Kazai rüşt kararı bir mahkemenin vereceği karar doğrultusunda ergen kabul edilme halidir
Buna baba terliği diyen de var.
Baba/damat terliği: Erkeklere özel, arkası açık ev ayakkabısı. Üstü siyah deri, tabanı kösele olanı tercih edilir; oldukça pahalıdır. Halıyla temas sonucu zamanla tehlikeli şekilde kayganlaşan taban ve zarif görünüm için dar kesitte üretilmiş üst bölüm nedeniyle bu terlikle yürümek beceri gerektirir. İncecik tabanın topukla kesiştiği yer yüke dayanamayıp nihayetinde kırılır.
Baba/damat terliği: Erkeklere özel, arkası açık ev ayakkabısı. Üstü siyah deri, tabanı kösele olanı tercih edilir; oldukça pahalıdır. Halıyla temas sonucu zamanla tehlikeli şekilde kayganlaşan taban ve zarif görünüm için dar kesitte üretilmiş üst bölüm nedeniyle bu terlikle yürümek beceri gerektirir. İncecik tabanın topukla kesiştiği yer yüke dayanamayıp nihayetinde kırılır.
BİR RUh hali durumudur. bu ruh haline getiren insanın hak ettiği şeydir.
Böyle bir inanç vardır maalesef ülkemiz insanlarında. Her ebeveynin benim çocuğum dahi düşüncesinin bir ürünüdür bu bir yerde. Biz okuyamadık bari çocuğumuz okusun adam olsun. Adamdan kasıtları da Doktor,Hakim,Kaymakam,Avukat ve buna benzer meslekler. Peki bu mesleklerin ne cazibesi var da bütün ebeveynler bu meslekleri istiyor ve çocuğunu okutmak istiyor?
Ebeveynler çocuklarının okumasını isterler, okumak onlar için gelecek yaşamlarında rahat bir hayat, iyi bir gelir, hükmedebilecekleri insanlar demek. Yıllarca askeri sistem mantığının vermiş olduğu baskı ile her şey emir ile ilerlemiş anne ve babanın döneminde. Emir veren kişide o zaman bi şekilde üniversite okumuş insanlardır. Günümüzde de hala aynı şekilde olduğunu düşünüyorlar. O emir verecek pozisyona gel de nerede ne okuyorsan okudur asıl amaçları. Çocuğun gelişimi, ilgi duydukları alanın hiç bir önemi yoktur aslında. Aşçı olmak istiyorum diyen bir çocuğun daha düne kadar ülkemizde ne hale geldiği en güzel örnektir. Bu gün güzel bir örnek olarak vermek istemiyorum, güzel bir örnekte değildir tabi ancak var olması hasebiyle buyurun Nusret.
https://www.instagram.com/nusr_et/
Görevini düzgün yapan insandan çıkıp makam mevki peşinde koşan bir zihniyete dönüştük. Bu zihniyetin sonucunda maalesef herkes üniversite okumaya başladı. Bu sadece ailelerin suçu da değil tabi. Bu suça bu kadar üniversiteyi açanlar da ortak. Hadi açtınız bari merkezi yerlere açaydınız. Ankaraya 20 tane üniversite açsaydınız da ülkenin ücra köşesine sırf esnaf kalkınsın diye eğitimi katletmeseydiniz.
https://www.youtube.com/watch?time_continue=205&v=ZYMVDeXufe0
Her yere üniversite açılması olayı bir problemken, bazı bölümlerin her üniversitede açılması da ayrı bir problem. Her üniversitede İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi var, yeni ku kurulan bütün üniversitelerde ve bunlarda en az her bölüm için 100 öğrenci mevcut. Sadece İİBF değil diğer bölümlerde de aynı problemler var. Bu kadar yatırım yapılırken bu bölümlerin itibarsızlaştırılması, elini sallasan işletmeciye değiyor sözü artık bütün bölümler için geçerli hali hazırda.
