Bir Banshee polisi ve en uzun süre görev yapan üyesi. Brock, gerçek Hood'un atamasından önce yeni Şerif olmayı bekliyordu ancak başka biri geldi ve o kişiyi hiç çekemedi. Sezon 4'ün sonunda, nihayet yeni Şerif oldu.
Ben kendilerini parti olarak çok eleştirmişimdir günlük hayatta galiba halen de devam ediyorum. Benim gibi bir adam ismimden tutunda kullandığım kelimelere kadar tam bir ak partili (mesela ak parti deyişim) gibi görünmüşümdür nedeni beni o kadar da rahatsız etmedi bu güne kadar.
Bahsi geçen partinin veya kurucu başkanının yaptıkları onca şey göz ardı edilemez. Bu partiyi eleştirirken, bunları göz ardına atıp eleştirmek doğru olmaz. (eleştiri günümüzde sadece olumsuz anlamda kullanılıyor,tenkit).
Ülke için yaptıkları bu güne kadar yapılanların hemen hemen hepsinden çok daha fazla iyi ve kötü manada. İyi anlamda sayarsak, belediye hizmetleri (yol,köprü,şehirleşme), hala tamamen olmamasına rağmen sistemleşme (buna kurumsallaşma da deniyor), sosyal devlet anlayışı (1960'lardan daha ötedeyiz belki de ), siyaset olarak, güven olarak vs.. Buraya sayacak yüzlerce maddem var.
Kötü anlamda ise bir sürü şey var. Bu sayacağım bir sürü şey belki de benim bu partiyi destekleme bu güne kadar hep engel oldu. Yüzde doksanını onaylasanız bile yüzde on ağırlık olarak yüzde doksandan büyük oluyor. BElki de hacmin ağırlığın yanında hiç kıymeti kalmıyor.
-Kapitalizm. Belki de beni en fazla iten konu budur. Bu güne kadar ülkenin gördüğü en kapitalist bir partidir. Bunu çok fazla açıklamak istemem. - Kadrolaşması. Sistemleşmesinin dışında (sistemleşme olayı güzel), kadrolaşma sorunu var. Bir gün olur mu bilemiyorum ama görev işin ehline verilir mi? Bu partide kısmen görev işin ehline veriliyor ama çoğunlukla siyaset güdülerek bu kadrolaşma yapılıyor. Bir kişiye bir şey verilmesi gerekiyorsa gerekiyorsa ''boru bakanlığı'' kuruluyor o adam onun başına getiriliyor. -Ana kadroda bulunanların transfer edilmesi. Zamanında erbakan hükümetinin sonunu düşününce bu durum beni oldukça çok rahatsız ediyor. Başka parti de görevli (başkan, başkan yardımcısı, üye) kişilerin transfer edilmesi. - Ortadoğu projesi - Kutuplaşma. Taraf olmak ya da bertaraf. - Kendi muhalefetini oluşturamamak ya da oluşturmasına imkan vermemek. - Aynı düşünceyi taşıyan insanların küstürülmesi. -Kendi iç Hiyerarşisinin kominist rejimden daha sıkı uygulanması. - Ayasofyanın açılmaması. - Müslüman adam bunu nasıl yapar sorularını net olarak açıklamamaları. - Türkiye de toplumun, halkın ya da bir kişinin devletten yeri geldiğinde daha üstün olduğu durumunu yaşayamamaları
Yukarıda saydıklarım belki de hiç önemsiz. Bende çözüm süreci olayı sonucunda türkiyeme huzurun geleceği umudunu oluşturup sonra yıkmasıdır.
Halimiz bu... Arakan'daki katliamın gerçek sorumlusu da Globalci çete... Yani Nato... Yani BM. Yani Siyonist para krallığı... Çünkü Arakan, uzak Doğu'da Dünyanın ekonomik merkezlerinden biri yapmak istedikleri bir bölge... Devasa bir açık pazar için en uygun coğrafya... Yeni bir Singapur. Çin ve Hindistan'ın arasında okyanusa kıyısı olan Burma'nın en stratejik bölgesi... Burada Müslüman Arakanlılar yaşıyor... Globalciler, bütün dünyayı tek bir devlet gibi yönetmek için, sahipsiz insanların yaşadığı stratejik ülkelerde, geleceğe hazırlanmak için etnik temizlik yaptıyor. Bunun için de, halklar arasında husumet oluşturuyor ve bunları birbirine yok ettiriyor. Budistler de, Müslüman vatandaşlarını öldürerek aslında kendi ülkelerini global çeteye peşkeş çekmiş oluyor... Kendi ülkelerinde köle olacaklar. Allah zalimlere olduğu kadar, biz Müslümanlara da bunların hesabı sorulacak! [["Diri diri gömülen kız çocuğunun, hangi günahtan ötürü öldürüldüğü sorulduğu zaman..." Tekvir Suresi 9.ayeti kerime meali.]] Arakanlılar ve bütün güney doğu Asya Müslümanları kadar samimi, pazarlıksız, barışçı insanlar Dünyada aramakla bulunmaz. Başlarına gelen hal ise işte bu... Bin yıldır yaşadıkları ülkede başlarına gelen...
