bağışlamış diyorlarsa bağışlamıştır. niye sözlüğün seviyesini düşürüyorsunuz diyecektir malum arkadaş şimdi.
Tekrar Arapça Okunuşu Türkçe Anlam
4x Allahu Ekber Allah En Büyüktür
2x Eşhedû en lâ ilâhe illallah Allah'tan başka ilah olmadığına şahitlik ederim
2x Eşhedû enne Muhammeden resulullah Muhammed'in Allah'ın resulü (elçisi) olduğuna şahitlik ederim
2x Hayya ale-salah Haydi namaza
2x Hayya alel-felah Haydi kurtuluşa
2x Es-salatu Hayrun Mine'n Nevm* Namaz uykudan hayırlıdır* (Sadece Sabah namazında okunur)
2x Allahu Ekber Allah En Büyüktür
1x Lâ ilahe illallah Allah'tan başka ilah yoktur
https://www.youtube.com/watch?v=bCYOwv2g2Cs
4x Allahu Ekber Allah En Büyüktür
2x Eşhedû en lâ ilâhe illallah Allah'tan başka ilah olmadığına şahitlik ederim
2x Eşhedû enne Muhammeden resulullah Muhammed'in Allah'ın resulü (elçisi) olduğuna şahitlik ederim
2x Hayya ale-salah Haydi namaza
2x Hayya alel-felah Haydi kurtuluşa
2x Es-salatu Hayrun Mine'n Nevm* Namaz uykudan hayırlıdır* (Sadece Sabah namazında okunur)
2x Allahu Ekber Allah En Büyüktür
1x Lâ ilahe illallah Allah'tan başka ilah yoktur
https://www.youtube.com/watch?v=bCYOwv2g2Cs
galatasarayın kötü gidişinden dolayı hiç tat vermeyen adına derbi bile diyemeyeceğimiz bir maç.
(bkz: türev)
Rasyonalizme göre, zorunlu, kesin ve genel geçer bilgilere ancak akılla ulaşılır. O halde doğru bilginin kaynağı akıldır. Duyu organlarının verileri geçici ve doğruluğu kesin olmayan bilgilerdir ve bu verilere güvenilemez. Felsefe evreni ve insanı kavrarken aklı kullanarak doğru bilgilere ulaşabilir.
memleketime yakıştıramadığım hareket. kalitesizlik. ideoloji, taraf olayları bir yana tepkilerimizi daha medeni çerçevede üretebiliriz. sonra düşündüm ne yapılabilirdi diye, tezek dökmek yerine katılmadığını ifade etmek için gül atılsaydı ne de güzel olurdu. tamam aynı düşünmüyoruz ama birbirimizi de seviyoruz. zamanı geriye alamıyoruz işte. umarım daha kötülerini görmeyiz.
dedeye sahip çıkalım.
Muallim Naci'nin vefatı (1893)
Dersen, olayım kemali haiz, (Kemal sahibi olmak istersen)
Tazyi-i zemanı görme caiz, (vakti zayi etmeyi caiz görme)
Dersen, olayım kemali haiz, (Kemal sahibi olmak istersen)
Tazyi-i zemanı görme caiz, (vakti zayi etmeyi caiz görme)
efsanevi fenerbahçe kalecisi.
EURO 96, EURO 2000, 2002 Dünya Kupası ve EURO 2008: Neredeyse Türkiye'nin gittiği her turnuvada imzası var!
EURO 96, EURO 2000, 2002 Dünya Kupası ve EURO 2008: Neredeyse Türkiye'nin gittiği her turnuvada imzası var!
doğu edebiyatının üstadlarındandır...
“İnsan bir damla kan ve bin endişedir.” sözü ile insanın tanımını çok güzel özetlemiştir...
“İnsan bir damla kan ve bin endişedir.” sözü ile insanın tanımını çok güzel özetlemiştir...
dünyanın en pahalı oyunlarından biri. Hatta en pahalısı.
kürttür ve diyanet işleri başkanıdır. Türk imam, hatip.
Uygurlar, Sünni Müslümanlardır ve Doğu Türkistan'daki çoğunluk gruptur. Çin yönetimini bölgede uyguladığı önemli politikalardan biri de İslam dininin pratiklerinin ortadan kaldırılması. Bu amaca binaen bölgede namaz, oruç, başörtüsü, sakal, peçe gibi pratiklere karşı kısmen ya da tamamen yasaklar uygulanıyor. Uygur Türklerinin çocuklarına İslam dinini çağrıştıran isimleri vermesi de yasak. Camilere mühür vurulmuş, ibadet yasak, aleyhe söz sarf eden fişlenmekte, gizli ajanlar halkın arasında bulunup basit sözleri bile şikayet etmekte bundan dolayı halk eziyet, işkence görmekte sorguya çekilmektedir. İslama darbe vurulmakta. Halk için toplama kampı yapılmış. Çin bu yüz binlerce Müslüman Uygur'u zorla toplama kamplarında tutmakta. Bu kamplar uydu görüntülerine yansımıştır. Çin yönetimi kampların varlığını başlangıçta reddetti. Ardından bunların "yeniden eğitim okulları" olduğunu öne sürdü.