Üniversitenin lise mezunu çocuğun hayatına liseden sonra, hem lisede hem de üniversitede öğrencinin bünyesini tabiri caizse inek bir öğrenciye çeviriyor. Lise döneminde test çözmekle geçen bir süreç, Üniversite döneminde de vize final ile geçen bir dönem. Ne lise döneminde çocuk ilgi alanını öğrenebiliyor ne üniversite döneminde. İlgi alanı olan bölümü de bu inekleştirilen eğitim yüzünden okul bitinceye kadar hissedemiyor bile.
Lise eğitimi sırasında öğrencilere gelecekte hangi mesleğe yönelmelerine dair herhangi bir oryantasyon da yapılmadığından, Türkiye gibi sınıf farklarının önemli olduğu bir ülkede kendini üniversite mezunu olmalıyım şeklinde şartlandıran genç beyinler üniversite yıllarını birer kayıp yıllar olarak yaşamaya hem ailenin baskısı hem de ortaöğretim boyunca yönlendirmeme eksikliğinden veya yanlış yönlendirilmelerden mahkum durumda bırakılmaktadırlar. Gelin görün ki bu genç insanlar sırf etiket uğruna kendi yetenekleri, zevkleri, yapmaları uygun olabilecek meslekleri kendi içlerinde keşfetmelerine olanak tanımaksızın en marka üniversitelerin en marka, en piyasa ve tabii ki geçim derdinden en çok para kazandırabilecek bölümlerine girmeleri için ailelerin çuvalla paralarını döküp özel hoca tutma merasimlerine, dershanelerin yarış atı muamelesine maruz bırakılıp bir de üstüne üstlük seneliği 20 milyarı geçen özel üniversitelere yerleştirilmek suretiyle adeta gelecekleri, karar verme, kendi için uygun olanı keşfetme ve seçme olanakları ellerinden alınmaktadır.
Aslında sorunun temeli ortaöğretimden başlamaktadır. bir yığın gereksiz bilginin adeta zorla aşılandığı bu zorlu hazırlık hariç 6 yıllık süreç o kadar kötü harcanmaktadır ki aslında ilkokuldan çıkan bir adam neredeyse üniversiteden de aynı şekilde çıkmaktadır. Sonuçta pratik ve edebi bilginin yerine sadece ezbere dayalı bir eğitim sisteminin hüküm sürdüğü ortaöğretim kurumlarımızda ne adam gibi kitap okuma alışkanlığı aşılanmaktadır ne de birkaç azınlık okul haricinde adam gibi yabancı dil öğretilmektedir. Bu noktada Türkiye’de herkesin burun kıvırdığı meslek liselerinin önemi de aslında Avrupa’daki örnekleri göz önüne alındığı zaman daha da ön plana çıkmaktadır. adı üzerinde genç insanlara ilerde yaşamları boyunca sahip olacakları bir meslek edindirmeyi vaad eden meslek liselerimiz de ne yazık ki gerek altyapı ve sistem eksikliğinden bu misyonundan ziyade Seçme sınavlarında bolca sıfır çeken öğrencilerden başka bir şey üretememektedir.
Çok ama çok yakın zamanda mesleksiz, sanatsız, zanaatsız bir topluma dönüeşeceğiz. Bir berbere, bir camcıya, bir tesisatçıya doktordan, hakimden daha fazla ihtiyaç duyacağız. Çünkü hiç biri kalmayacak. Herkes okudur. Bu mesleklere de itibar etmiyorlar artık. Bir ebeveyn benim çocuğum berber oldu demiyor ama diyecek hemde gururla söyleyecek.
Hali hazırda bu işi yapan eğitimsiz, türk kültüründen, esnaf kültüründen anlamayan bi ton insan var onlar yok olup yerine eğitimli berber, camcı, tesisatçı gelecek.
Ne o üniversite okuyoruz. Üniversite kadar başınıza taş düşsün… Onun da sayısı az ya başınızı acıtmaz!
