geçen haftaki olay.
almanya küçük çocukların sığınmasına izin vermiş. Avrupa gibi medeniyetsiz bir yerden beklenmedik hareket.
diğerleri ise kapılarda. tavşan kaç tazı kovala oynuyorlar.
Başta İstanbul olmak üzere Anadolu'nun pek çok kentinden Edirne'ye gelen sığınmacılar Yunanistan'la kara sınırının olduğu Karaağaç Mahallesi'ndeki Pazarkule Sınır Kapısı önünde toplandı. Yunanistan güvenlik güçleri, sınırda bekleyen sığınmacılara biber gazı ve tazyikli su ile müdahale etti. Bazı kadın ve çocuklarda gazdan etkilendi.
13 yıl önce bugün: İsviçre'de, Ermeni çevrelerinin soykırım iddiasının inkarını suç sayan yasayı ihlal ettiği gerekçesiyle yargılanan İşçi Partisi lideri Doğu Perinçek, para cezasına çarptırıldı.
.
Olaylar o dönemin İşçi Partisi lideri Doğu Perinçek'in 16 Aralık 2003 tarihinde trollük amaçlı ziyaret ettiği İsviçre'nin Lozan kentinde bir basın toplantısı düzenleyerek Almanca ve Türkçe olarak sözde Ermeni soykırımı iddialarını yalanlaması ile başlar. 2003 yılında sözde soykırımı tanımış olan İsviçre'de soykırımı yalanlamak artık suç sayılmaktadır. Bu sebeple Perinçek'in açıklamalarından tetiklenen İsviçre Ermenistan Derneği, Perinçek hakkında suç duyurusunda bulunur. 22 Temmuz 2005'te geniş bir heyetle tekrar İsviçre'ye giden Perinçek, bu iddiaların palavra olduğunu tekrar yineler. Ertesi gün kapısına polisler dayanan Perinçek, apar topar savcılığa götürülür. Sabah kahvaltıda avuç avuç yürek yemiş olan Perinçek burada da sözünden dönmez, soykırım iddialarının yalanlanmasını suç sayarak hata yaptıklarını söyler.
Olaydan bir hafta sonra İsviçre Halk Partisi genel başkanı, 1915 olaylarını soykırım olarak tanıyan meclis kararının hatalı olduğunu bildirir ve ortalık karışır. 18 Eylül'de yargılanması için tekrar mahkemeye çağırılan Perinçek, sorgu hakimi tarafından 3 saat sorgulanır. Burada yine soykırımın asla yaşanmadığını, kendisinin dünyanın en büyük uluslararası yalanıyla mücadele ettiğini belirtir. Perinçek'in meşhur 32. gün programındaki performansından da bildiğimiz tartışma ahlakı ve karşı konulamaz ikna kabiliyeti sayesinde hakim, Perinçek'in soykırım iddialarını yalanlamasını ifade özgürlüğü sayarak davayı kapatır.
Ancak tahmin ettiğiniz gibi, Ermeni lobileri bu karardan memnun kalmaz. Lobilerin baskısı ile davayı kapatan hakim R yaparak dosyayı tekrar açar. 9 Mart 2007'de Perinçek reis, duruşmaya üzerinde comic sans fontu ve büyük punto ile "%100 YERLİ ve MİLLİ ECDAD GERÇEKLERİ" yazan bir kutu içinde tam 90 kilo ağırlığında belge ile gider. Kendisini efsolardan efso bir performansla savunmasına rağmen baskı altındaki hakim tarafından suçlu bulunur; hapis ve para cezasına çarptırılır...
.