--- (gbkz: alıntı) ---
herhangi biri. ya da çok özel biri.
yüzleri çok tanıdık ama adları bilinmeyen insanlar vardır hayatın bir yerinde. varlıkları sadece başkalarının varlığını güçlendirmekle tanımlanan insanlar vardır. herhangi birileri, falanca ya da filanca. adı, soyadı hiç önemli değil. başkalarının statüleri uğruna aşağılanan, itilen, hırpalanan gerektiğinde ölümlere gidip gelen insanlar.
ya da figüranlar diyelim biz bunlara. perdenin hazin yüzleri.
adları sinema afişlerine yazılmayanlar. yüzleri tanıdık, isimleri bilinmeyen insanlar. belki de kahvedekilere en çok benzeyenler. yeşilçam'da da kahvede oturmazlar mı iş beklemek için. inşaat işçilerine ne çok benzerler. bir yapımcının kahveye girip de iş dağıtmasını beklemek.
makyajsızlar...
senaryoyu okuma ihtiyacı olmayanlar. filmin bir yerinden girip, öylece yok olanlar. dayak yiyip, ölüp, çay dağıtıp, durakta bekleyip filmden kopup gidenler. hayatın ıssız sokaklarında gezip, filmin ayrıntı karelerinde yer bulanlar. makyaja ihtiyaç duymayan figüranlar.
onlardan biriydi yadigar...
iri gövdeli, uzun boylu, seyrek dişli, çirkin bir adam. kötüler hep çirkin olmalıdır değil mi?
filmlerde eşşek sudan gelinceye kadar dayak yerken tanıdık bu iri adamı. bazen cüneyt arkın dövüyordu bazen de kemal sunal. şaban'dan dayak yemesi ne kadar da trajiktir. eğer günlük hayatta olsa hepsini dövebilecek niteliktedir yadigar. gel gör ki dayak yemek için para almaktadır. o da dayağın en iyisini yer.
o dayak yerdi biz gülerdik. kahramanımız gözümüzde büyürdü ona dayak atarken. o kadar iri bir adamı dövebilmesine hayran olurduk kahramanımızın. o ise sesini çıkarmadan içtenlikle yerdi dayağı. hep kötü bir babanın adamıydı yadigar. iyi insanlara saldırır, kötülüğe hizmet eder, haince kahkahalarla gülümserdi.
sahiden o kadar kötü olabilir miydi?
diğer figüranlar onun kadar iri olmadığı için onun dayak yemesinin ayrı bir anlamı olurdu. işi daha önemli hale getirirdi. en son o dayak yerdi. final döğüşü olurdu. onu dövmenin önemi hepsinden çoktu. çünkü en dövülemez olanı oydu.
bu sahneler hiç değişmedi. yani onun bir kez olsun dövebildiğini ve böylece filmin bittiğini görmedik. senaristler hiç sürpriz yapmadılar bu iri adama. günlük hayatın akışı, kaderin tecellisi hiç değişmedi. ismi anılmayanlar, makyajsızlar hiç finalde tutunamadılar. filmin acı karelerine malzeme olup, yitip gittiler öylece.
yeşilçam'ın figüranlar kahvesinin kasvetli havası sinmişti yadigar'ın üzerine. gülümsemiyordu koca adam. günler boyu iş beklemek sonra filme girip bir ton dayak yiyip çekip gitmek. yediremiyordu kendine ama ekmek parası işte. emekçisi olmuştu sinemanın. öyle bar köşelerinde değil filmin içinde emeğini konuşturuyordu yadigar. türk sinemasının binlerce karesine görüntü vermişti. varsın ismi de bilinmesindi.
gerçi hayat zordu. iki film yapıp imaj yapanlar, soyunanlar, dünkü çocuklar parayla oynarken yılların sinema emekçisinin karnı günlük doyuyordu.
bugün doyuyor yarını bekliyordu koca adam.
son zamanlarda işleri iyi değildi yadigar'ın. parasızlık çekiyordu. birileri ün, para, imaj peşinde koşarken yadigar'ın durumu gitgide kötülüyordu.