Ebeveynler çocuklarının okumasını isterler, okumak onlar için gelecek yaşamlarında rahat bir hayat, iyi bir gelir, hükmedebilecekleri insanlar demek. Yıllarca askeri sistem mantığının vermiş olduğu baskı ile her şey emir ile ilerlemiş anne ve babanın döneminde. Emir veren kişide o zaman bi şekilde üniversite okumuş insanlardır. Günümüzde de hala aynı şekilde olduğunu düşünüyorlar. O emir verecek pozisyona gel de nerede ne okuyorsan okudur asıl amaçları. Çocuğun gelişimi, ilgi duydukları alanın hiç bir önemi yoktur aslında. Aşçı olmak istiyorum diyen bir çocuğun daha düne kadar ülkemizde ne hale geldiği en güzel örnektir. Bu gün güzel bir örnek olarak vermek istemiyorum, güzel bir örnekte değildir tabi ancak var olması hasebiyle buyurun Nusret.
https://www.instagram.com/nusr_et/
Görevini düzgün yapan insandan çıkıp makam mevki peşinde koşan bir zihniyete dönüştük. Bu zihniyetin sonucunda maalesef herkes üniversite okumaya başladı. Bu sadece ailelerin suçu da değil tabi. Bu suça bu kadar üniversiteyi açanlar da ortak. Hadi açtınız bari merkezi yerlere açaydınız. Ankaraya 20 tane üniversite açsaydınız da ülkenin ücra köşesine sırf esnaf kalkınsın diye eğitimi katletmeseydiniz.
https://www.youtube.com/watch?time_continue=205&v=ZYMVDeXufe0
Her yere üniversite açılması olayı bir problemken, bazı bölümlerin her üniversitede açılması da ayrı bir problem. Her üniversitede İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi var, yeni ku kurulan bütün üniversitelerde ve bunlarda en az her bölüm için 100 öğrenci mevcut. Sadece İİBF değil diğer bölümlerde de aynı problemler var. Bu kadar yatırım yapılırken bu bölümlerin itibarsızlaştırılması, elini sallasan işletmeciye değiyor sözü artık bütün bölümler için geçerli hali hazırda.
Üniversitenin lise mezunu çocuğun hayatına liseden sonra, hem lisede hem de üniversitede öğrencinin bünyesini tabiri caizse inek bir öğrenciye çeviriyor. Lise döneminde test çözmekle geçen bir süreç, Üniversite döneminde de vize final ile geçen bir dönem. Ne lise döneminde çocuk ilgi alanını öğrenebiliyor ne üniversite döneminde. İlgi alanı olan bölümü de bu inekleştirilen eğitim yüzünden okul bitinceye kadar hissedemiyor bile.
Lise eğitimi sırasında öğrencilere gelecekte hangi mesleğe yönelmelerine dair herhangi bir oryantasyon da yapılmadığından, Türkiye gibi sınıf farklarının önemli olduğu bir ülkede kendini üniversite mezunu olmalıyım şeklinde şartlandıran genç beyinler üniversite yıllarını birer kayıp yıllar olarak yaşamaya hem ailenin baskısı hem de ortaöğretim boyunca yönlendirmeme eksikliğinden veya yanlış yönlendirilmelerden mahkum durumda bırakılmaktadırlar. Gelin görün ki bu genç insanlar sırf etiket uğruna kendi yetenekleri, zevkleri, yapmaları uygun olabilecek meslekleri kendi içlerinde keşfetmelerine olanak tanımaksızın en marka üniversitelerin en marka, en piyasa ve tabii ki geçim derdinden en çok para kazandırabilecek bölümlerine girmeleri için ailelerin çuvalla paralarını döküp özel hoca tutma merasimlerine, dershanelerin yarış atı muamelesine maruz bırakılıp bir de üstüne üstlük seneliği 20 milyarı geçen özel üniversitelere yerleştirilmek suretiyle adeta gelecekleri, karar verme, kendi için uygun olanı keşfetme ve seçme olanakları ellerinden alınmaktadır.
Aslında sorunun temeli ortaöğretimden başlamaktadır. bir yığın gereksiz bilginin adeta zorla aşılandığı bu zorlu hazırlık hariç 6 yıllık süreç o kadar kötü harcanmaktadır ki aslında ilkokuldan çıkan bir adam neredeyse üniversiteden de aynı şekilde çıkmaktadır. Sonuçta pratik ve edebi bilginin yerine sadece ezbere dayalı bir eğitim sisteminin hüküm sürdüğü ortaöğretim kurumlarımızda ne adam gibi kitap okuma alışkanlığı aşılanmaktadır ne de birkaç azınlık okul haricinde adam gibi yabancı dil öğretilmektedir. Bu noktada Türkiye’de herkesin burun kıvırdığı meslek liselerinin önemi de aslında Avrupa’daki örnekleri göz önüne alındığı zaman daha da ön plana çıkmaktadır. adı üzerinde genç insanlara ilerde yaşamları boyunca sahip olacakları bir meslek edindirmeyi vaad eden meslek liselerimiz de ne yazık ki gerek altyapı ve sistem eksikliğinden bu misyonundan ziyade Seçme sınavlarında bolca sıfır çeken öğrencilerden başka bir şey üretememektedir.