Olaylar o dönemin İşçi Partisi lideri Doğu Perinçek'in 16 Aralık 2003 tarihinde trollük amaçlı ziyaret ettiği İsviçre'nin Lozan kentinde bir basın toplantısı düzenleyerek Almanca ve Türkçe olarak sözde Ermeni soykırımı iddialarını yalanlaması ile başlar. 2003 yılında sözde soykırımı tanımış olan İsviçre'de soykırımı yalanlamak artık suç sayılmaktadır. Bu sebeple Perinçek'in açıklamalarından tetiklenen İsviçre Ermenistan Derneği, Perinçek hakkında suç duyurusunda bulunur. 22 Temmuz 2005'te geniş bir heyetle tekrar İsviçre'ye giden Perinçek, bu iddiaların palavra olduğunu tekrar yineler. Ertesi gün kapısına polisler dayanan Perinçek, apar topar savcılığa götürülür. Sabah kahvaltıda avuç avuç yürek yemiş olan Perinçek burada da sözünden dönmez, soykırım iddialarının yalanlanmasını suç sayarak hata yaptıklarını söyler.
Olaydan bir hafta sonra İsviçre Halk Partisi genel başkanı, 1915 olaylarını soykırım olarak tanıyan meclis kararının hatalı olduğunu bildirir ve ortalık karışır. 18 Eylül'de yargılanması için tekrar mahkemeye çağırılan Perinçek, sorgu hakimi tarafından 3 saat sorgulanır. Burada yine soykırımın asla yaşanmadığını, kendisinin dünyanın en büyük uluslararası yalanıyla mücadele ettiğini belirtir. Perinçek'in meşhur 32. gün programındaki performansından da bildiğimiz tartışma ahlakı ve karşı konulamaz ikna kabiliyeti sayesinde hakim, Perinçek'in soykırım iddialarını yalanlamasını ifade özgürlüğü sayarak davayı kapatır.
Ancak tahmin ettiğiniz gibi, Ermeni lobileri bu karardan memnun kalmaz. Lobilerin baskısı ile davayı kapatan hakim R yaparak dosyayı tekrar açar. 9 Mart 2007'de Perinçek reis, duruşmaya üzerinde comic sans fontu ve büyük punto ile "%100 YERLİ ve MİLLİ ECDAD GERÇEKLERİ" yazan bir kutu içinde tam 90 kilo ağırlığında belge ile gider. Kendisini efsolardan efso bir performansla savunmasına rağmen baskı altındaki hakim tarafından suçlu bulunur; hapis ve para cezasına çarptırılır...
yansın suriye yansın idlib.
Nasıl bir acı bu allahım.
Suriye'nin İdlib kentindeki Türk askerlerine düzenlenen hava saldırısında 33 kahraman Mehmetçiğimiz şehit oldu. Saldırıda ağır yaralanan askerlerimiz Cilvegözü Sınır Kapısı'ndan Türkiye'ye getirildi.
Kaynak Yeniçağ: İdlib'de 33 askerimiz şehit oldu.
https://www.yenicaggazetesi.com.tr/idlibde-33-askerimiz-sehit-oldu-269902h.htm
Nasıl bir acı bu allahım.
Suriye'nin İdlib kentindeki Türk askerlerine düzenlenen hava saldırısında 33 kahraman Mehmetçiğimiz şehit oldu. Saldırıda ağır yaralanan askerlerimiz Cilvegözü Sınır Kapısı'ndan Türkiye'ye getirildi.
Kaynak Yeniçağ: İdlib'de 33 askerimiz şehit oldu.
https://www.yenicaggazetesi.com.tr/idlibde-33-askerimiz-sehit-oldu-269902h.htm
on numara oyuncudur.


Süper Lig'in 23. haftasında oynanan derbide Galatasaray, deplasmanda Fenerbahçe'yi 3-1 yendi. Sarı-kırmızılılar, Fenerbahçe deplasmanında son galibiyetini 22 Aralık 1999'da almıştı.
Galatasaray Fenerbahçeyi Ryan Donk, Radamel Falcao ve Henry Onyekuru'nun attığı gollerle mağlup etti. Fenerbahçe'nin tek golü ise Max Kruse'den geldi.
Galatasaray Fenerbahçeyi Ryan Donk, Radamel Falcao ve Henry Onyekuru'nun attığı gollerle mağlup etti. Fenerbahçe'nin tek golü ise Max Kruse'den geldi.
