İki eylem adamı; Muhammed Ali… Malcolm X...
“Kelebek gibi uçar, arı gibi sokarım”
“Ben Amerika’yım. Tanımadığınız yönüyüm onun. Alışın bana. Siyah, özgüvenli, kendinden emin… Benim adım bu, sizin değil. Benim dinim sizin değil. Benim amaçlarım sizin değil. Alışın bana.”
Muhammed Ali
---
“Zaman şehitlik zamanıdır ve ben bir şehit olacaksam, bu kardeşlik uğruna olacaktır. Bu ülkeyi kurtaracak tek şey budur.”
Malcolm X
---
Asıl adı: Cassius Marcellus Clay Jr.
17 Ocak 1942’de ABD’nin Kentucky eyaletinin Louisville şehrinde doğdu…
Afro – Amerikan ve İrlanda kökenli, henüz 12 yaşındayken boksla tanıştı…
Kendisini tüm dünyaya tanıtan özelliği ise, “Tüm zamanların en iyi ağır sıklet boks şampiyonu” sıfatına sahip olmasıdır.
18 YAŞINDA ALTIN MADALYA
Ali, önce National AAU ve Altın Eldiven Şampiyonası’nda amatör kayıtlarda yerini aldı ve profesyonel lige 1960 yılında Roma’da aldığı altın madalya ile ‘merhaba’ dedi…
18 yaşındayken kazandığı bu altın madalya ile dünya onu tanımaya başladı…
ZAFER VE İSLAM’LA ŞEREFLENMEK
1964 yılında, 22 yaşında iken, S. Liston’u yenerek ‘Dünya Şampiyonu’ oldu.
Ve bu zaferin ardından İslam’la müşerref olan Cassius Marcellus Clay Jr. Muhammed Ali ismini alarak tüm dünyaya Müslüman olduğunu ilan etti.
Muhammed Ali hem zeki hem de çok nüktedan bir şahsiyetti.
O hep savaşlara karşı çıktı barıştan yana oldu…
1967-1970 yılları arasında boksa ara vermek zorunda kaldı.
ABD’NİN VİETNAM SENDROMU VE ALİ’YE 5 YIL HAPİS
Muhammed Ali, Amerikan sistemine başkaldırmış bir “asi çocuk” edası ile o günlerde savaş karşıtlığını şu cümlelerle özetledi: “Vietnamlılar bana hiç bir kötülük yapmadılar ki onlarla savaşayım.”
Sen misin bu cümleyi sarf eden diyerek, Muhammed Ali’yi 5 yıl hapis ve 10 bin dolar para cezasına çarptırdılar…
Ha bununla yetindiler mi?...
Yetinmediler…
Çünkü;
Hem siyahisin, hem Müslümansın, hem de adın Muhammed Ali, bunlar sana yetmez diyerek, lisansını ve pasaportunu da elinden alarak adeta yokluğa mahkûm ettiler…
Ama onun adı Muhammed Ali…
Yılmadı, yıkılmadı, mücadelesine devam etti, açtığı davayı 1970 yılında kazanarak yeniden ringlere döndü…
3 yıl aranın ardından yeniden ringlerde dönen ve ringlerde fırtına gibi esen, rakiplerine minderi dar eden Muhammed Ali, 1971 yılında Joe Frazier’le yaptığı ‘unvan maçı’nda ilk mağlubiyeti tattı…
Bunda tabiî ki de en büyük etken 3 yıl boksa ara vermesiydi.
Azimli ve mücadeleci kişiliğe sahip Muhammed Ali ‘yenildim’ diyerek elbette oturacak değildi…
Daha önce Ken Norton’a yenilen Muhammed Ali, kariyerinin bittiğini düşünenleri yine yanılttı….
Hırsla çalıştı, tüm unvan maçlarına bir kez çıktı…
Yeniden Ken Norton’la karşılaşan Muhammed Ali ringi ona dar ederek rövanşı da almış oldu…
FRAZİER VE FOREMAN’I NAKAVT EDEREK ESKİ GÜNLERİNE YENİDEN DÖNDÜ
Muhammed Ali yine fırtına gibi esmeye başladı ringlerde…
1973 yılında, Joe Frazier ile unvan maçı için anlaşan Ali, Joe Frazier – George Foreman eşleşmesi sonrasında, Frazier’ın nakavt olmasının ardından, önce Fraizer’i ardından da Foreman’ı nakavt ederek eski günlerine yeniden döndü…
1974 yılında, Foreman’ı sekizinci raundda nakavt eden Ali, hak ettiği büyük unvanı Floyd Patterson’ın ardından yeniden elde eden ikinci boksör oldu.
