümüzde olan arasındaki 7 farkı bulunuz.
(sorum hüloooğğğculara değil. onlarda ne bu yazıyı algılayabilecek düzey var ne de soruyu cevaplayabilecek bilgi birikimi ve vicdan...)
bu güruhun demokrasiyle herhangi bir ilişkisinin olmadığını daha önce belirtmiştim. o konuya girmeyeceğim. zaten, mecliste muhalefetin yetkilerinin şimdiki simgesel durumundan da daha azaltılmasını isteyen bir organizmadan, demokrasiyi içselleştirmesini beklemek, bekleyen kişiyi komik duruma düşüreceği için, böyle bir beklentimiz olamaz.
ancak, siyasetle ilişkisi hülooğğğğ seviyesinden daha yukarıya çıkamayan ve çıkamayacak kitleyle ilgili söyleyeceklerimizin bitmesi anlamına da gelmiyor bu durum.
iki üç yıl önce, serviste akp seçmeni bir meslektaşıma şunu sormuştum: ''üstad, zamanında baskıya uğramış, haksızlıklarla karşı karşıya kalmış, sesi kısılmış, hakları elinden alınmış bir topluluk olarak, sizin şimdi tam tersini yapıp, 'bakın, zamanında bizleri yaşam biçiminize ve inançlarınıza birer tehdit olarak görüyordunuz ancak gördüğünüz gibi bizim tüm derdimiz, kendi inandığımız gibi yaşayabilmenin mücadelesiydi. bizim iktidarımız herkesin inandığı biçimde yaşayabileceği bir ülkenin teminatıdır.' demeniz gerekmiyor mu?''
cevabı şu olmuştu: ''ya ne alakası var. bilakis, onların bizlere yaşattırdıklarını, onlara on misliyle yaşatmadıkça bizim içimiz soğumaz. artık devir değişti. şimdi güç bizde ve bizim istediğimiz gibi olacak...''
bu iki satır, standart bir akp seçmeninin içinden geçenlerin özeti (bu arada, yukarda anlattığım konuşma kelimesi kelimesine doğrudur.)
...
bir hüloooğğğcuya sorun. size geçmişe dair onlarca yüzlerce mağduriyetten söz edecektir. konuşmasının içinde muhakkak ama muhakkak 28 şubat'a atıfta bulunacaktır. orada konuşmayı durdurun ve ona şu soruyu sorun: ''28 şubatta ne olmuştu?'' size garanti veriyorum, bu soruyu sorduğunuz her 10 hüloooğğğğcudan 8 ya da 9'u geveleyecek ve net bir şey söyleyemeyecektir. konuşabilen de, 'ya bize darbe yaptılar vs.' diyecek olayları anlatamayacaktır. niye? çünkü bunlar okumaz. okusa da anlamaz. anlasa da hatırlamaz. hatırlasa da yorumlayamaz...
peki, kendilerine öğretelim. 28 şubat'ta ne olmuştu?
iktidardada refahyol hükümeti vardı. refah partisi ve doğru yol partisi, başbakanlığı dönüşümlü yapmak üzere anlaşmışlardı. rahmetli erbakan başbakanlığı tansu çiller'e devretmek için başbakanlıktan istifa etmişti. cumhurbaşkanı demirel'in yapması gereken şey, başbakanlığı tansu çiller'e vererek ondan hükümeti kurmasını istemekti. o ne yaptı? hükümeti gitti mesut yılmaz'a verdi.
şekil olarak anayasaya uygundu ancak ne teamüllere uygundu ne de milli iradeye...
bu açıkça milli iradeye karşı yapılmış bir sivil görünümlü darbeydi. zaten ateşlenen bu fitil, orta vadede akp'nin kurulmasına ve bugünlere gelmemize neden oldu.
dönelim günümüze ve soralım. 28 şubat'ta olanla günümüzde olan arasındaki 7 farkı bulunuz.
(sorum hüloooğğğculara değil. onlarda ne bu yazıyı algılayabilecek düzey var ne de soruyu cevaplayabilecek bilgi birikimi ve vicdan...)
Sokrates'in öğrencisi olan filozof. Devlet, yasalar, sokrates'in savunması kitaplarının bazılarıdır.
gözler tolga çeviği aramadı değil ama Kıvanç Çok başarılı iş çıkarmış.
mecliste istiklal marşı okunurken mikrofonu açık kalan geçiçi meclis başkanıdır. ama marşı eksiksiz okumuştur.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Osmaniye'de konuşma yapacağı masada TRT mikrofonunu görünce "Şu TRT'yi alın bakalım" diyerek tepki gösterdi.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, seçim çalışmaları kapsamında Osmaniye'de Türkiye Harp Malûlü Gaziler, Şehit Dul ve Yetimleri Derneği Osmaniye Şube'sini ziyaret etti. Ziyaretle ilgili değerlendirme yapacağı sırada önüne konulan TRT mikrofonunu görünce "Şu TRT'yi alın bakalım" diyerek mikrofonu masadan kaldırttı.
Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) lideri Bahçeli, seçim çalışmaları için geldiği Osmaniye'de belediyeyi ziyaret etti. Belediye ziyaretinin ardından Bahçeli, Türkiye Harp Malûlü Gaziler, Şehit Dul ve Yetimleri Derneği Osmaniye Şubesi'ne geçti. Burada gaziler ve şehit aileleriyle görüşen gelen Bahçeli, onların sorunlarını ve isteklerini dinledi, Şube Başkanı Durmuş Öksüz'den dernek hakkında bilgi aldı.
Daha sonra ziyaretiyle ilgili değerlendirme yapacağı sırada önündeki masaya konulan TRT mikrofonunu gören Bahçeli, "Şu TRT'yi alın bakalım" diyerek mikrofonu masadan kaldırttı.
[http://onedio.com/haber/bahceli-den-trt-mikrofonuna-veto-615558 kaynak]
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, seçim çalışmaları kapsamında Osmaniye'de Türkiye Harp Malûlü Gaziler, Şehit Dul ve Yetimleri Derneği Osmaniye Şube'sini ziyaret etti. Ziyaretle ilgili değerlendirme yapacağı sırada önüne konulan TRT mikrofonunu görünce "Şu TRT'yi alın bakalım" diyerek mikrofonu masadan kaldırttı.
Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) lideri Bahçeli, seçim çalışmaları için geldiği Osmaniye'de belediyeyi ziyaret etti. Belediye ziyaretinin ardından Bahçeli, Türkiye Harp Malûlü Gaziler, Şehit Dul ve Yetimleri Derneği Osmaniye Şubesi'ne geçti. Burada gaziler ve şehit aileleriyle görüşen gelen Bahçeli, onların sorunlarını ve isteklerini dinledi, Şube Başkanı Durmuş Öksüz'den dernek hakkında bilgi aldı.
Daha sonra ziyaretiyle ilgili değerlendirme yapacağı sırada önündeki masaya konulan TRT mikrofonunu gören Bahçeli, "Şu TRT'yi alın bakalım" diyerek mikrofonu masadan kaldırttı.
[http://onedio.com/haber/bahceli-den-trt-mikrofonuna-veto-615558 kaynak]
boş boş bakmak değildir. yoğunluğun yorgunluğun ardından verilen moladır. dinlendirir.
neden bekliyorsun?
bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?