2020 yilinda afetlerle imtihan mi ediliyoruz ya rabbim Allah yardimcimiz olsun
İran'ın Türkiye'ye sınır Hoy kentinde 5,9 büyüklüğünde sabah meydana gelen 5,9 büyüklüğündeki depremin ardından saat 19:00'da aynı bölgede ve aynı büyüklükte bir deprem daha meydana geldi. Merkez üssüne 8,97 kilometre mesafedeki Van'ın Başkale ilçesi ve diğer ilçelerde deprem yoğun hissedilirken, çevre illerde de paniğe neden oldu
Aslında reklamın fikri öyle sıradışı dışı değil ama oyuncular öyle iyi oynamış ki efsane olmuş.
Bile bile çıktım yola, acıyor canım hala
Yanlış bende mi acaba
Bi bulsam, bi de emin olsam
Bile bile vurdum yola, acıyor içim hala
Bunlar gibi dostun varsa
Boşver başka düşman arama
On kere, yüz kere, bin kere denediler
Olmadı, tutmadı, yetmedi delirdiler
Bizi bitirmeye ant içip sarhoş oldular
Ama ben aşk gibi, ana gibi, kale gibi sapasağlam
Zirvede kar gibi, göl gibi sessiz sakin
Çığ olup gelmeden, kabarıp köpürmeden
Aman aman aman
Orta yolu bulsam, ben de ona uysam
Biraz da kıvırıp sağdan soldan
Söz verip tutmasam, kendime yontsam
Doğruyu görsem, ölümüne sussam
Bunlar bana bi yakışsa, bu günkü aklım olsam
Hata annemle babamda, boş laf hepsi palavra
Yanlış bende mi acaba
Bi bulsam, bi de emin olsam
Bile bile vurdum yola, acıyor içim hala
Bunlar gibi dostun varsa
Boşver başka düşman arama
On kere, yüz kere, bin kere denediler
Olmadı, tutmadı, yetmedi delirdiler
Bizi bitirmeye ant içip sarhoş oldular
Ama ben aşk gibi, ana gibi, kale gibi sapasağlam
Zirvede kar gibi, göl gibi sessiz sakin
Çığ olup gelmeden, kabarıp köpürmeden
Aman aman aman
Orta yolu bulsam, ben de ona uysam
Biraz da kıvırıp sağdan soldan
Söz verip tutmasam, kendime yontsam
Doğruyu görsem, ölümüne sussam
Bunlar bana bi yakışsa, bu günkü aklım olsam
Hata annemle babamda, boş laf hepsi palavra
Geçmişle geleceği birleştiren, eski ile yeniyi buluşturan, ecdad ile torunu tanıştıran muhteşem bir köprü hem de...
İnşa çalışmalarına 2016'da başlanan kütüphane, 125 bin metrekare kapalı alana sahip ve aynı anda 5 bin kişiye hizmet verebilecek. Kütüphanede 4 milyon basılı, 120 milyonun üzerinde elektronik yayın ile 550 bin e-kitap ve nadir eser bulunuyor.
![]()
İnşa çalışmalarına 2016'da başlanan kütüphane, 125 bin metrekare kapalı alana sahip ve aynı anda 5 bin kişiye hizmet verebilecek. Kütüphanede 4 milyon basılı, 120 milyonun üzerinde elektronik yayın ile 550 bin e-kitap ve nadir eser bulunuyor.

Öfke yutarım dünder bey kan solurum ataş kusarım yakarım dündar bey yakarım yakarımmmm.
ekonomik anlamda mükemmeldir.
Ben, ekonomik yaşam denince tarım, ticaret, sanayi etkinliklerini ve bütün bayındırlık işlerini, birbirinden ayrı düşünülmesi doğru olmayan bir bütün sayarım. Bu vesile ile şunu da hatırlatmalıyım ki, bir millete bağımsız kişilik ve değer veren siyasal varlık makinesinde, devlet, fikir ve ekonomik yaşam mekanizmaları, birbirine bağlı ve birbirine uyarak çalışırlar; o kadar ki, bu cihazlar birbirine uyarak aynı düzen içinde çalıştırılmazsa, hükümet makinesinin motor gücü israf edilmiş olur, ondan beklenen tam verim elde edilemez. Onun içindir ki, bir milletin kültür düzeyi üç alanda, devlet, fikir ve ekonomi alanlarındaki faaliyet ve başarıları sonuçlarının kazançlarıyla ölçülür.
