bu haftanın yayın programı.
bu gece - 02:00 cleveland - memphis
9 mart - 03:00 minnesota - san antonio
10 mart - 05:30 la clippers - okc thunder
11 mart - 03:00 new orleans - san antonio
12 mart - 03:00 cleveland - washington
13 mart - 03:30 chicago - houston
http://i.hizliresim.com/RkdqaZ.jpg
Baraj, köprü gibi kamuya ait alt yapı kuruluşlarının
gelirlerinden pay almayı sağlayan sertifikalardır. Bu belgeler kuruluşların mülkiyeti
üzerinde hak kazandırmaz.
gelirlerinden pay almayı sağlayan sertifikalardır. Bu belgeler kuruluşların mülkiyeti
üzerinde hak kazandırmaz.
SİLSİLE-İ SÂDÂT’IN 33. VE SON HALKASI SÜLEYMAN HİLMİ TUNAHAN (K.S.) (1) Süleyman Hilmi Tunahan (k.s.) Efendi Hazretleri 1888 (Hicri 1305, Rûmi 1304) senesinde -Bugün Bulgaristan sınırları içinde kalan- Silistre’nin Hezargrad kasabasının Ferhatlar Köyü’nde dünyaya geldiler. Babası Hocazâde Osman Efendi, tahsilini İstanbul’da tamamlamış ve Silistre’nin Satırlı Medresesi’nde yıllarca müderrislik etmiş mâruf bir dersiâmdır. Annesinin adı Hatice Hanım’dır. Dedesi ise, Kaymak Hâfız namı ile meşhur bir zat olup 110 yaşına doğru vefat etmiş olan Mahmud Efendi’dir. Hocazâdeler olarak bilinen bu asîl ailenin ceddi İdris Bey’e dayanır. İdris Bey, Fatih Sultan Mehmed Han tarafından Tuna Han’ı nasbedilmiş ve üstelik kendisine kız kardeşi tezvic edilmiş bir zâttır. Babası Osman Efendi, İstanbul’da tahsiline devam ederken, dikkate şâyân bir rüya görmüştür. Rüyasında, vücudundan kopan bir parçanın gökyüzüne çıkıp dünyaya ışık saçtığını görür. Gördüğü rüyasını “Sulbünden gelecek bir evladının dünyayı mânen aydınlatacağı” şeklinde tabir eder. Silistre’ye dönünce evlenir. Dünyaya gelen Fehim, Süleyman Hilmi, İbrahim ve Halil ismindeki dört oğlundan rüya tabirine muvâfık düşecek isti’dadı Süleyman Hilmi’de görür. Onun yetişmesi için hususi bir ihtimam gösterir. Süleyman Efendi Hazretleri (k.s.) ilk tahsilini Silistre Rüşdiyesi’nde ve Satırlı Medresesi’nde yaptı. Daha sonra tahsilini tamamlamak üzere babası tarafından İstanbul’a gönderilir. Babası onu İstanbul’a gönderirken şu tavsiyede bulunmuştu: Oğlum, Usûl-i Fıkıh ilmine iyi çalışırsan, dininde kuvvetli olursun. Mantık ilmine iyi çalışırsan, ilminde kuvvetli olursun. İstanbul’da, Fâtih Dersiâmlarından ve devrin meşhûr âlimlerinden Bafra’lı Ahmet Hamdi Efendi’nin ders halkasına oturdu ve 1913 yılında ondan birincilikle icâzet aldı. 1916’da Dârü’l-Hilâfeti’l-Aliyye Medreseleri, Kısm-ı Âli (Sahn) Medresesini bitirdikten sonra 1916’da ihtisâsını (doktora) yapmak üzere Medresetü’l-Mütehassisîn’in (Süleymaniye Medresesi) Tefsir ve Hadis şubesine girdi. İlk iki seneyi muvaffakiyetle tamamlayınca 1918 senesinde yirmi arkadaşıyla birlikte kendilerine -Şeyhülislamlık makamının teklifi ve Padişah Mehmed Vahîdüddin Hân’ın tasdiki ile- İstanbul Müderrisliği Ruûsu verildi. 1919’da Medresetü’l-Mütehassisîn’den birinci derece ile mezun oldu