Muhammed Ali, 1978 yılında, L. Spinks’e önce yenildi daha sonra rakibini yenerek dünya şampiyonluğunu 3 kez elde ederek boks tarihine adını altın harflerle yazdıran ilk boksör oldu…
PARKİNSON VE BOKSA VEDA
Parkinson hastalığına yakalanan Ali aynı yıl içinde boksa veda etti…
Profesyonel kariyeri boyunca, yalnızca 5 mağlubiyet yüzü gören Muhammed Ali, 37’si nakavt ile olmak üzere, toplam 56 maç kazanarak erişilmesi güç bir rekora imza atarak tarihteki yerini aldı…
Kişilik ve karakter denilince akla gelen ilk isimlerden biriydi Muhammed Ali…
IRKÇILIĞI PROTESTO İÇİN OLİMPİYAT MADALYASINI
OHIO NEHRİNE ATTI
1960 Roma Olimpiyatları’ndan döndükten sonra, bir lokantada yalnızca beyazlara servis yapıldığını öğrenen Muhammed Ali, ırkçılığı protesto etmek için olimpiyattan kazandığı altın madalyasını Ohio Nehri’ne atacak kadar kişilik sahibiydi…
2001 yılında, Hollywood tarafından hayatı filme alınan Muhammed Ali’nin hayatını oynayan Will Smith, oynadığı oyunla tüm sinemaseverlerden çok büyük övgü aldı…
MUHAMMED ALİ TÜRKİYE’DE
Tarih 3 Ekim 1976’yı gösteriyordu…
Yeşilköy Havaalanı ana baba günü…
Misafir, Dünya Ağır Sıklet Boks Şampiyonu Muhammed Ali…
Davet eden, o günkü MC Hükümeti’nin Başbakan Yardımcısı Prof.Dr. Necmettin Erbakan adına dönemin Diyanet’ten sorumlu Devlet Bakanı Hasan Aksay…
Havaalanı pisti Milli Selamet Partisi taraftarlarıyla doludur…
ABD KONSOLOSUNA ‘MUHAMMED ALİ’ TEPKİSİ
Erbakan, Ali’yi uçağın merdivenlerin önünde karşılar ve büyük bir muhabbetle kucaklayıp bağrına basar…
Cuma namazını kılmak için Sultanahmet’e gelen Muhammed Ali on binler tarafından bağırlara basılır…
Hasan Aksay abi o günlerle ilgili şunları anlattı: “O gün havaalanında Muhammed Aliyi karşılayanlar arasında o günkü ABD Konsolosu da vardı…
Hatta kapının önündeki ilk kişi oydu…
Muhammed Ali uçaktan indi. ABD Konsolosu Muhammed Ali’ye ‘hoş geldiniz’ demek için elini uzattı…
Muhammed Ali konsolosun elini iterek, elini sıkmadı…
Ve ona şunu söyledi: Siz ABD’de Müslümanlara hem zulmediyorsunuz hem de burada bizim elimizi sıkmaya çalışıyorsunuz sizinle tokalaşmam…
Sultanahmet’teki o müthiş buluşmanın ardından Muhammed Ali ile birlikte Kanlıca’ya yoğurt yemeye gittik yatla…
Muhammed Ali maç yapıp gelmişti, dolayısıyla yorgunluğu da yüzünden okunuyordu…
Kanlıca dönüşü direkt olarak otele gittik..