![]()
https://eksiup.com/p/jq308092qpaz
Ben, ekonomik yaşam denince tarım, ticaret, sanayi etkinliklerini ve bütün bayındırlık işlerini, birbirinden ayrı düşünülmesi doğru olmayan bir bütün sayarım. Bu vesile ile şunu da hatırlatmalıyım ki, bir millete bağımsız kişilik ve değer veren siyasal varlık makinesinde, devlet, fikir ve ekonomik yaşam mekanizmaları, birbirine bağlı ve birbirine uyarak çalışırlar; o kadar ki, bu cihazlar birbirine uyarak aynı düzen içinde çalıştırılmazsa, hükümet makinesinin motor gücü israf edilmiş olur, ondan beklenen tam verim elde edilemez. Onun içindir ki, bir milletin kültür düzeyi üç alanda, devlet, fikir ve ekonomi alanlarındaki faaliyet ve başarıları sonuçlarının kazançlarıyla ölçülür.

https://eksiup.com/p/jq308092qpaz
(bkz: şapka devrimi)
atatürk devrimlerindendir.
1930 yılından itibaren çıkarılan bir dizi yasa ile önce Belediye seçimlerine katılma, sonra köylerde muhtar olma ihtiyar meclislerine seçilme hakkı tanınan kadınların milletvekili seçme ve seçilme hakları, 5 Aralık 1934'te Anayasa ve Seçim Kanunu'nda yapılan yasa değişikliği ile tanındı.
Azerbaycan-1918
Türkiye - 1934
Fransa - 1946
İtalya - 1946
İsviçre - 1971
1930 yılından itibaren çıkarılan bir dizi yasa ile önce Belediye seçimlerine katılma, sonra köylerde muhtar olma ihtiyar meclislerine seçilme hakkı tanınan kadınların milletvekili seçme ve seçilme hakları, 5 Aralık 1934'te Anayasa ve Seçim Kanunu'nda yapılan yasa değişikliği ile tanındı.
Azerbaycan-1918
Türkiye - 1934
Fransa - 1946
İtalya - 1946
İsviçre - 1971
halifeliğe bakış açısı tam olarak şöyledir;
Atatürk'ün gericilik ve yobazlık canavarının göğsüne kılıç saplaması.
![]()
Atatürk'ün gericilik ve yobazlık canavarının göğsüne kılıç saplaması.

29 ekim 1923 yılında ikinci tbmm'nin
"Hâkimiyet, bilâkaydü şart Milletindir. İdare usûlü halkın mukadderatını bizzat ve bilfiil idare etmesi esasına müstenittir. Türkiye Devletinin şekl-i Hükûmeti, Cumhuriyettir".
hükmü ile ilan edilmiştir.
"Hâkimiyet, bilâkaydü şart Milletindir. İdare usûlü halkın mukadderatını bizzat ve bilfiil idare etmesi esasına müstenittir. Türkiye Devletinin şekl-i Hükûmeti, Cumhuriyettir".
hükmü ile ilan edilmiştir.
hakan günday'ın amcazadesi.
14 haziran 1926 tarihinde, mustafa kemal'e izmir'de suikast girişimi yapan ancak başarısız olan siyasetçi.
14 temmuz günü istiklal mahkemelerinde asılarak infaz edilmiştir.
14 haziran 1926 tarihinde, mustafa kemal'e izmir'de suikast girişimi yapan ancak başarısız olan siyasetçi.
14 temmuz günü istiklal mahkemelerinde asılarak infaz edilmiştir.
1 Kasım 1922'da saltanat kaldırıldı. Böylece Türklerin en eski siyasi müessesesi tarihe karışıyor; Oğuz Han neslinden gelen hükümdar zinciri son buluyordu. Türk tarihinde dönüm noktası olan bu gün tahtını kaybeden hükümdar da tarihin en münakaşalı şahsiyeti hâline gelmiştir.