Medresetü’l-Mütehassisîn’e girmeden önce Medresetü’l-Kuzât’ın (Hukuk Fakültesi) da giriş imtihânını birincilikle kazandılar. Fakat bunu büyük bir sevinç ile babasına mektupla bildirdiği zaman babasından şu telgrafı alır: “Süleyman, ben seni cehenneme göndermek için İstanbul’a göndermedim.” Pederleri bu telgraf ile kendisine, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) “Üç kâdî’den ikisi cehennemdedir.” meâlindeki Hadîs-i Şerîf’lerini hatırlatıyorlardı. Süleyman Efendi Hazretleri (k.s.), pederine verdiği cevapta, “Kendisinin aslâ kâdî (hâkim)lik mesleğine sülûk etmeğe niyetli olmadığını, asıl maksadının, devrinin bütün zâhirî din ilimleri sahasında kemâle ermek olduğunu” bildirdi ve Medrese-i Süleymaniye’nin Tefsir ve Hadis kısmından diplomasını alıp Dersiâm olduğu gibi Medresetü’l-Kuzât’tan da mezun olup kâdîlik rütbesini aldılar. Böylelikle devrinin aklî ve naklî ilimlerinde en yüksek dereceyi ihrâz etmiş oldular. Ezelî takdir olarak Silsile-i Sâdât’ın 33. ve son halkası kendilerinin nasibi olduğundan Seyyidler zincirinin 32. halkası Salâhuddîn İbn-i Mevlânâ Sirâcuddîn (k.s.) Hazretleri’nde mânevî seyr ü sülûkünü tamamladıktan sonra tecelliyâtın büyüklüğünden üstazı kendilerini İmâm-ı Rabbânî Müceddid-i Elf-i Sânî Ahmed-i Fârûkî Serhendî (k.s.) Hazretlerinin nisbeti rûhâniyesine teslim ettiler. Dünyanın şu son zamanlarında ilâhi feyizden nasipleri bulunan insanları yüksek himmetleriyle küfr ü dalâl çukurundan imân ve ihlâs sâhâsına çıkardılar. Halen de çıkarmaktadırlar. Süleyman Hilmi Tunahan Efendi Hazretleri (k.s.), 16 Eylül 1959 (13 Rebîulevvel 1379) Çarşamba günü dâr-ı bekâ’ya irtihal buyurdular. (Kaddesallâhü sirrahü’l-eaz) Ancak tasarruf ve irşadları tamamıyla ve kemâliyle berdevamdır. Cenâb-ı Hak sevenlerini ve bütün mü’minleri şefaatlerine nâil kılsın. (Âmin)
Daha fazlası için:http://www.fazilettakvimi.com/tr/2015/9/17.html
Medresetü’l-Mütehassisîn’e girmeden önce Medresetü’l-Kuzât’ın (Hukuk Fakültesi) da giriş imtihânını birincilikle kazandılar. Fakat bunu büyük bir sevinç ile babasına mektupla bildirdiği zaman babasından şu telgrafı alır: “Süleyman, ben seni cehenneme göndermek için İstanbul’a göndermedim.” Pederleri bu telgraf ile kendisine, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) “Üç kâdî’den ikisi cehennemdedir.” meâlindeki Hadîs-i Şerîf’lerini hatırlatıyorlardı. Süleyman Efendi Hazretleri (k.s.), pederine verdiği cevapta, “Kendisinin aslâ kâdî (hâkim)lik mesleğine sülûk etmeğe niyetli olmadığını, asıl maksadının, devrinin bütün zâhirî din ilimleri sahasında kemâle ermek olduğunu” bildirdi ve Medrese-i Süleymaniye’nin Tefsir ve Hadis kısmından diplomasını alıp Dersiâm olduğu gibi Medresetü’l-Kuzât’tan da mezun olup kâdîlik rütbesini aldılar. Böylelikle devrinin aklî ve naklî ilimlerinde en yüksek dereceyi ihrâz etmiş oldular. Ezelî takdir olarak Silsile-i Sâdât’ın 33. ve son halkası kendilerinin nasibi olduğundan Seyyidler zincirinin 32. halkası Salâhuddîn İbn-i Mevlânâ Sirâcuddîn (k.s.) Hazretleri’nde mânevî seyr ü sülûkünü tamamladıktan sonra tecelliyâtın büyüklüğünden üstazı kendilerini İmâm-ı Rabbânî Müceddid-i Elf-i Sânî Ahmed-i Fârûkî Serhendî (k.s.) Hazretlerinin nisbeti rûhâniyesine teslim ettiler. Dünyanın şu son zamanlarında ilâhi feyizden nasipleri bulunan insanları yüksek himmetleriyle küfr ü dalâl çukurundan imân ve ihlâs sâhâsına çıkardılar. Halen de çıkarmaktadırlar. Süleyman Hilmi Tunahan Efendi Hazretleri (k.s.), 16 Eylül 1959 (13 Rebîulevvel 1379) Çarşamba günü dâr-ı bekâ’ya irtihal buyurdular. (Kaddesallâhü sirrahü’l-eaz) Ancak tasarruf ve irşadları tamamıyla ve kemâliyle berdevamdır. Cenâb-ı Hak sevenlerini ve bütün mü’minleri şefaatlerine nâil kılsın. (Âmin)
Daha fazlası için:http://www.fazilettakvimi.com/tr/2015/9/17.html
sülaledeki teyzelerin toplanıp 'altın kızlar' grubu yazması.
