necip fazıl kısakürek

mödo
Dinde zorlama yoktur.İnsan özgürdür elbette elbette.İsteyen bu dünya da pişer isteyen ahirette demiştir
Sugge
\"Her ağızda , her telde fanilik dırıltısı, sonunda tek şarkı, tabutun gıcırtısı !\" sözünü söylemiştir, üstattır.
spazmoldum
serdar tuncer:
'' Adına tertip edilen bir ödül töreni münasebetiyle vefatından 33 sene sonra bile İslâm düşmanlarının ortak tepkisini çekmeyi başararak, iman sahiplerine birer Fatiha daha okutturabilen adama Necip Fazıl Kısakürek diyoruz. ''
spazmoldum
zindandan mehmed'e mektup

zindan iki hece, Mehmed'im lâfta!
Baba katiliyle baban bir safta!
Bir de, geri adam, boynunda yafta...
Halimi düşünüp yanma Mehmed'im!
Kavuşmak mı? .. Belki... Daha ölmedim!
---

Avlu... Bir uzun yol... Tuğla döşeli,
Kırmızı tuğlalar altı köşeli.
Bu yol da tutuktur hapse düşeli...
Git ve gel... Yüz adım... Bin yıllık konak.
Ne ayak dayanır buna, ne tırnak!
---
Bir âlem ki, gökler boru içinde!
Akıl, olmazların zoru içinde.
Üstüste sorular soru içinde:
Düşün mü, konuş mu, sus mu, unut mu?
Buradan insan mı çıkar, tabut mu?
---
Bir idamlık Ali vardı, asıldı;
Kaydını düştüler, mühür basıldı.
Geçti gitti, birkaç günlük fasıldı.
Ondan kalan, boynu bükük ve sefil;
Bahçeye diktiği üç beş karanfil...
---
Müdür bey dert dinler, bugün 'maruzât'!
Çatık kaş.. Hükûmet dedikleri zat...
Beni Allah tutmuş, kim eder azat?
Anlamaz; yazısız, pulsuz, dilekçem...
Anlamaz; ruhuma geçti bilekçem!
---
Saat beş dedi mi, bir yırtıcı zil;
Sayım var, maltada hizaya dizil!
Tek yekûn içinde yazıl ve çizil!
İnsanlar zindanda birer kemmiyet;
Urbalarla kemik, mintanlarla et.
---
Somurtuş ki bıçak, nâra ki tokat;
Zift dolu gözlerde karanlık kat kat...
Yalnız seccâdemin yününde şefkat;
Beni kimsecikler okşamaz mâdem;
Öp beni alnımdan, sen öp seccâdem!
---
Çaycı, getir, ilâç kokulu çaydan!
Dakika düşelim, senelik paydan!
Zindanda dakika farksızdır aydan.
Karıştır çayını zaman erisin;
Köpük köpük, duman duman erisin!
---
Peykeler, duvara mıhlı peykeler;
Duvarda, başlardan, yağlı lekeler,
Gömülmüş duvara, baş baş gölgeler...
Duvar, katil duvar, yolumu biçtin!
Kanla dolu sünger... Beynimi içtin!
---
Sükût... Kıvrım kıvrım uzaklık uzar;
Tek nokta seçemez dünyadan nazar.
Yerinde mi acep, ölü ve mezar?
Yeryüzü boşaldı, habersiz miyiz?
Güneşe göç var da, kalan biz miyiz?
---
Ses demir, su demir ve ekmek demir...
İstersen demirde muhali kemir,
Ne gelir ki elden, kader bu, emir...
Garip pencerecik, küçük, daracık;
Dünyaya kapalı, Allaha açık.
---
Dua, dua, eller karıncalanmış;
Yıldızlar avuçta, gök parçalanmış.
Gözyaşı bir tarla, hep yoncalanmış...
Bir soluk, bir tütsü, bir uçan buğu;
İplik ki, incecik, örer boşluğu.
---
Ana rahmi zâhir, şu bizim koğuş;
Karanlığında nur, yeniden doğuş...
Sesler duymaktayım: Davran ve boğuş!
Sen bir devsin, yükü ağırdır devin!
Kalk ayağa, dimdik doğrul ve sevin!
---
Mehmed'im, sevinin, başlar yüksekte!
Ölsek de sevinin, eve dönsek de!
Sanma bu tekerlek kalır tümsekte!
Yarın, elbet bizim, elbet bizimdir!
Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir!