Odaya çıktık…
Muhammed Ali o kadar yorgundu ki; ayakkabılarını bile çıkarmadan yatağını üzerine kendini attı ve öylece uyuya kaldı…”
SABAHA KADAR ÇOK BEKLEDİK ALİ’Yİ İZLEMEK İÇİN
Şimdiki nesil Muhammed Ali efsanesini pek bilmez, ancak ‘Ali’ filmini seyredenler belki onun hakkında birazcık bilgi sahibi olurlar…
Bizler çok bekledik; siyah beyaz televizyonların sınırlı sayıda evlerde bulunduğu dönemlerde sabahın saat 04:00’ına kadar Muhammed Ali’nin maçlarını…
O ringe çıktığında bizler de o ringin hemen yanı başındaymışız gibi hareket ettik…
Gonk çaldığında onun rakibine attığı her yumruğu ve karşısındakinin ringde yalpalamasını sanki biz atıyormuş o yumruğu gibi sevinir, iç geçirirdik…
Muhammed Ali yumruk yediğinde sanki o yumruğu kendimiz yemiş gibi üzülürdük…
O, ringlerde hep, İslam’ın gücünü temsil eden rakipsiz bir kral olarak görüldü…
O, Amerikan toplumunda her renkten insanın sevgilisi haline gelmiş bir millî kahraman bir sembol isim olarak görüldü…
O, İslamiyet’i seçtikten sonra hep mazlumların ve mağdurların yanında oldu…
Son söz;
ABD’nin sembol isimlerden sadece ikisi Malcolm X ve Muhammed Ali…
Biri; hayatını İslami mücadeleye adayan eylem adamı Malcolm X...
“Barışçıl olun, kibar olun, kurallara itaat edin, herkese saygılı olun; fakat biri size dokunacak olursa onu mezara gönderin” diyen Malcolm X’in şehadetinden bugüne kadar tam 51 yıl geçti…
O’nun mücadelesi özellikle ABD’deki Müslümanlara örnek oldu…
Mekanın cennet olsun Malcolm X…
İkincisi de; boks dünyasının efsane ismi Muhammed Ali…
74 yaşında hayata veda eden Ali’yi de geçtiğimiz hafta son yolculuğuna on binler uğurladı…
“Şampiyonlar salonlardan çıkmaz. Şampiyonlar içlerinde tutku, hayal ve amaç olan insanlardan çıkar” diyen efsane Ali de artık Louisville’deki ebedi istirahatgâhında…
Senin de mekanın Cennet olsun, “kelebek gibi uçan arı gibi sokan” adam…
Nur içinde yatın…
http://www.yeniakit.com.tr/yazarlar/kadir-demirel/iki-eylem-adami-muhammed-ali-malcolm-x-15344.html
Yemekte olunca dışarıdan yemek söylememe nedenim olan yemek
star tv de şuan oynayan bir dizi. seveni çokmuş ben ise ses olsun diye açtım.
(gbkz:23 nisan) 2015 perşembe kar yağışlı görünüyor.Hadi hayırlısı bakalım
basit biri değilim..
gözlerimi kanatırcasına ağladığım gecelerim var,
kahkahalara sarılmış anılarım..
herkes kadar dertli, bazılarından fakir, çoğundan zenginim.
bilmeyene sevmeyi öğretecek kadar büyük bir kalbim,
gidene beddua edemeyen bir dilim var..
"yüreğimi korkak büyütmedim ben.
kaybettiklerim, dağıttığım servetimdir..."
gözlerimi kanatırcasına ağladığım gecelerim var,
kahkahalara sarılmış anılarım..
herkes kadar dertli, bazılarından fakir, çoğundan zenginim.
bilmeyene sevmeyi öğretecek kadar büyük bir kalbim,
gidene beddua edemeyen bir dilim var..
"yüreğimi korkak büyütmedim ben.
kaybettiklerim, dağıttığım servetimdir..."
en çok konuşulan yazısını paylaşıyorum,
Sayın Milletvekillerine ithaf olunur;
Efendim, artık 68 yaşında, su katılmamış bir avanak, hakikî bir budala ve gayrikabil-i ıslah bir 'enayi' olduğumu itiraf ediyorum. Bana küçük yaşımdan itibaren 'beytülmal'ın mukaddesliğini öğretmişlerdi. Hiç kimse 'Devlet malı deniz, yemeyen domuz' dememişti.
Bütün ömrüm tâbir-i âmiyanesiyle 'eşşek gibi' çalışmakla geçti. Çalışma hayatımda tek gün dahi izin kullanmadım. Bir gece bile doyasıya uyuyamadım. Kimileri bana 'uykusuz müsteşar' adını takıp uçup kaçtığımı söylerdi ama 'Ne akılsız adam yahu!' şeklindeki fısıltılar, her gün yüzlerce telefon konuşmasıyla çınlayan kulaklarıma kadar gelirdi.