hey gidi koca adam.
her yanını utanç kaplamıştı. dayak yemekten büyük bir utanç. iyice parasız kalmış karnını doyurmakta güçlük çekiyordu. kirasını ödemeyeli çok zaman olmuştu. tek göz bir odaydı kaldığı. buna rağmen kira parası bulmakta güçlük çekiyordu.
bir gün evinden çıkardılar yadigar'ı. kimi kimsesi yoktu istanbul'da. buz gibi soğuk bir gece vakti taksim'e çıktı birkaç parça eşyasıyla.
havada hain bir soğuk kol geziyordu. kimsecikler yoktu koca meydanda.
buralarda ne kadar çok dolaşmıştı.
bir banka uzandı. ellerini bacaklarının arasında ısıtmaya çalıştı.
öksürüyordu epeydir koca adam. uyku girmedi önce gözlerine. yarını düşünüyordu.
sonra yorgunluk çöktü. ağır ağır kapandı gözleri.
bir uyudu, bir daha uyanmadı.
bir uyudu, bir daha dayak yemedi kimseden.
bir uyudu kimseler bilmedi ismini.
bir öldü yalnız taksim meydanı ağladı koca adama. sokak köpekleri tuttu yasını.
yaşamın son karesini asillere yakışır bir onurla oynadı adam.
bir figüran gibi öldü; kimsesiz, yalnız, gözyaşı dökmeden....
tarık tufan
--- (gbkz:alıntı) ---
herhangi biri. ya da çok özel biri.
yüzleri çok tanıdık ama adları bilinmeyen insanlar vardır hayatın bir yerinde. varlıkları sadece başkalarının varlığını güçlendirmekle tanımlanan insanlar vardır. herhangi birileri, falanca ya da filanca. adı, soyadı hiç önemli değil. başkalarının statüleri uğruna aşağılanan, itilen, hırpalanan gerektiğinde ölümlere gidip gelen insanlar.
ya da figüranlar diyelim biz bunlara. perdenin hazin yüzleri.
adları sinema afişlerine yazılmayanlar. yüzleri tanıdık, isimleri bilinmeyen insanlar. belki de kahvedekilere en çok benzeyenler. yeşilçam'da da kahvede oturmazlar mı iş beklemek için. inşaat işçilerine ne çok benzerler. bir yapımcının kahveye girip de iş dağıtmasını beklemek.
makyajsızlar...
senaryoyu okuma ihtiyacı olmayanlar. filmin bir yerinden girip, öylece yok olanlar. dayak yiyip, ölüp, çay dağıtıp, durakta bekleyip filmden kopup gidenler. hayatın ıssız sokaklarında gezip, filmin ayrıntı karelerinde yer bulanlar. makyaja ihtiyaç duymayan figüranlar.
onlardan biriydi yadigar...
iri gövdeli, uzun boylu, seyrek dişli, çirkin bir adam. kötüler hep çirkin olmalıdır değil mi?
filmlerde eşşek sudan gelinceye kadar dayak yerken tanıdık bu iri adamı. bazen cüneyt arkın dövüyordu bazen de kemal sunal. şaban'dan dayak yemesi ne kadar da trajiktir. eğer günlük hayatta olsa hepsini dövebilecek niteliktedir yadigar. gel gör ki dayak yemek için para almaktadır. o da dayağın en iyisini yer.
o dayak yerdi biz gülerdik. kahramanımız gözümüzde büyürdü ona dayak atarken. o kadar iri bir adamı dövebilmesine hayran olurduk kahramanımızın. o ise sesini çıkarmadan içtenlikle yerdi dayağı. hep kötü bir babanın adamıydı yadigar. iyi insanlara saldırır, kötülüğe hizmet eder, haince kahkahalarla gülümserdi.
sahiden o kadar kötü olabilir miydi?
diğer figüranlar onun kadar iri olmadığı için onun dayak yemesinin ayrı bir anlamı olurdu. işi daha önemli hale getirirdi. en son o dayak yerdi. final döğüşü olurdu. onu dövmenin önemi hepsinden çoktu. çünkü en dövülemez olanı oydu.
bu sahneler hiç değişmedi. yani onun bir kez olsun dövebildiğini ve böylece filmin bittiğini görmedik. senaristler hiç sürpriz yapmadılar bu iri adama. günlük hayatın akışı, kaderin tecellisi hiç değişmedi. ismi anılmayanlar, makyajsızlar hiç finalde tutunamadılar. filmin acı karelerine malzeme olup, yitip gittiler öylece.