(1961)

Necip Fazıl Kısakürek
spazmoldum
NAZIM HİKMET'E İLK VE SON HİTAP
-
Nâzım Hikmet!
Nafile çabalıyorsun.
Sana kızmıyorum. Kızmıyacağım.
Hiç bir operatör, ameliyat masasından kendisini yumruklıyan kanserliye, hiç bir gardiyan, parmaklığı içinden kendisine deli diye bağıran çılgına, hiç bir hâkim darağacı önünde küfürler savuran mahkûma kızamaz.

Ben kendimi, ne kanser operatörü, ne deli gardiyanı, ne de ağır ceza hâkimi şeklinde görmüyorum. Fakat görüyorum ki her hareketim, seninle hiç de alâkadar olmadığı halde, ciğerine neşter gibi saplanıyor, seni delilerin parmaklığı gibi bir azap çerçevesine hapsediyor ve başının üstünde ip varmış gibi kudurtuyor. Beni, doktor, gardiyan ve hâkim şeklinde gören sensin! Senin bu halini sezer sezmez artık sana kızmıyorum. Merhamet ediyorum.

Sanma ki ben öfke kabiliyetini kaybetmiş bir adamım. İnsan başiyle fare kafasını birbirinden ayıran tek hassa, bence fikir öfkesidir. Bir hiç için ölçüsüz öfkeler duyacak kadar alıngan ve hassas bir mizaç taşıdığımı sen de bilirsin. Fakat bu öfke, iyi kötü bir kudreti, bir şahsiyeti, bir mesuliyeti kalmış insanlara ve hadiselere karşıdır. Sen mazursun.

Çünkü iflâs nedir, onu bütün hacmiyle idrak ettin.
O kadar yalnızsın ki, etrafında bir sürü (namı müstear) dan başka kimse yok. O kadar konuşulmuyorsun ki, isminden ancak kendi (namı müstear) ların bahsediyor. Eskiden herkesin dilinde bir problem gibi gezinmeyi tercih eder ve bir dedikoduya, bir ankete doğrudan doğruya iştirak etmeyi Greta Garbo esrarına aykırı bulurdun. Şimdi bir yerde anket oldu mu, kıymeti ve seviyesi nedir, hiç düşünmeden, kapısı önünde aç biilâç bekleşen yedi sekiz kişinin başına en evvel sen geçiyorsun ve sıranı kaybetmemek için kimbilir nelere baş vuruyorsun? Fıkraların baş sahifelerden moda sahifelerine atılıyor, gene yazıyorsun. Hatırlanmak şartı ile ne hakaretlere razı değilsin? Tükürüğü bile uzun zaman gıda edindin. Şimdi o da yok. Bir zamanlar, şiirlerinde (kıllı ve kalın) olduğunu ilân ettiğin sarışın ve pembe ensenden, şunun bunun tokat izleri bile uçmuş. Zaman seni değil, yüz karalarını bile götürmüş. Ne hazin bir manzaran var. Akşamları, beyoğlu sokaklarında, yüzlerinde kalın bir duvak, ayaklarında bir çift siyah bot, ellerinde köpek başlı bir şemsiye, ağır ağır geçen sabık Rum aşüfteleri bile senin kadar merhamete şayan değildir. Artık nefret vermiyorsun. Zamanın hainliği önünde insanları tefekkür ve merhamete çağırıyorsun.