Üzerinde 'T.C. Hükümeti' yazan kurşun kalemleri, silgileri ve kâğıtları, sadece resmî hizmetlerde, âdeta okşar gibi incitmemeye çalışarak kullanırdım. Çocuklarım devlet malına ellerini dahi süremezlerdi. Plakaları kırmızı ve siyah renkli resmî arabalara bir defa dahi binmediler. Yüzlerine bakmaya kıyamadığım Mustafam ve Elifim, bir saat daha az uyuyup belediye otobüsleri ve okul servisleriyle okula gittikleri esnada, bendeniz müsteşarlık ve bakanlık yapıyordum. Bırakınız eşime araba tahsis etmeyi, evde devletin personelini çalıştırmayı; idarecilik ve siyaset hayatımda lojmanda oturmadım. Koruma görevlisi de kullanmadım. Arabamın önünde ve arkasında fiyakalı eskortlar hiç bulunmadı.
Meğer ben ne enayiymişim!...
***
Yaptığım enayiliklerin haddi hesabı yoktur... Meselâ, bendeniz milletvekiliyken -birkaç zarurî toplantı dışında- Meclis lokantasında yemek yemezdim. Zira, burada çalışanlar kamu personeliydi ve çok ucuz olan yemekler milletin kesesinden sübvanse ediliyordu. Sonra, çok beğendiğim halde, aynı gerekçelerle TBMM Sigarası da içmedim. Ceplerim şıkır şıkır metal jetonlarla dolu olarak dolaşır, özel görüşmelerimi kulisteki ankesörlü telefonlarla yapardım. O zaman 'beleş' cep telefonlarımız da yoktu.
Hiçbir hediyeyi kabul etmez; ya reddeder veya demirbaşa kaydettirerek devlete intikal ettirirdim. Yıllarca üst yöneticilik, müsteşarlık, bakanlık yaptım; hâlen evimde bu dönemlere ait -bronz plaketler dışındatek bir hatıra eşya göremezsiniz.
Benim anladığım mânâda siyasete 'Zengin girilir, fakir çıkılır'. Biz enayiler, devlet hizmetini ve siyaseti böyle anlıyoruz. Siyasî hayatımda önüme çıkan yüzlerce fırsatı teperek mal mülk edinmedim. Bilâkis, ANAP'taki Genel Başkanlık mücadelesinde, Bond çantalarda getirilen paraları reddederek, eşimin SSK kredisiyle aldığı Oran'daki daireyi; YDP'nin kuruluşunda da babamdan kalan Malatya'daki ev ile dedemden kalan Gaziantep'teki evin bana düşen hisselerini harcadım.
Bu arada, eşimin uzmanlığıyla ve alınteriyle hak ettiği 'Vakıflar Genel Müdürü' olarak tayin kararnamesini, nasıl engellediğimi de unutmayayım.
Sadece bununla kalsa neyse... ANAP döneminde, şiddetle muhalefetime rağmen çıkarılan 'kıyak emekliliği' reddedip tek maaşa devam ettim. Bu haksız uygulama hâlen devam ediyor. Başbakanlık Müsteşarı'yken, milletvekili maaşlarının buna göre ayarlanmasını gerekçe göstererek kendim için sözleşme yapmadım ve üç yıl müddetle emrimdeki daire başkanlarından bile daha az maaş aldım.
Meğer ben ne enayiymişim!...
***
Şimdi 70'ine merdiven dayadım. Hâlâ kirada oturuyorum. Kendime ait tek mülküm kitaplarım... Yani, sizin anlayacağınız, gerçek anlamda 'Dikili ağacım dahi yok'. Hizmet hayatım boyunca, muhatabımın bıyık altından gülerek dinlediği, 'Bu fukara millete ben bu masrafı hiç yaptırır mıyım?' lâfım vardı.
Sevgili okuyucularım, bu yazdıklarımı okuyup da sakın bütün bunlardan pişmanlık duyduğumu sanmayınız. Enayilik öylesine içime işlemiş ki geriye dönmek mümkün olabilse gene aynısını yapardım.
Beni bütün 'enayiliğime' rağmen kimseye muhtaç etmeyen Yüce Allahıma hamd ediyorum.
Sayın Milletvekillerine ithaf olunur;
Efendim, artık 68 yaşında, su katılmamış bir avanak, hakikî bir budala ve gayrikabil-i ıslah bir 'enayi' olduğumu itiraf ediyorum. Bana küçük yaşımdan itibaren 'beytülmal'ın mukaddesliğini öğretmişlerdi. Hiç kimse 'Devlet malı deniz, yemeyen domuz' dememişti.
