çürüyen dişin parçası kalmayana kadar bekleten korkudur. o diş ağrır ama gitmeme durumu daha ağır basar. sonra daha çok ağrır daha çok daha çok ve kaçınılmaz son!
Memleketimdir. Anlatmak ile bitiremem. Cağ kebabı, Kayak pistleri, şehitlikleri, tarımsal ürünleri, çayırları ve tabi ki insanı ile övünç duyan bir şehirdir.
benim üniversitedeki halim.
1- Ömer Halisdemir'in yerinde ben olsam o emri yerine getirebilir miydim acaba?
2- Gölbaşında bomba ile yakılan 54 özel harekat polisinden biri de benim oğlum olsa ne yapardım?
3- Acıbademde sokak ortasında vurulan muhtarın yerinde ben olsam ailem ne hissederdi?
4- Üstünden tank geçen, cesedi asfalta yapışan, beyni parçalanan benim eşim olsaydı halim nice olurdu?
5- Köprüde sıkılan tank mermileri benim torunumu şehit etse ne hissederdim?
6- Kazan'da bir kolumu, bir bacağımı kaybetsem ne iş yapardım?
7- Gözleri bağlanıp kafasına sıkılan terörle mücadele daire başkanının yerinde ağabeyim olsa ailemiz bunu nasıl atlatırdı?
8- Hainler başarılı olsa, iç savaş çıksa ben nasıl davranırdım?
vs.vs....
Evet... 15 Temmuz'u yad ederken bir kendi kendine bu soruları soranlar var...
Bir de... Evet bir de... Üç beş ay hapis yattığı için, işini kaybettiği için Dünyadan ve herkesten nefret eden, keşke bu darbe başarılı olsaydı da benim başıma bu gelmeseydi... diye düşünen bir tip var. Fetö bizi nasıl kullanmış, nasıl zihnimizi duygumuzu istismar etmiş. demek yok. İşimi kaybettim ama hayatımın geri kalanını ve ahiretimi kurtardım... diyen yok! (Varsa da çok az)
Bir de Fetöcü olmayan, normalde dünya yansa bir kalbur samanı da yanmayan, yani 15 Temmuz'un acısını bir an bile hissetmeyen... Fakat güya Fetöcülere merhamet hissi duyan kalın kafalılar var. Beyni tank paletleri altında parçalanan gencecik insanı umursamayan ama askeri liseden atılan komşu çocuğuna üzülen bir tip bu! Polislikten atılana üzülen, ama şehit polisin hakkını hukukunu zerre kadar düşünmeyen bir tip... Öğretmenlikten atılana üzülen ama böyle bir öğretmen benim çocuğumu vatanını bombalayan hainler gibi bir haşhaşi yapsa ben ne yapardım? Diye aklına getirmeyen bir tip...
Hasılı kelam, profesyonel muazzam bir medya operasyonu ile 15 Temmuz faciası toplumun birçok kesimi için unutulmuş, unutturulmuş bir masala dönüştürüldü... Bazılarına göre iş Fetöcülere üzülmeye kaldı... En çok da eğitimli, sözümona kendini bilinçli vatandaş sanan, kül yutmaz havasında kişiler bu halde. Gariban, sütü temiz, her devrin mazlum ve mağduru Anadolu insanı için ise, herşey çok berrak! Bunlar başarılı olsa mahalle bakkalına bile emniyet içinde gidemeyeceğini bilen teyzelere selam olsun!
2- Gölbaşında bomba ile yakılan 54 özel harekat polisinden biri de benim oğlum olsa ne yapardım?
3- Acıbademde sokak ortasında vurulan muhtarın yerinde ben olsam ailem ne hissederdi?
4- Üstünden tank geçen, cesedi asfalta yapışan, beyni parçalanan benim eşim olsaydı halim nice olurdu?
5- Köprüde sıkılan tank mermileri benim torunumu şehit etse ne hissederdim?
6- Kazan'da bir kolumu, bir bacağımı kaybetsem ne iş yapardım?