Bundan bir kaç ay evvel Bâbıâlide, Ştaynburg lokantasında seninle şöyle konuşmadık mı:
Ben - Gazetelere yazdığın bu fıkraları nasıl yazıyorsun, bu kadar adileşmeye nasıl tahammül ediyorsun?
Sen - Ne yapayım, ekmek paramı kazanıyorum. Başka ne yapabilirim?
Ben - Kendinden ve haysiyetinden bu kadar fedakârlık edeceğine niçin potin boyacılığı etmeyi tercih etmiyorsun?
Sen - Potin boyacılığı etsem, bir şey zannederler de beni bu işten menederler.
-
Kendisini bu kadar saçma bir mazeretle teselli ediveren, hakikatte tesellisi olmıyan seninle görüyorsun ki ben hiç bir gün kavga etmedim. Sana selâm verdim. Sana acıdım. Bu kadar düşmene -acısını ben duyuyormuşum gibi- razı olmadım.
Şimdi bana -tam da senden bekliyebileceğim bir tarzda- çatıyorsun. Devlet günlerinde seni rakip diye almaya tenezzül etmeyen adam, bu perişan halinde sana nasıl tenezzül eder? Artık sen benim gözümde hiç bir şeyi temsil etmiyorsun. Ne hokkabaz şiirini, ne işporta komünizmanı, ne hile ustalığını, ne 24 saatlık reklâm açık gözlülüğünü... Senin nene mukabele edeyim?

Aynı ideoloji içinde vaktiyle sarma dolaş olduğun ve içlerinde fikirlerine taban tabana zıt olmama rağmen konuşulabilecek insanlar bulduğum gruplar, yani sana benden daha yakın zümreler bile seni, fikir ve sanat âdiliğinin, dolandırıcılığının prototipi diye gösteriyorlar. Bana ne düşer?

İşte açıkça söylüyorum: Ben senin kâbusun, geceleri uykuna giren umacın, her an yokluğunu hissettiren şeytanınım. Sana acıyorum. Fakat elimden ne gelir?
Çektiğin yokluk ıstırabına hürmeten, sana vaktile vermediğim şerefi veriyorum. Seninle ilk ve son defa olarak konuşuyorum. Fakat hepsi bu kadar. Dediğim gibi sen, bence artık mazursun. Seni affediyorum, ve ne yapsan affedeceğim. Bu vaade güvenerek istediğini yap! Sakın bu fırsatı kullanmamazlık etme!

Yalnız bil ki, sönmüş ve pörsümüş hüviyetine, o kadar muhtaç olduğun ve elde etmek için ne yapacağını bilemediğin hayatı nefhedemiyeceğim.
Ölü diriltmek ve müflis kurtarmaktan âcizim.

Benim hakkımda, içinde hapsettiğin şeylerin hacmini bilmiyorum. Rivayete göre üç perdelik bir piyes, rivayete göre bir roman...

Fakat sana karşı hiçbir taktiği kalmamış adamın, bütün bir samimiyet ve açıklıkla içini tasfiye etmesine rağmen söyleyebileceği her şey ve sırf sana hitap etmekle düşebileceği bayağılık burada toptan ve ebediyen nihayete eriyor.
İşte görüp göreceğin rahmet!

(11 Nisan 1936)