Bütün ömrüm tâbir-i âmiyanesiyle 'eşşek gibi' çalışmakla geçti. Çalışma hayatımda tek gün dahi izin kullanmadım. Bir gece bile doyasıya uyuyamadım. Kimileri bana 'uykusuz müsteşar' adını takıp uçup kaçtığımı söylerdi ama 'Ne akılsız adam yahu!' şeklindeki fısıltılar, her gün yüzlerce telefon konuşmasıyla çınlayan kulaklarıma kadar gelirdi.
Üzerinde 'T.C. Hükümeti' yazan kurşun kalemleri, silgileri ve kâğıtları, sadece resmî hizmetlerde, âdeta okşar gibi incitmemeye çalışarak kullanırdım. Çocuklarım devlet malına ellerini dahi süremezlerdi. Plakaları kırmızı ve siyah renkli resmî arabalara bir defa dahi binmediler. Yüzlerine bakmaya kıyamadığım Mustafam ve Elifim, bir saat daha az uyuyup belediye otobüsleri ve okul servisleriyle okula gittikleri esnada, bendeniz müsteşarlık ve bakanlık yapıyordum. Bırakınız eşime araba tahsis etmeyi, evde devletin personelini çalıştırmayı; idarecilik ve siyaset hayatımda lojmanda oturmadım. Koruma görevlisi de kullanmadım. Arabamın önünde ve arkasında fiyakalı eskortlar hiç bulunmadı.
Meğer ben ne enayiymişim!...
***
Yaptığım enayiliklerin haddi hesabı yoktur... Meselâ, bendeniz milletvekiliyken -birkaç zarurî toplantı dışında- Meclis lokantasında yemek yemezdim. Zira, burada çalışanlar kamu personeliydi ve çok ucuz olan yemekler milletin kesesinden sübvanse ediliyordu. Sonra, çok beğendiğim halde, aynı gerekçelerle TBMM Sigarası da içmedim. Ceplerim şıkır şıkır metal jetonlarla dolu olarak dolaşır, özel görüşmelerimi kulisteki ankesörlü telefonlarla yapardım. O zaman 'beleş' cep telefonlarımız da yoktu.
Hiçbir hediyeyi kabul etmez; ya reddeder veya demirbaşa kaydettirerek devlete intikal ettirirdim. Yıllarca üst yöneticilik, müsteşarlık, bakanlık yaptım; hâlen evimde bu dönemlere ait -bronz plaketler dışındatek bir hatıra eşya göremezsiniz.
Benim anladığım mânâda siyasete 'Zengin girilir, fakir çıkılır'. Biz enayiler, devlet hizmetini ve siyaseti böyle anlıyoruz. Siyasî hayatımda önüme çıkan yüzlerce fırsatı teperek mal mülk edinmedim. Bilâkis, ANAP'taki Genel Başkanlık mücadelesinde, Bond çantalarda getirilen paraları reddederek, eşimin SSK kredisiyle aldığı Oran'daki daireyi; YDP'nin kuruluşunda da babamdan kalan Malatya'daki ev ile dedemden kalan Gaziantep'teki evin bana düşen hisselerini harcadım.
Bu arada, eşimin uzmanlığıyla ve alınteriyle hak ettiği 'Vakıflar Genel Müdürü' olarak tayin kararnamesini, nasıl engellediğimi de unutmayayım.
Sadece bununla kalsa neyse... ANAP döneminde, şiddetle muhalefetime rağmen çıkarılan 'kıyak emekliliği' reddedip tek maaşa devam ettim. Bu haksız uygulama hâlen devam ediyor. Başbakanlık Müsteşarı'yken, milletvekili maaşlarının buna göre ayarlanmasını gerekçe göstererek kendim için sözleşme yapmadım ve üç yıl müddetle emrimdeki daire başkanlarından bile daha az maaş aldım.
Meğer ben ne enayiymişim!...
***
Şimdi 70'ine merdiven dayadım. Hâlâ kirada oturuyorum. Kendime ait tek mülküm kitaplarım... Yani, sizin anlayacağınız, gerçek anlamda 'Dikili ağacım dahi yok'. Hizmet hayatım boyunca, muhatabımın bıyık altından gülerek dinlediği, 'Bu fukara millete ben bu masrafı hiç yaptırır mıyım?' lâfım vardı.