edit: buarada (gbkz:memur sözlük whatsaap grubu) nun ne olacak ? (^^)
edit: buarada (gbkz:memur sözlük whatsaap grubu) nun ne olacak ? (^^)
ilk olarak Benito Mussolini tarafından Ulusal Faşist Parti'nin kurulması ile ortaya çıkan, otoriter devlet üzerine kurulu bir radikal milliyetçi yönetim sistemidir. İlkeleri ve öğretileri \"Faşizmin Doktrini\" adı altında Giovanni Gentile tarafından yazılmıştır. 20. yüzyılın başlarında Benito Mussolini'nin sistemini örnek alarak doğan nasyonal sosyalizm (nazizm) ve falanjizm gibi akımlarla beraber faşizm iyice güçlenen bir ideoloji olmuştur
Avrupada şu sıra en çok isabetli pas atan oyuncu oldu.
Gerçekten çok kaliteli bir oyuncu. Bakmayın siz medyaya. Az futboldan anlayan biri emrenin ne kadar yetenekli ne kadar başarılı olduğunu görmezden gelemez.
Gerçekten çok kaliteli bir oyuncu. Bakmayın siz medyaya. Az futboldan anlayan biri emrenin ne kadar yetenekli ne kadar başarılı olduğunu görmezden gelemez.
insan fıtratan zayıf yaratılmış. bu acziyeti yasadığımız her türlü alanlarda müşahade edebiliyoruz. içinde barındırdığı cennet ağacı veya cehennem ağacı çekirdeği arasında gelgitleri oluyor. hani diyoruz ya ahirzaman! sahi bu muydu ahirzaman… ? içimizdeki güzel seciyeleri öldürüp, tüm pisliğimizi akıtmak mıydı etrafa… bu muydu adem olmanın gereği!
acziyetin en kolay yanı bu galiba; kolay yolu seçmek. eksilerini artıya çevirmemek veya nefsinle mücadele etmemek, eğilmeden bükülmeden şekil almadan, ki demek istediğim, törpülenmeden sipsivri kalmak! kendi ucbunda boğulmak ama onun bile farkında olmadan kendinden geçmek…
bazen, nasıl bir kaynaktan besleniyor ki bu insan da bu kadar kötülüğü içinde barındırabiliyor diye düşünüyorum. iyi niyet değil mi özde saklı olan? inkişaf etmesi gereken; değilmiş! ya da kendi, iç muhakememde (zannımca elde ettiğim) yoksulluk bunun tanımı. yaratılış itibariyle mükemmel olan insan, vasıflarını ya öldürüyor veya hiçlik seviyesine indirerek sukut ettiriyor. bunun adına da yoksulluk diyorum yani insan gittikçe yoksullaşıyor manen aç kalıyor.