Necip Fazıl Kısakürek
eymen yafes
Severiz kendisini...
elinde kalemi ağzında cigarası...
Derler ki...
Çektimi cigarasını bir...
Dışarıya dumanı çıkardı sadece...
Nikotini ise mürekkep olur akardı beyninden kalemine...
cayisallama
sonradan islamcı ve milliyetci olan büyük edebiyatcıdır.
ilk yıllarında değme kemalistlere taş çı karacak derecede kemalisttir kubilay için yazdığı-atatürk tekrar dirilecek-ismet paşaya methiyeler gibi yazılarına bakabilirsiniz.
sonradan kendi tabiriyle doğru yolu bulan ve büyük doğu altında bir sürü eser kıymetli ve edebi eser veren bir edebiyatçıdır
fikren değişse de yaşam tarzı olarak çok radikal bir değişim gerçekleştirmemiştir.sigara muhabbetini bilmeyenimiz yoktur.
bu gün devam eden bir cemaat kurucusunun o zamanın parasıyla 17 000 liraya bir matbaa alınmıştır eserlerini yayımlaması için ama necip fazıl o parayı kumarda yemiştir.hatta babasından kalan evi kumarda yemiştir babı ali kitabında söyeer hatta
diyeceğim o ki putlaşırmayalım lütfen görmek istediğin gibi değil neyse o gardaş...
abuzeroklava
kanunini devrinde teşekkül eden büyük ahenk tablosunun unsurları;
ebussuud efendi efendi gibi şeyhülislam
sokullu gibi sadrazam
baki gibi şair
sinan gibi mimar
ve barbaros gibi amiral sadece ve sadece fatihin hareket noktasına bu mili yerleştirdiği kıskaç yüzü suyu hörmetine yetişmiş büyüklerdir.
tarihimizde fatihten başka her hükümdarın aksiyonu isterse vatana eklediği toprak fatihin kiden bin misli fazla olsun ulvi kemal ve noksansızlık bakımından tamam olmaktan uzaktır.yalnız fatihtedir ki kendi zaman ve mekanına göre dava hedefi muhteşem ve muazzam bir tamamlılık içerisinde göze çarpmaktadır.işte bütün bunları sembolize eden venznlendiren de doğu ve batı dünyalarının kavşak noktası cihanın en güzel beldesi istanbul ve onun kalbi ayasofyadır.
not:29 aralık 1965 ayasofya konferansı/necip fazil kisakürek
spazmoldum
necip fazıl kısakürek; 1940'lı yıllarda Büyük Doğu dergilerinin ilk dönemlerinden birinde Feylesof Rıza Tevfik'in “Sultan Abdülhamid Han'ın Ruhundan istimdat” isimli şiirini yayınlamak ister. Rıza Tevfik tüm İttihatçılar gibi Abdülhamid düşmanıdır ancak gelişmeler karşısında O'na karşı haksızlık yaptıklarını anlamış ve bu şiiri yazmıştır.

1980'li yıllara kadar resmi ideoloji Abdülhamid'e lanet okumanın dışında değerlendirme yapmayı bir rejim meselesi yapmıştır. Bu tehlikeli şiiri yayınlanması halinde, arkadaşları, işin ne kadar tehlikeli olduğu ve derginin kapatılabileceği uyarısında bulunurlar. Cevabı O'nun hayatını, mücadele biçimini özetler biçimdedir. “Evet yayınlayacağım, dava açacaklar, mahkemede savunma yapacağım. Belki savunmamı birkaç üniversiteli talebe dinleyecek ve onlara gerçeği açıklama imkanı olacak. Rejimin sahiplerinin gözünde bir sinek hükmünde olduğumu biliyorum. Mermer sütuna toslayacağım, beynim parçalanacak ama mermerde bir toz çıkaracağım.”
bobiler
ukela, kendini beğenmiş, egoist bir adamdır.
Nazım hikmet gibi adamla sohbetinin muhabbetini varmış. Anlamadığım tek konu da bu.
Plastantia
hakkında cemil meriç'in söylediği ''yazdıklarının altını yaşantısıyla dolduramayan, hatta oldukça uzak kalan'' sanırım bu şekildeydi. oldukça yerinde bir tespittir. yine de kalemine zayıf demek haksızlık olur.
spazmoldum
bugün bizdeki muhalefet, iktidarı düşürme şartıyla vatanı düşürmeye bile razıdır ..

necip fazıl - 1956 - büyük doğu
 kutadgu bilig
“Ben ki toz kanatlı bir kelebeğim
Minicik gövdeme yüklü Kaf Dağı
Bir zerreciğim ki arşa gebeyim
Dev sancılarımın budur kaynağı”

“Ne yalanlarda var ne hakikatte
Gözümü yumdukça gördüğüm nakış
Boşuna gezmişim, yok tabiatta
İçimdeki kadar iniş ve çıkış” ÇİLE / N.F.KISAKÜREK

neden bekliyorsun?


bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?

üye ol

tag heuer carrera womens price montblanc timewalker 2017 replica watches rolex oyster perpetual datejust made in hong kong vintage heuer chronograph replica watches hublot 992703 price panerai limited edition 2015 replica ladies watches ulysse nardin watches platinum brand watches for ladies uk replica watches belfort watch kickstarter breitling yellow face chrono uk replica watches