Sevgili okuyucularım, bu yazdıklarımı okuyup da sakın bütün bunlardan pişmanlık duyduğumu sanmayınız. Enayilik öylesine içime işlemiş ki geriye dönmek mümkün olabilse gene aynısını yapardım.
Beni bütün 'enayiliğime' rağmen kimseye muhtaç etmeyen Yüce Allahıma hamd ediyorum.
mustafa ceceli'nin söylediği güzel bir şarkı.
süper lig'de 4. hafta maçı. birazdan başlayacak.
galatasaraylı olarak takımın güzel futboluyla kendini özletmesi diye bir durum var. sürekli gs oynasın da izleyelim. eminim güzel futbol seven herkesin merak ettiği bir maç. antalya da geçen sezonun 5.si ve dişe dokunur takımlarından. umarım keyifli bir maç olur.
e: ms, 1-1. güzel maç oldu. gs haftayı 10 puanla kapatıyor. averajla lider.
galatasaraylı olarak takımın güzel futboluyla kendini özletmesi diye bir durum var. sürekli gs oynasın da izleyelim. eminim güzel futbol seven herkesin merak ettiği bir maç. antalya da geçen sezonun 5.si ve dişe dokunur takımlarından. umarım keyifli bir maç olur.
e: ms, 1-1. güzel maç oldu. gs haftayı 10 puanla kapatıyor. averajla lider.
Prof. Dr. Sancar, bir öğrencinin din ve bilim arasındaki ilişkiye dair sorduğu soruya verdiği yanıtta, "Ben Müslümanım ve Müslüman olduğumu her yerde söylüyorum. Müslümanlığımla övünüyorum. Türkiye'deki evrim tartışmaları beni çok üzdü. Türkiye'nin çok sorunu var. Ben Allah'a inanıyorum. İsteyen evrime inanır, isteyen inanmaz fakat bunu kalkıp büyük devlet, millet sorunu yapıp kavga ederek bütün enerjimizi boşa harcıyoruz." ifadelerini kullandı.
devamını okumak için tıklayınız...
(bkz: evrim teorisi)
devamını okumak için tıklayınız...
(bkz: evrim teorisi)
\"Yıkıldı yolunu bekleyen şehir, Şimdi gelsen de bir gelmesen de bir\"
Çok söylendiği için bir sözü sık sık kullanma durumu.
şu zamana kadar bir nakliyat hizmeti satın aldım ve gerçekten oldukça memnun kaldım. Tavsiye edebilirim.
Okullarda istiklal marşının yanıda resmi bulunan büyük önder
10 aralık 2016 patlamasının olduğu yer, beşiktaş ile maçka arasında olan yer. vodafone arenanın içerisinin göründüğü yer. beleş adı bundan gelir.
Patlamadan sonra beşiktaş belediyesi adını şehitler tepesi olarak değiştirmiş.
https://twitter.com/140journos/status/808227610987794432
Patlamadan sonra beşiktaş belediyesi adını şehitler tepesi olarak değiştirmiş.
https://twitter.com/140journos/status/808227610987794432
Bak postacı geliyor, selam veriyor
Herkes o'na bakıyor, merak ediyor
Çok teşekkür ederim postacı sana
Pek sevinçli haberler getirdin bana
Bugün yalnız bu kadar darılmayınız
Yarın yine gelirim hoşçakalınız
Haydi git güle güle, uğurlar olsun
Ellerin dert görmesin, kısmetle dolsun
Geliyor Selam Veriyor. Şarkı sözleri:
Bak postacı geliyor, selam veriyor
Herkes o'na bakıyor, merak ediyor
Çok teşekkür ederim postacı sana
Pek sevinçli haberler getirdin bana
Bugün yalnız bu kadar darılmayınız
Yarın yine gelirim hoşçakalınız
Haydi git güle güle, uğurlar olsun
Ellerin dert görmesin, kısmetle dolsun
Herkes o'na bakıyor, merak ediyor
Çok teşekkür ederim postacı sana
Pek sevinçli haberler getirdin bana
Bugün yalnız bu kadar darılmayınız
Yarın yine gelirim hoşçakalınız
Haydi git güle güle, uğurlar olsun
Ellerin dert görmesin, kısmetle dolsun
Geliyor Selam Veriyor. Şarkı sözleri:
Bak postacı geliyor, selam veriyor
Herkes o'na bakıyor, merak ediyor
Çok teşekkür ederim postacı sana
Pek sevinçli haberler getirdin bana
Bugün yalnız bu kadar darılmayınız
Yarın yine gelirim hoşçakalınız
Haydi git güle güle, uğurlar olsun
Ellerin dert görmesin, kısmetle dolsun
ilkel topluluklar sanıldığı, öğretildiği gibi puta tapıyorlardı. Bu bir geri zekalılık değil o zamanın teknolojisi, düşünce biçimine göre normal olandır. Zaten peygamberlerin gönderilmesi de bu yüzden. İnsanlar gelişsin ilerlesin, hakkı tanısın diye.