Sultan Vahîdeddin, Sultan Abdülmecid'in oğullarının en küçüğüdür. Küçükken anne ve babasını kaybetti. Memleketi felâkete sürüklediğini gördüğü İttihatçılara şiddetle muhalifti. Bu sebeple devamlı göz hapsinde tuttular; hatta bir ara ortadan kaldırmaya teşebbüs ettiler.
Ağabeyi Sultan Reşad'ın vefatı üzerine enkaz üzerindeki tahta çıktı. Memleketi harbe sokan İttihatçı reisleri hemen yurt dışına kaçtılar. Yeni padişahın elinde düşmana teslim olmuş ve milletin sefalet içine düştüğü bir ülkeyi idare etmek kaldı.
Bir ara kendisi Anadolu'ya geçmeyi düşündüyse de, İngilizlerin, “Eğer Anadolu'ya geçersen İstanbul'u Yunanlılara işgal ettirir, taş üstünde taş bırakmayız” tehdidi üzerine vazgeçti.
Görünüşte mütareke hükümlerinin tatbikini kontrol etmek; esasta ise mahalli mukavemet hareketlerini tek elde toplayıp sulh müzakerelerinde hükümetin elini güçlendirmek adına yaveri Mustafa Kemal Paşa'yı fevkalade salahiyetlerle Anadolu'ya gönderdi.
Bazılarının iddia ettiği gibi, silahlı bir mukavemet kurması için değildi. Padişah, sulh taraftarıydı. Vazife yazısını Sadrazam Damat Ferid Paşa'nın imzaladığı Mustafa Kemal Paşa, 19 Mayıs 1919'da İngiliz işgali altındaki Samsun'a çıktı.
Ankara'ya gelerek burada bir meclis topladı ve geçici bir hükûmet kurdu. İstanbul ile işbirliği içinde çalıştı. Bütün gayesinin padişahı kurtarmak olduğunu her fırsatta deklare etti. İşi anlayan padişah, kendisini geri çağırmak istediyse de, muvaffak olamadı.
Padişah bundan sonra İstanbul'daki işgal kuvvetlerini oyalamak adına türlü siyasî gayretler içine girdi. El altından Anadolu'ya silah, mühimmat ve subay yollandı. İzzet, Ali Rıza, Salih, Tevfik Paşa gibi Anadolu hareketini açıkça destekleyen sadrazamlar vazifelendirildi.
Padişah, şahsını korumak için bırakılan 700 kişilik hususi birliğine Ayasofya etrafında mevzilendirip camiye çan takmak isteyenlere ateş emrini verdi. 11 Mayıs 1920'de paraf edilen Sevr Muahedesi'ni bütün baskılara rağmen imzalamadı.
Dünyanın çeşitli beldelerinde, bilhassa Rusya ve Hindistan'da yaşayan müslümanlar, halifeye olan hürmet ve bağlılıkları sebebiyle Anadolu'daki mücadele için aralarında külliyetli yardım toplayıp gönderdiler. Bu sebeple İngiltere hep Osmanlı hilafetinden ürkmüştür.
İngiltere istese, bilgisi ve izni dahilinde süren Anadolu hareketini tesirsiz hâle getirmeye muktedirdi. Anadolu'nun her yerinde İngiliz birlikleri vardı. Fakat onun politikası her zaman 'Bekle-gör!' üzerine kurulmuştur.
Sulh konferansına Ankara ile beraber İstanbul hükümetinin de çağrılması, Ankara'ya beklediği fırsatı verdi. Bu da İngiltere'nin “Parçala-Hükmet” siyasetinin icabı idi. Ancak Rıza Nur'un saltanatın kaldırılması hakkındaki kanun teklifi reddedildi.
Bunun üzerine 1 Kasım 1922'de Gazi, “Buradakiler bu oldu-bittiyi kabul ederse ne âlâ! Aksi takdirde bu iş yine olacak, ama ihtimal bazı kafalar kesilecektir” şeklindeki tarihî meclis konuşmasını yaptı.