7- Gözleri bağlanıp kafasına sıkılan terörle mücadele daire başkanının yerinde ağabeyim olsa ailemiz bunu nasıl atlatırdı?
8- Hainler başarılı olsa, iç savaş çıksa ben nasıl davranırdım?
vs.vs....
Evet... 15 Temmuz'u yad ederken bir kendi kendine bu soruları soranlar var...
Bir de... Evet bir de... Üç beş ay hapis yattığı için, işini kaybettiği için Dünyadan ve herkesten nefret eden, keşke bu darbe başarılı olsaydı da benim başıma bu gelmeseydi... diye düşünen bir tip var. Fetö bizi nasıl kullanmış, nasıl zihnimizi duygumuzu istismar etmiş. demek yok. İşimi kaybettim ama hayatımın geri kalanını ve ahiretimi kurtardım... diyen yok! (Varsa da çok az)
Bir de Fetöcü olmayan, normalde dünya yansa bir kalbur samanı da yanmayan, yani 15 Temmuz'un acısını bir an bile hissetmeyen... Fakat güya Fetöcülere merhamet hissi duyan kalın kafalılar var. Beyni tank paletleri altında parçalanan gencecik insanı umursamayan ama askeri liseden atılan komşu çocuğuna üzülen bir tip bu! Polislikten atılana üzülen, ama şehit polisin hakkını hukukunu zerre kadar düşünmeyen bir tip... Öğretmenlikten atılana üzülen ama böyle bir öğretmen benim çocuğumu vatanını bombalayan hainler gibi bir haşhaşi yapsa ben ne yapardım? Diye aklına getirmeyen bir tip...
Hasılı kelam, profesyonel muazzam bir medya operasyonu ile 15 Temmuz faciası toplumun birçok kesimi için unutulmuş, unutturulmuş bir masala dönüştürüldü... Bazılarına göre iş Fetöcülere üzülmeye kaldı... En çok da eğitimli, sözümona kendini bilinçli vatandaş sanan, kül yutmaz havasında kişiler bu halde. Gariban, sütü temiz, her devrin mazlum ve mağduru Anadolu insanı için ise, herşey çok berrak! Bunlar başarılı olsa mahalle bakkalına bile emniyet içinde gidemeyeceğini bilen teyzelere selam olsun!
müslüm gürses hastenede yatmaktadır. hemşire tarafından kendisine bir bardak uzatılır ve içer. şaşkınlık ve sevinçle sorar nedir bu içecek diye ; hemşire su olduğunu söyler. müslüm gürses demek su ha ne güzel içecekmiş bu der.
bu hikayeyi uyduran arkadaş ne içmiş onu merak ediyorum. bu da böyle bir anım.
bu hikayeyi uyduran arkadaş ne içmiş onu merak ediyorum. bu da böyle bir anım.
italya'nın ve şampiyonlar ligi'nin en başarılı takımlarından milan'ın isminin önündeki kısaltma. "Associazione Calcio" olarak geçiyor. ve bu da, italyanca "futbol kulübü" demekmiş.
\"Bir incelik gösterin
İncinmesin yüreğim\"
İncinmesin yüreğim\"
bu yıl erken yapıldığından, sorular müfredatın tamamından mı yoksa yıllık planda gelinen yere kadar mı sorulacak gibi düşünceleri akıllara getiren sınav. sonuç olarak tamamından sorumlu olmadı çocuklar. mantıklı karar.
bir kadın ismi. bu isim beni oldukça keyiflendiriyor güldürüyor.
(bkz:milli hasıla)
(bkz:milli hasıla)
Kalandar-Ocak, Küçük ay-Şubat, Mart-Mart, April-Nisan, Mayıs-Mayıs, Kiraz ayı-Haziran, Orak ayı-Temmuz, Ağustos-Ağustos, Üzüm ayı-Eylül, İstavrit-Ekim, İstiyanar-Kasım, Ayorit-Aralık
kaynak
kaynak
yıllardır doğruluğundan şüphe duymadığım bir iddiam var.