Putperestlikte putlar tanrıya ulaşma aracı falan değildir. İnanç eleştirmek istemem, insanlar inanır bu hassas bir konu ancak, bildiğin taşa, toprağa tapıyorlarmış. Bununla beraber her şey tanrı onlar için, en ufak tanrıdan en büyük tanrıya kadar.
İslam apaçık putperestlik değildir. Her dine olduğu gibi dini ritüeller vardır. Bunlar bir Müslüman için allaha ulaşma aracı değildir. Ritüeller puta tapmak anlamı taşımaz.
Kabe kutsal bir mekandır, pergamber kutsal bir mekandır, Allah kavuşmada aracı değildir belki ama dinimizin gereğidir.
İslamı dinen zaten bilmeyen, sosyolojik,piskolojik açıdan bakmadan arap putperesliği diyen beyincik sadece kelime oyunu yapıyor.
bu gün binlerce insan kabeyi ziyaret ediyorsa bu kabeye tapmak anlamı taşımaz. hac ibadeti bir ibadettir evet ancak ibadet olmasının yanında Müslümanların kaynaşması, birlik olması adına sosyolojik bir eylemdir.
Azıcık araştırırsanız görürsünüz ki insan yararına, bilim yararına olan her şey islamda düzenlenmiştir ve islam kusursuzdur.
Örneğin alkol haramdır. Sebebi insan vücuduna verdiği zarar, çevreye verilebilecek zararlar, bilinç kaybı ve buna benzer bir sürü sebep.
Rakı da haramdır. Yeni rakı da haramdır.
Putperestlikte putlar tanrıya ulaşma aracı falan değildir. İnanç eleştirmek istemem, insanlar inanır bu hassas bir konu ancak, bildiğin taşa, toprağa tapıyorlarmış. Bununla beraber her şey tanrı onlar için, en ufak tanrıdan en büyük tanrıya kadar.
İslam apaçık putperestlik değildir. Her dine olduğu gibi dini ritüeller vardır. Bunlar bir Müslüman için allaha ulaşma aracı değildir. Ritüeller puta tapmak anlamı taşımaz.
Kabe kutsal bir mekandır, pergamber kutsal bir mekandır, Allah kavuşmada aracı değildir belki ama dinimizin gereğidir.
İslamı dinen zaten bilmeyen, sosyolojik,piskolojik açıdan bakmadan arap putperesliği diyen beyincik sadece kelime oyunu yapıyor.
bu gün binlerce insan kabeyi ziyaret ediyorsa bu kabeye tapmak anlamı taşımaz. hac ibadeti bir ibadettir evet ancak ibadet olmasının yanında Müslümanların kaynaşması, birlik olması adına sosyolojik bir eylemdir.
Azıcık araştırırsanız görürsünüz ki insan yararına, bilim yararına olan her şey islamda düzenlenmiştir ve islam kusursuzdur.
Örneğin alkol haramdır. Sebebi insan vücuduna verdiği zarar, çevreye verilebilecek zararlar, bilinç kaybı ve buna benzer bir sürü sebep.
Rakı da haramdır. Yeni rakı da haramdır.
hadim etmek ama anestesisiz.
bugün dalida'nın hayatını konu alan bir film cd si gördüm ..
film hakkındaki detaylı bilgi aşağıdadır ..
http://www.beyazperde.com/filmler/film-190557/
film hakkındaki detaylı bilgi aşağıdadır ..
http://www.beyazperde.com/filmler/film-190557/
yüreklere korku salan ve bu akşam tarafıma bir baş sarmısak yedirmiş efsane hastalık.
neden bekliyorsun?
bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?