Ekrem Buğra Ekinci
Muhalifler, “Biz hadiseyi başka açıdan değerlendiriyorduk. Şimdi aydınlandık!” dediler. Kanun sadece (1926'da asılan) Lâzistan Mebusu Ziya Hurşid'in muhalefetiyle kabul edildi.
Padişaha içeriden ve dışarıdan gelen baskılar dayanılmaz bir hâl aldı. Saraya tehdit telgrafları yağıyordu. Halbuki anayasa gereği padişah hükûmet icraatından mes'ul değildi. O arada Nureddin Paşa, gazeteci Ali Kemal Bey'i linç ettirdi; padişaha da böyle yapacağını açıkladı.
Ankara Meclisi padişahı vatana hıyanet ile itham eden teklifini kabul etti. Can ve ırzının emniyette olmadığını anlayan Padişah, siyasî bir buhrana ve iç savaşa sebep olmak istemedi. Ortalık yatıştıktan sonra tekrar geri dönmek niyetiyle hicrete razı oldu.
İngilizler, 17 Kasım 1922 Cuma sabahı Malaya adlı İngiliz kruvazörü ile kendisini götürdüler. Elinden de kendi isteğiyle şehri terk ettiğine dair bir yazı aldılar. İngiltere, Ankara'nın elini rahatlattı; hem de kendi eline koz geçirdi. Ankara padişahtan kurtulduğuna sevindi.
Padişah, oğlu Ertuğrul Efendi ile Malta ve Hicaz'da bir müddet kaldı. Padişahken yaşadıklarının içyüzünü anlatan iki beyanname neşretti. Olup bitenlerin arkasındaki İngiltere rolünü iyice kavrayınca, tahtını tekrar ele geçirme ümidini kaybetti. Ama unvanından asla vazgeçmedi.
Ekrem Buğra Ekinci
İngilizler, Mısır, Filistin ve Kıbrıs'ta oturmasına müsaade etmedi. Gençlik dostu İtalya Kralı'nın daveti üzerine San Remo'da yerleşti. Kralın yardım teklifini, halifelik sıfatını ileri sürerek kibarca geri çevirdi.
Zeki ve çabuk kavrayışlı; sakin, ciddî ve tedbirli idi. Az konuşurdu. Mütevazı ve iktisatlı bir yaşantısı vardı. Babası gibi Nakşî idi. Kızı Sabiha Sultan, Kemal Paşa'nın evlilik teklifini geri çevirmişti. Öbür kızı Ulviye Sultan Tevfik Paşa'nın oğlundaydı.
Sultan Hamid'in en çok bu kardeşini sevdiği, tahttan indirildikten sonra: “Vahîdeddin Efendi devleti iyi idare eder. Yaparsa o yapar. Şayet ona da mâni olurlarsa, bizim hâne dağılır, yok olur!” dediği rivayet olunur.
Arada Sultan Reşad olmayıp da, Sultan Hamid'den sonra tahta çıksaydı, belki de İttihatçıların hatalarını önleyecek, felâketlerin önüne geçip, devleti, asrının güçlü devletleri arasına sokacak kudret ve kıymette idi.
Eşi az görülebilecek kadar namuslu olduğu, vatanından koparken yanında pek cüz'i şahsî varlığından başka bir şey götürmeyişi, hatta son maaşını da “O ay çalışmadığı” gerekçesiyle hazineye iade edişinden bellidir.
Gençliğinde dinî ilimlere merak sarmış; gizlice Fatih Medresesi'ne devam etmişti. Fıkıh âlimi denecek kadar bilgisi olduğunu mabeyn kâtibi Ali Fuad Türkgeldi yazıyor.
Ayrılışının üzerinden henüz 4 yıl geçmeden vefatında, esnafa olan borçlarından dolayı tabutu haczedilerek cenazesi kaldırılmadı. Sağdan soldan toplanan para ile borcu kapatılarak tabut kurtarıldı. Yastığı altında parasızlıktan alamadığı ilaç reçeteleri çıktı.