liderler, bulundukları makamda uzun süre kaldıkları zaman, bir nevi mesleki deformasyona uğruyorlar. bir diğer adıyla mesleki körlük de diyebiliriz. söylemek istediğim şey şu:
misal bir okul düşünün. okul müdürünün, müdür yardımcılarının, öğretmenlerin vs. çok uzun süredir aynı kurumda çalıştıklarını farzedin. bir süre sonra, kurumdaki anomaliler, o kurumda çok uzun süre çalışanlar tarafından farkedilmemeye başlanıyor. diyelim ki, bahçede iki metre derinliğinde bir çukur var. gide gele, o çukur, personelin gözünde normalleşiyor, bir nevi görünmez olmaya başlıyor. kuruma yabancı olan biri oraya geldiğinde, oranın personelinin adeta görmemeye başladığı çukuru hemen farkediyor. 'yaa bu çukurun burada işi ne? allah muhafaza, çocuklar düşebilir.' deyince, oradakiler, 'aaa sahiden yaa. bize normal geliyordu ama dediğin doğru.' deyiveriyorlar. yani bir nevi jeton düşüyor.
işte liderler de, uzun süre liderlik yapınca bir nevi mesleki deformasyona uğramaya başlıyorlar. ülkenin gerçeklerinden, sorunlarından yavaş yavaş uzaklaşmaya başlıyorlar. zaten bu yüzden de, liderler hep geniş bir danışman kadrosuyla çalışyorlar. kendilerinin göremediği şeyleri danışmanlarının göstermesi için. farklı bir bakış açısı sunabilmeleri için. bilmedikleri bir şeyi öğretmeleri için vs.
peki bu sistem bizde nasıl işliyor? aslında liderler kendilerine danışman değil dalkavuk tutuyorlar. ''büyüksün ağam. sen bilirsin paşam. haklısınız haşmetlüm...' den öte bir bakış açısı sunmuyorlar. zira bu davranış şekli, bir bakıma danışmanın koltuğunu da garantiye alıyor. ve ne yazık ki, hangi insan olursa olsun, bu denli sistematik pohpohlamaya kayıtsız kalamıyor.
hani bir hikaye vardır. hz. ömer'in yanında bir adam varmış. adam günde bir kez yanına gelir, 'unutma ömer, ölüm de var.' der gidermiş. hz. ömer'e sebebini sormuşlar. makamın, saltanatın sarhoş edici etkisinde kalmamak için, öbür dünyayı unutmamak için, o adamı ben görevlendirdim.' demiş.
cumhurbaşkanının etrafına bakın. danışmanlarını şöyle bir gözünüzün önüne getirin. yiğit bulut gibiler, hidayet türkoğlu gibiler, 'unutma ömer' diyebilecek kalibreye sahipler mi sizce?
'iki silahım, yüzlerce mermim var. benim canımı almadan, cumhurbaşkanımıza dokunamazsınız.' deyip, darbe girişiminden sonra günlerce sesi soluğu çıkmayan yiğit bulut gibiler, sizce dalkavuk karakterine mi daha uygun, danışman karakterine mi?..
siz cumhurbaşkanının oturup saatler boyunca tv seyredebileceğini düşünüyor musunuz? sokaklar malum. cumhurbaşkanının etrafında bilmem kaçbin kişilik koruma ordusu. halktan ancak, ''sana kurban olam reis.'' diyebilecekler yanına yaklaşabilir. ya da ne bileyim, ''cumhurbaşkanım üç aylık maaşımı kestiler.'' diye kişisel derdini söyleyecek bir gariban. daha fazlasına müsaade edilmez. peki bu şartlarda, ülkedeki tüm sorunlardan hakkıyla nasıl haberdar olabilir? tabii ki danışman kadrosu sayesinde. bu şaklabanlar mı, cumhurbaşkanının karşısına çıkıp, 'sayın cumhurbaşkanım, durum kötü. yanlış yaptınız. o kadını binlerce insana yuhalatmayacaktınız.' diyecek. bu karaktersizler mi, 'efendim, adamın oğlu ölmüş. isyan etmesi normaldi. siz ona israil dölü diyerek tokat atmakla hem yanlış yaptınız, hem ayıp ettiniz.' diyecek?..