veya bazı insanların hamurunun yoğrulmasında etkili olan dışsal faktörler vardır. bunlar bu insanların hayata karşı tutumlarını belirlerken, mahiyetlerinde bulunan o iki tohumdan kötü olanın dallanıp budaklanmasıyla ilgileniyor. bunun adına da yoksunluk diyorum. iradesini hayır yönünde kullanmaması ve kendini şerre bırakması, o olmadan hayatını devam ettirememesidir. adeta zerrelerine işletmesi ve işlemesidir. kaynağını ondan alma halidir. o olmadan krize girmesi, açlık ve nöbet halidir. işte maalesef böyle insanlar var etrafımızda… ve gittikçe yozlaşan bireylerin çoğaldığı bu zamanda yaşıyoruz. özleri bozulan bireylerin yetiştirdiği nesilde, bu boyuta dahil olarak çürük tohumları etrafa saçar hale geldik. ah hüsrana uğrayan insanoğlu! ne denir bilemedim ki, neticesiz faideler peşinde heba olan ömrümüz ve özümüz…
acziyetin en kolay yanı bu galiba; kolay yolu seçmek. eksilerini artıya çevirmemek veya nefsinle mücadele etmemek, eğilmeden bükülmeden şekil almadan, ki demek istediğim, törpülenmeden sipsivri kalmak! kendi ucbunda boğulmak ama onun bile farkında olmadan kendinden geçmek…
bazen, nasıl bir kaynaktan besleniyor ki bu insan da bu kadar kötülüğü içinde barındırabiliyor diye düşünüyorum. iyi niyet değil mi özde saklı olan? inkişaf etmesi gereken; değilmiş! ya da kendi, iç muhakememde (zannımca elde ettiğim) yoksulluk bunun tanımı. yaratılış itibariyle mükemmel olan insan, vasıflarını ya öldürüyor veya hiçlik seviyesine indirerek sukut ettiriyor. bunun adına da yoksulluk diyorum yani insan gittikçe yoksullaşıyor manen aç kalıyor.
veya bazı insanların hamurunun yoğrulmasında etkili olan dışsal faktörler vardır. bunlar bu insanların hayata karşı tutumlarını belirlerken, mahiyetlerinde bulunan o iki tohumdan kötü olanın dallanıp budaklanmasıyla ilgileniyor. bunun adına da yoksunluk diyorum. iradesini hayır yönünde kullanmaması ve kendini şerre bırakması, o olmadan hayatını devam ettirememesidir. adeta zerrelerine işletmesi ve işlemesidir. kaynağını ondan alma halidir. o olmadan krize girmesi, açlık ve nöbet halidir. işte maalesef böyle insanlar var etrafımızda… ve gittikçe yozlaşan bireylerin çoğaldığı bu zamanda yaşıyoruz. özleri bozulan bireylerin yetiştirdiği nesilde, bu boyuta dahil olarak çürük tohumları etrafa saçar hale geldik. ah hüsrana uğrayan insanoğlu! ne denir bilemedim ki, neticesiz faideler peşinde heba olan ömrümüz ve özümüz…
veliaht şehzadeydi tahtı istiyordu.
Karşısında sultan 2.beyazıt vardı. Bu taht mücadelesinde bulunurken papa'nın eline düştü.
13 yıl esir hayatı yaşadı.
ona gel hristiyan ol haçlı ordusu'nun başına geç. osmanlıyı yık dünyanın sahibi ol. osmanlının sahibi ol.
oda şöyle cevaplamış;
bin mülkü osmanlı verseler yine de dinimden vazgeçmem demiş.
neslini sevdiğim nesline çekermiş. Allah rahmeti ile muamele eylesin.
Karşısında sultan 2.beyazıt vardı. Bu taht mücadelesinde bulunurken papa'nın eline düştü.
13 yıl esir hayatı yaşadı.
ona gel hristiyan ol haçlı ordusu'nun başına geç. osmanlıyı yık dünyanın sahibi ol. osmanlının sahibi ol.
oda şöyle cevaplamış;
bin mülkü osmanlı verseler yine de dinimden vazgeçmem demiş.
neslini sevdiğim nesline çekermiş. Allah rahmeti ile muamele eylesin.
En eski videosu.
(bkz: Rahat ol)
25
Ben kaç yaşındayım acaba?
Ben kaç yaşındayım acaba?
yenilenebilir enerji uzmanları yetiştiriyor
http://www.sabah.com.tr/ekonomi/2017/08/18/yesil-lise-egitimde-ezberleri-bozacak
http://www.sabah.com.tr/ekonomi/2017/08/18/yesil-lise-egitimde-ezberleri-bozacak
(bkz: mürekkep yalamak)
Belimizde 5 adet omur kemiği vardır. Bu kemikler arasında da disk adı verilen kıkırdaklar bulunur. Disk, özel bir bağ dokusu organıdır ve omurganın dayanıklılığına, hareketliliğine ve zorlamalara karşı dirençli olmasına, omurgaya uygulanan şok şeklindeki darbelerin emilmesine ve kuvvetin çevre dokulara dengeli bir şekilde dağılmasına hizmet eder.