(bkz: ekrem buğra ekinci)
Sultan Vahîdeddin, Sultan Abdülmecid'in oğullarının en küçüğüdür. Küçükken anne ve babasını kaybetti. Memleketi felâkete sürüklediğini gördüğü İttihatçılara şiddetle muhalifti. Bu sebeple devamlı göz hapsinde tuttular; hatta bir ara ortadan kaldırmaya teşebbüs ettiler.
Ağabeyi Sultan Reşad'ın vefatı üzerine enkaz üzerindeki tahta çıktı. Memleketi harbe sokan İttihatçı reisleri hemen yurt dışına kaçtılar. Yeni padişahın elinde düşmana teslim olmuş ve milletin sefalet içine düştüğü bir ülkeyi idare etmek kaldı.
Bir ara kendisi Anadolu'ya geçmeyi düşündüyse de, İngilizlerin, “Eğer Anadolu'ya geçersen İstanbul'u Yunanlılara işgal ettirir, taş üstünde taş bırakmayız” tehdidi üzerine vazgeçti.
Görünüşte mütareke hükümlerinin tatbikini kontrol etmek; esasta ise mahalli mukavemet hareketlerini tek elde toplayıp sulh müzakerelerinde hükümetin elini güçlendirmek adına yaveri Mustafa Kemal Paşa'yı fevkalade salahiyetlerle Anadolu'ya gönderdi.
Bazılarının iddia ettiği gibi, silahlı bir mukavemet kurması için değildi. Padişah, sulh taraftarıydı. Vazife yazısını Sadrazam Damat Ferid Paşa'nın imzaladığı Mustafa Kemal Paşa, 19 Mayıs 1919'da İngiliz işgali altındaki Samsun'a çıktı.
Ankara'ya gelerek burada bir meclis topladı ve geçici bir hükûmet kurdu. İstanbul ile işbirliği içinde çalıştı. Bütün gayesinin padişahı kurtarmak olduğunu her fırsatta deklare etti. İşi anlayan padişah, kendisini geri çağırmak istediyse de, muvaffak olamadı.
Padişah bundan sonra İstanbul'daki işgal kuvvetlerini oyalamak adına türlü siyasî gayretler içine girdi. El altından Anadolu'ya silah, mühimmat ve subay yollandı. İzzet, Ali Rıza, Salih, Tevfik Paşa gibi Anadolu hareketini açıkça destekleyen sadrazamlar vazifelendirildi.
Padişah, şahsını korumak için bırakılan 700 kişilik hususi birliğine Ayasofya etrafında mevzilendirip camiye çan takmak isteyenlere ateş emrini verdi. 11 Mayıs 1920'de paraf edilen Sevr Muahedesi'ni bütün baskılara rağmen imzalamadı.
Dünyanın çeşitli beldelerinde, bilhassa Rusya ve Hindistan'da yaşayan müslümanlar, halifeye olan hürmet ve bağlılıkları sebebiyle Anadolu'daki mücadele için aralarında külliyetli yardım toplayıp gönderdiler. Bu sebeple İngiltere hep Osmanlı hilafetinden ürkmüştür.
İngiltere istese, bilgisi ve izni dahilinde süren Anadolu hareketini tesirsiz hâle getirmeye muktedirdi. Anadolu'nun her yerinde İngiliz birlikleri vardı. Fakat onun politikası her zaman 'Bekle-gör!' üzerine kurulmuştur.
Sulh konferansına Ankara ile beraber İstanbul hükümetinin de çağrılması, Ankara'ya beklediği fırsatı verdi. Bu da İngiltere'nin “Parçala-Hükmet” siyasetinin icabı idi. Ancak Rıza Nur'un saltanatın kaldırılması hakkındaki kanun teklifi reddedildi.
Bunun üzerine 1 Kasım 1922'de Gazi, “Buradakiler bu oldu-bittiyi kabul ederse ne âlâ! Aksi takdirde bu iş yine olacak, ama ihtimal bazı kafalar kesilecektir” şeklindeki tarihî meclis konuşmasını yaptı.