yeşilçam'ın figüranlar kahvesinin kasvetli havası sinmişti yadigar'ın üzerine. gülümsemiyordu koca adam. günler boyu iş beklemek sonra filme girip bir ton dayak yiyip çekip gitmek. yediremiyordu kendine ama ekmek parası işte. emekçisi olmuştu sinemanın. öyle bar köşelerinde değil filmin içinde emeğini konuşturuyordu yadigar. türk sinemasının binlerce karesine görüntü vermişti. varsın ismi de bilinmesindi.
gerçi hayat zordu. iki film yapıp imaj yapanlar, soyunanlar, dünkü çocuklar parayla oynarken yılların sinema emekçisinin karnı günlük doyuyordu.
bugün doyuyor yarını bekliyordu koca adam.
son zamanlarda işleri iyi değildi yadigar'ın. parasızlık çekiyordu. birileri ün, para, imaj peşinde koşarken yadigar'ın durumu gitgide kötülüyordu.
hey gidi koca adam.
her yanını utanç kaplamıştı. dayak yemekten büyük bir utanç. iyice parasız kalmış karnını doyurmakta güçlük çekiyordu. kirasını ödemeyeli çok zaman olmuştu. tek göz bir odaydı kaldığı. buna rağmen kira parası bulmakta güçlük çekiyordu.
bir gün evinden çıkardılar yadigar'ı. kimi kimsesi yoktu istanbul'da. buz gibi soğuk bir gece vakti taksim'e çıktı birkaç parça eşyasıyla.
havada hain bir soğuk kol geziyordu. kimsecikler yoktu koca meydanda.
buralarda ne kadar çok dolaşmıştı.
bir banka uzandı. ellerini bacaklarının arasında ısıtmaya çalıştı.
öksürüyordu epeydir koca adam. uyku girmedi önce gözlerine. yarını düşünüyordu.
sonra yorgunluk çöktü. ağır ağır kapandı gözleri.
bir uyudu, bir daha uyanmadı.
bir uyudu, bir daha dayak yemedi kimseden.
bir uyudu kimseler bilmedi ismini.
bir öldü yalnız taksim meydanı ağladı koca adama. sokak köpekleri tuttu yasını.
yaşamın son karesini asillere yakışır bir onurla oynadı adam.
bir figüran gibi öldü; kimsesiz, yalnız, gözyaşı dökmeden....
tarık tufan
--- (gbkz:alıntı) ---
bi ara (gbkz:eser yenenler)in ya bu adam ne zaman emekli olur diye düşünüp beklediği insan
eser bitirdi galiba sonunda
eser bitirdi galiba sonunda
Stabil hale gelmiştir. Sadece telefon değil diğer tüm teknolojik aletler için de geçerli.
Telefon bu bağımlılığın beyindir.
Telefon bu bağımlılığın beyindir.
(BÎT): Sahiplikleri belediyelere ait olup ticari faaliyetlerde bulunan
işletmeler.
Borcun sermayeye katılması (borç-sermaye swapi / debt-equity swap): Borç verenin alacağına karşılık
borçlunun sahipliğindeki bir işletmenin hisse senedinin verilmesi hali.
işletmeler.
Borcun sermayeye katılması (borç-sermaye swapi / debt-equity swap): Borç verenin alacağına karşılık
borçlunun sahipliğindeki bir işletmenin hisse senedinin verilmesi hali.
DEĞERLİ ARKADAŞLARIM ...
TADINIZA EKŞİLİK VEREN...
GÖZÜNÜZÜN NURUNU SÖNDÜREN...
OLİMPOS DAĞININ KOKUSUNU HİSSETTİĞİNİZ LABORATUVAR ÜRETİMİ,OPERASYONEL SLOGANLAR VARSA
LÜTFEN BURADA PAYLAŞALİM...
TADINIZA EKŞİLİK VEREN...
GÖZÜNÜZÜN NURUNU SÖNDÜREN...
OLİMPOS DAĞININ KOKUSUNU HİSSETTİĞİNİZ LABORATUVAR ÜRETİMİ,OPERASYONEL SLOGANLAR VARSA
LÜTFEN BURADA PAYLAŞALİM...
Nicola Tesla, "Faust"u ezbere biliyordu. 1919'da arkadaşıyla gezinirken ekteki dizeleri okudu. O an, alternatif akım motorunun çalışma ilkesi gözünde canlandı.
Elektrik mühendisliği tarihinin çok önemli keşfinin ardında "Faust" var yani.
Elektrik mühendisliği tarihinin çok önemli keşfinin ardında "Faust" var yani.
neden bekliyorsun?
bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?