ben cumhurbaşkanı olsam ne yapardım biliyor musunuz? bana muhalif kesimleri bir araya toplar, onlardan birer danışman isterdim. misal, bir tane chpli danışman, bir tane mhpli danışman, bir tane hdpli danışman... ne bileyim birer tane pkk sempatizanı, işçi partili, liberal demokrat vs... bana muhalif kim varsa, onların zeki ve dürüst olanlarından birer tane danışman alırdım. onlar da zamanla bozulmasın, çıkar ilişkisine girmesin diye, maaş falan da vermezdim. 'bu işi bedavaya yapıyorsan yap' derdim.
inanın maaş vererek çalıştırılan bu kişiliksizlerden çok daha faydalı olurlardı.
liderler, bulundukları makamda uzun süre kaldıkları zaman, bir nevi mesleki deformasyona uğruyorlar. bir diğer adıyla mesleki körlük de diyebiliriz. söylemek istediğim şey şu:
misal bir okul düşünün. okul müdürünün, müdür yardımcılarının, öğretmenlerin vs. çok uzun süredir aynı kurumda çalıştıklarını farzedin. bir süre sonra, kurumdaki anomaliler, o kurumda çok uzun süre çalışanlar tarafından farkedilmemeye başlanıyor. diyelim ki, bahçede iki metre derinliğinde bir çukur var. gide gele, o çukur, personelin gözünde normalleşiyor, bir nevi görünmez olmaya başlıyor. kuruma yabancı olan biri oraya geldiğinde, oranın personelinin adeta görmemeye başladığı çukuru hemen farkediyor. 'yaa bu çukurun burada işi ne? allah muhafaza, çocuklar düşebilir.' deyince, oradakiler, 'aaa sahiden yaa. bize normal geliyordu ama dediğin doğru.' deyiveriyorlar. yani bir nevi jeton düşüyor.
işte liderler de, uzun süre liderlik yapınca bir nevi mesleki deformasyona uğramaya başlıyorlar. ülkenin gerçeklerinden, sorunlarından yavaş yavaş uzaklaşmaya başlıyorlar. zaten bu yüzden de, liderler hep geniş bir danışman kadrosuyla çalışyorlar. kendilerinin göremediği şeyleri danışmanlarının göstermesi için. farklı bir bakış açısı sunabilmeleri için. bilmedikleri bir şeyi öğretmeleri için vs.
peki bu sistem bizde nasıl işliyor? aslında liderler kendilerine danışman değil dalkavuk tutuyorlar. ''büyüksün ağam. sen bilirsin paşam. haklısınız haşmetlüm...' den öte bir bakış açısı sunmuyorlar. zira bu davranış şekli, bir bakıma danışmanın koltuğunu da garantiye alıyor. ve ne yazık ki, hangi insan olursa olsun, bu denli sistematik pohpohlamaya kayıtsız kalamıyor.
hani bir hikaye vardır. hz. ömer'in yanında bir adam varmış. adam günde bir kez yanına gelir, 'unutma ömer, ölüm de var.' der gidermiş. hz. ömer'e sebebini sormuşlar. makamın, saltanatın sarhoş edici etkisinde kalmamak için, öbür dünyayı unutmamak için, o adamı ben görevlendirdim.' demiş.
cumhurbaşkanının etrafına bakın. danışmanlarını şöyle bir gözünüzün önüne getirin. yiğit bulut gibiler, hidayet türkoğlu gibiler, 'unutma ömer' diyebilecek kalibreye sahipler mi sizce?