Bel fıtığı, beldeki omur kemikleri arasında bulunan ve adeta bir amortisör gibi görev yapan bu disklerin fıtıklaşması sonucu ortaya çıkan bir rahatsızlıktır. Disklerin iç kısmında nükleus pulpozus denen jöle kıvamında yumuşak bir bölüm, bunun dışında anulus fibrozus adı verilen daha sert bir fibröz tabaka, omur kemiklerine bakan yüzlerde ise her iki tarafta son-plak olarak adlandırılan kıkırdak yapılar vardır. Dıştaki tabakanın anatomik bütünlüğünün bozularak içerideki yumuşak kısmın dışarıya doğru taşmasına fıtıklaşma denir. Fıtıklaşan yani dışarıya doğru taşan disk, omurilik kanalı (spinal kanal) içinden veya kendisinin arka-yan tarafından geçmekte olan sinirleri sıkıştırır ve hastalık böylelikle kendisini belli eder .
Ayrıca fıtıklaşmış diskten ortama salınan bazı kimyasal maddeler de sinir köklerini etkileyerek ağrıya neden olurlar.
tıp bu konuda çok ilerledi. Eskisi gibi değil artık. Beş dakikada tedavi gerçekleşiyor ve kolları sallamadan koşabiliyorsunuz.
http://www.dailymotion.com/video/x57cbb6
Bel fıtığı, beldeki omur kemikleri arasında bulunan ve adeta bir amortisör gibi görev yapan bu disklerin fıtıklaşması sonucu ortaya çıkan bir rahatsızlıktır. Disklerin iç kısmında nükleus pulpozus denen jöle kıvamında yumuşak bir bölüm, bunun dışında anulus fibrozus adı verilen daha sert bir fibröz tabaka, omur kemiklerine bakan yüzlerde ise her iki tarafta son-plak olarak adlandırılan kıkırdak yapılar vardır. Dıştaki tabakanın anatomik bütünlüğünün bozularak içerideki yumuşak kısmın dışarıya doğru taşmasına fıtıklaşma denir. Fıtıklaşan yani dışarıya doğru taşan disk, omurilik kanalı (spinal kanal) içinden veya kendisinin arka-yan tarafından geçmekte olan sinirleri sıkıştırır ve hastalık böylelikle kendisini belli eder .
Ayrıca fıtıklaşmış diskten ortama salınan bazı kimyasal maddeler de sinir köklerini etkileyerek ağrıya neden olurlar.
tıp bu konuda çok ilerledi. Eskisi gibi değil artık. Beş dakikada tedavi gerçekleşiyor ve kolları sallamadan koşabiliyorsunuz.
http://www.dailymotion.com/video/x57cbb6
cepte unutulmuş yüklü bir banknotun bir zaman sonra denk gelmesi ile yaşanabilecek hissiyat.
sadece alkol tüketmek değildir.
Allah sırrını yüceltsin, rahmetlik Muzaffer Efendi ne güzel söylemiş: İçki sarhoşluğu çabuk geçer amma; mal-mülk, makam-mevki ve sofuluk satmanın sarhoşluğu ancak insanın kafası teneşir tahtasına tak diye vurunca geçer.
"Sofuluğuna, zühdüne, ibadetine, malına, mülküne, kasana, kesene, rütbene sarhoş olma! Diğer içkilerin sarhoşluğu üç-beş saat devam eder ancak zühdüne, ibâdetine, makâmına, rütbesine sarhoş olanlar ancak kafası teneşir tahtasına vurduğu vakit ayılırlar!"
Allah sırrını yüceltsin, rahmetlik Muzaffer Efendi ne güzel söylemiş: İçki sarhoşluğu çabuk geçer amma; mal-mülk, makam-mevki ve sofuluk satmanın sarhoşluğu ancak insanın kafası teneşir tahtasına tak diye vurunca geçer.
"Sofuluğuna, zühdüne, ibadetine, malına, mülküne, kasana, kesene, rütbene sarhoş olma! Diğer içkilerin sarhoşluğu üç-beş saat devam eder ancak zühdüne, ibâdetine, makâmına, rütbesine sarhoş olanlar ancak kafası teneşir tahtasına vurduğu vakit ayılırlar!"
neden bekliyorsun?
bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?