Ekrem Buğra Ekinci
Muhalifler, “Biz hadiseyi başka açıdan değerlendiriyorduk. Şimdi aydınlandık!” dediler. Kanun sadece (1926'da asılan) Lâzistan Mebusu Ziya Hurşid'in muhalefetiyle kabul edildi.
Padişaha içeriden ve dışarıdan gelen baskılar dayanılmaz bir hâl aldı. Saraya tehdit telgrafları yağıyordu. Halbuki anayasa gereği padişah hükûmet icraatından mes'ul değildi. O arada Nureddin Paşa, gazeteci Ali Kemal Bey'i linç ettirdi; padişaha da böyle yapacağını açıkladı.
Ankara Meclisi padişahı vatana hıyanet ile itham eden teklifini kabul etti. Can ve ırzının emniyette olmadığını anlayan Padişah, siyasî bir buhrana ve iç savaşa sebep olmak istemedi. Ortalık yatıştıktan sonra tekrar geri dönmek niyetiyle hicrete razı oldu.
İngilizler, 17 Kasım 1922 Cuma sabahı Malaya adlı İngiliz kruvazörü ile kendisini götürdüler. Elinden de kendi isteğiyle şehri terk ettiğine dair bir yazı aldılar. İngiltere, Ankara'nın elini rahatlattı; hem de kendi eline koz geçirdi. Ankara padişahtan kurtulduğuna sevindi.
Padişah, oğlu Ertuğrul Efendi ile Malta ve Hicaz'da bir müddet kaldı. Padişahken yaşadıklarının içyüzünü anlatan iki beyanname neşretti. Olup bitenlerin arkasındaki İngiltere rolünü iyice kavrayınca, tahtını tekrar ele geçirme ümidini kaybetti. Ama unvanından asla vazgeçmedi.
Ekrem Buğra Ekinci
İngilizler, Mısır, Filistin ve Kıbrıs'ta oturmasına müsaade etmedi. Gençlik dostu İtalya Kralı'nın daveti üzerine San Remo'da yerleşti. Kralın yardım teklifini, halifelik sıfatını ileri sürerek kibarca geri çevirdi.
Zeki ve çabuk kavrayışlı; sakin, ciddî ve tedbirli idi. Az konuşurdu. Mütevazı ve iktisatlı bir yaşantısı vardı. Babası gibi Nakşî idi. Kızı Sabiha Sultan, Kemal Paşa'nın evlilik teklifini geri çevirmişti. Öbür kızı Ulviye Sultan Tevfik Paşa'nın oğlundaydı.
Sultan Hamid'in en çok bu kardeşini sevdiği, tahttan indirildikten sonra: “Vahîdeddin Efendi devleti iyi idare eder. Yaparsa o yapar. Şayet ona da mâni olurlarsa, bizim hâne dağılır, yok olur!” dediği rivayet olunur.
Arada Sultan Reşad olmayıp da, Sultan Hamid'den sonra tahta çıksaydı, belki de İttihatçıların hatalarını önleyecek, felâketlerin önüne geçip, devleti, asrının güçlü devletleri arasına sokacak kudret ve kıymette idi.
Eşi az görülebilecek kadar namuslu olduğu, vatanından koparken yanında pek cüz'i şahsî varlığından başka bir şey götürmeyişi, hatta son maaşını da “O ay çalışmadığı” gerekçesiyle hazineye iade edişinden bellidir.
Gençliğinde dinî ilimlere merak sarmış; gizlice Fatih Medresesi'ne devam etmişti. Fıkıh âlimi denecek kadar bilgisi olduğunu mabeyn kâtibi Ali Fuad Türkgeldi yazıyor.
Ayrılışının üzerinden henüz 4 yıl geçmeden vefatında, esnafa olan borçlarından dolayı tabutu haczedilerek cenazesi kaldırılmadı. Sağdan soldan toplanan para ile borcu kapatılarak tabut kurtarıldı. Yastığı altında parasızlıktan alamadığı ilaç reçeteleri çıktı.
(bkz: ekrem buğra ekinci)
neden bekliyorsun?
bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?