'iki silahım, yüzlerce mermim var. benim canımı almadan, cumhurbaşkanımıza dokunamazsınız.' deyip, darbe girişiminden sonra günlerce sesi soluğu çıkmayan yiğit bulut gibiler, sizce dalkavuk karakterine mi daha uygun, danışman karakterine mi?..
siz cumhurbaşkanının oturup saatler boyunca tv seyredebileceğini düşünüyor musunuz? sokaklar malum. cumhurbaşkanının etrafında bilmem kaçbin kişilik koruma ordusu. halktan ancak, ''sana kurban olam reis.'' diyebilecekler yanına yaklaşabilir. ya da ne bileyim, ''cumhurbaşkanım üç aylık maaşımı kestiler.'' diye kişisel derdini söyleyecek bir gariban. daha fazlasına müsaade edilmez. peki bu şartlarda, ülkedeki tüm sorunlardan hakkıyla nasıl haberdar olabilir? tabii ki danışman kadrosu sayesinde. bu şaklabanlar mı, cumhurbaşkanının karşısına çıkıp, 'sayın cumhurbaşkanım, durum kötü. yanlış yaptınız. o kadını binlerce insana yuhalatmayacaktınız.' diyecek. bu karaktersizler mi, 'efendim, adamın oğlu ölmüş. isyan etmesi normaldi. siz ona israil dölü diyerek tokat atmakla hem yanlış yaptınız, hem ayıp ettiniz.' diyecek?..
ben cumhurbaşkanı olsam ne yapardım biliyor musunuz? bana muhalif kesimleri bir araya toplar, onlardan birer danışman isterdim. misal, bir tane chpli danışman, bir tane mhpli danışman, bir tane hdpli danışman... ne bileyim birer tane pkk sempatizanı, işçi partili, liberal demokrat vs... bana muhalif kim varsa, onların zeki ve dürüst olanlarından birer tane danışman alırdım. onlar da zamanla bozulmasın, çıkar ilişkisine girmesin diye, maaş falan da vermezdim. 'bu işi bedavaya yapıyorsan yap' derdim.
inanın maaş vererek çalıştırılan bu kişiliksizlerden çok daha faydalı olurlardı.
İç Anadolu'da bacaları olan şeylerdir.
Asya kıtasının en batısında Karadeniz, Akdeniz ve Ege denizi arasında kalan yaklaşık 755,000 km²'lik bir alanı kaplayan dağlık bir yarımadadır.
Osmanlı döneminde "Anadolu"nun geleneksel doğu sınırı olarak Fırat Nehri kabul edilirken, Cumhuriyetle birlikte Birinci Türk Coğrafya Kongresinden sonra Türkiye'nin Asya'da kalan kısmının tümü aynı coğrafî terime dâhil edilmiştir.
Günümüzde yaygın olarak Türkiye'nin Asya kıtasında kalan topraklarının adı olarak kullanılır.
Osmanlı döneminde "Anadolu"nun geleneksel doğu sınırı olarak Fırat Nehri kabul edilirken, Cumhuriyetle birlikte Birinci Türk Coğrafya Kongresinden sonra Türkiye'nin Asya'da kalan kısmının tümü aynı coğrafî terime dâhil edilmiştir.
Günümüzde yaygın olarak Türkiye'nin Asya kıtasında kalan topraklarının adı olarak kullanılır.
O ellerim daş olaydı da yapmayaydım.
https://yoksis.yok.gov.tr/ilansayfa/?sessionid=42803
https://yoksis.yok.gov.tr/ilansayfa/?sessionid=42802
https://yoksis.yok.gov.tr/ilansayfa/?sessionid=42791
https://yoksis.yok.gov.tr/ilansayfa/?sessionid=42802
https://yoksis.yok.gov.tr/ilansayfa/?sessionid=42791
(bkz: adet öncesi sendromu)
Çerkes kökenli Türk sunucu.
Ankara Üniversitesinde Astronomi ve Uzay Bilimleri, Tarih ve son olarak da Kamu Yönetimi bölümlerine girmiş, ancak üç bölümü de bitiremeden bırakmıştır. Üniversiteden sonra Bodrumda 1.5 yıl araba kiralama işinde çalıştı.
Ankara Üniversitesinde Astronomi ve Uzay Bilimleri, Tarih ve son olarak da Kamu Yönetimi bölümlerine girmiş, ancak üç bölümü de bitiremeden bırakmıştır. Üniversiteden sonra Bodrumda 1.5 yıl araba kiralama işinde çalıştı.
daima.
neden bekliyorsun?
bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?