Milyonluk adam Fatih Terim, Saddam Hüseyin'in enformasyon bakanı es-Sahaf gibi. Amerikan ordusu Irak'ı yerle bir eder, Bağdat sokaklarında dolaşırken... es-Sahaf Irak ordusunun yenilmezliğini, Amerikan ordusunu imha edeceğini anlatıyordu. Gayet kendinden emin bir edayla.
son hannibal. ulan adam sanki bu rol için yaratılmış. kitaplarını falan da okumuşluğum vardır hannibal karakterinin. kıtır kıtır insan eti yiyip de böyle soğukkanlı, böyle aristokrat olabilen bir karakter ancak bu kadar canlandırılırdı. aylar sonra entiri girdik sayende.
milli eğitim bazen beni de şaşkınlığa uğratıyor. Kalite anlayışı ne zaman yerleşecek bu bakanlığa bekleyişteyiz.
Milli Eğitim Bakanlığı'nın yeni müfredat kapsamında hazırladığı ders kitabında'evlilikte, 'kocaya itaat' 'ibadet' olarak yer aldı, 'ateistle evlenmeyin' dendi. Kitapta, “Bekarlık sultanlık değil, henüz karar verilememiş bir sürecin sancılı bekleyişidir” ifadelerine yer verildi.
Bülent Ecevit'in 18 mayıs 1954 Halkçı (Yeni Ulus), "Günün Işığında" s. 3 yazısı.
İstanbul'da toplanan bir jürinin, memleketimizde çevrilen filmler arasında, milletlerarası bir festivale gönderilebilecek tek bir film bulamaması, bu alanda hâlâ ne kadar geri olduğumuzu bir kere daha hatırlattı.
Filmciliğimizin geriliği için, maddî imkânsızlık bir özür değildir. İkinci Dünya harbi sonunda İtalyan filmciliği, maddî zorluklara rağmen kalkınmıştır. Maddî imkânsızlık bir özür olarak kabul edilse bile, artık memleketimizde bu özür eski kuvvetini kaybetmiştir. Bazı film müesseselerimizin kısa zamanda geniş maddî imkânlara kavuştuklarını duyuyoruz.
Türk filmciliğinin içinde bulunduğu üzücü durum, ancak, iyi niyet yokluğu ile izah edilebilir.
Genel olarak filmcilerimiz, kendilerinde bir sosyal sorumluluk duymuyorlar. Memleketimizdeki umumî zevk seviyesini yükseltmekle değil, olduğu halde tutup sömürmekle ilgileniyorlar.
Gerçi, bir özel teşebbüsten, maddî menfaat gözetmemesi beklenemez. Ama, bir çok sanat kollarının işbirliğine dayanan filmcilik, bir endüstri, bir ticarî teşebbüs olduğu kadar bir sanattır da. Bu sanat hüviyetine hak kazanabilmek için maddî menfaatlerin dışındaki bu gayeler, film endüstrimize, en az, maddî menfaat mülâhazaları kadar hâkim olmadıkça, hiç bir olgun ve tarafsız jüri, dünya karşısına çıkarılabilecek bir tek Türk filmine rastlamıyacaktır.
Dünya karşısına çıkarılması uygun bulunmayan bu filmlerin memleketimizdeki seyirciler karşısına çıkarılması neden uygun olsun?
Teşvik, hak edilmelidir! Türk filmciliği ise, bugüne kadar, bir kaç istisnası ile, teşvike hak kazandıracak bir iyiniyet gösterisinde bulunmamıştır. Bu durumda, bazı belediyelerin yerli film gösteren sinemalara yaptığı vergi indirmeleri bile yersizdir.
Hele, yabancı film ithall şartlarının ağırlaştırılması yolundaki cereyan, filmciliğimizi kalite bakımından değil, sadece kazanç bakımından kalkındırmak neticesini vaadedebilir. Bu yoldan yapılacak bir teşvik, resim sanatımızı teşvik için dışarıdan röprodüksiyon ithalini, edebiyatımızı teşvik için yabancı dillerde edebî eser ithalini, kompozitörlerimizi teşvik için nota ve plâk ithalini güçleştirmek kadar mânâsız olur.
Filmciliğimiz ancak, sanatı ve memleket kültürüne hizmeti kazançtan üstün tutan idealistler bu iş sahasına rağbet ettikçe kalkınabilecektir.
çok güzel örnekleri mevcut. hikayeleri belki bir kaç ateisti de imana getirebilir diye düşünüyorum. arayışta olanlar mutlaka izlesinler. dualara icabet eden allah'ı tanımak belki nasip olur. çok ciddiyim.
https://www.youtube.com/watch?v=T3RWsLOy6K0