Çok ama çok yakın zamanda mesleksiz, sanatsız, zanaatsız bir topluma dönüeşeceğiz. Bir berbere, bir camcıya, bir tesisatçıya doktordan, hakimden daha fazla ihtiyaç duyacağız. Çünkü hiç biri kalmayacak. Herkes okudur. Bu mesleklere de itibar etmiyorlar artık. Bir ebeveyn benim çocuğum berber oldu demiyor ama diyecek hemde gururla söyleyecek.
Hali hazırda bu işi yapan eğitimsiz, türk kültüründen, esnaf kültüründen anlamayan bi ton insan var onlar yok olup yerine eğitimli berber, camcı, tesisatçı gelecek.
Ne o üniversite okuyoruz. Üniversite kadar başınıza taş düşsün… Onun da sayısı az ya başınızı acıtmaz!
kapitalist uşakları zerre sevmeyen biri olarak;
(bkz: kuveyt türk)
bi ton banka kullanmışımdır bunlar kadar duyarlı,dikkatli,saygılı bir banka veya bir işletmeye denk gelmedim. arıyorum hemen işlemi hallediyorlar yada yok hacı şubeye git diye uzatmadan konuya giriyorlar.
(bkz: kuveyt türk)
bi ton banka kullanmışımdır bunlar kadar duyarlı,dikkatli,saygılı bir banka veya bir işletmeye denk gelmedim. arıyorum hemen işlemi hallediyorlar yada yok hacı şubeye git diye uzatmadan konuya giriyorlar.
bir mehter marşı. Çoğu merhaba ey mehteran olarak bilir.
https://www.izlesene.com/video/mehter-marsi/1027143
urfa yöresine ait bir türkü. Son zamanlarda o kadar çok dinledim ki bu türküyü anlatamam. Bi yerde yılmaz erdoğan söylüyordu oradan kaptım sonra bende dinlemeye başladım. Dinlerken muşlu fette den de dinleyin.
bir bakışı canlar yakan, cilveli, ateşli, tikveşli bayanlar için kullanılan sıfat. (bkz. gozleri fettan guzel)
matematiksel olarak karmasik formullerle simule edilmeye calisilan ama kavramsal olarak gercekte varolmayan sey.
kaleyi koruyan kişi.
Normal şartlarda hiç ama hiç sevmem bu mesleği yapanları. Karakterstik olarak bu düşüncem. İnsanın yediği insanı şekillendiriyorsa mesleği ne yapar bi düşünün.
Tabi ki istisnaları vardır. Muslera gibi.
Normal şartlarda hiç ama hiç sevmem bu mesleği yapanları. Karakterstik olarak bu düşüncem. İnsanın yediği insanı şekillendiriyorsa mesleği ne yapar bi düşünün.
Tabi ki istisnaları vardır. Muslera gibi.
Saadet Partisi'nin yeni başkanı.
Saadet Partisi 6. Olağan Kongresi'nde Temel Karamollaoğlu genel başkanlığa seçildi.
Atatürk Spor Salonu'daki kongrede, kayıtlı bin 116 delegeden 891'i oy kullandı. 20 oyun geçersiz sayıldığı seçimde tek aday olan Karamollaoğlu, 871 oy alarak genel başkanlık koltuğuna oturdu.
Karamollaoğlu, seçim sonuçlarının açıklanmasının ardından yaptığı teşekkür konuşmasında çok çalışacaklarını ve seçimlerde herkesi şaşırtacak güzel neticeler alacaklarını ifade etti.
Saadet Partisi 6. Olağan Kongresi'nde Temel Karamollaoğlu genel başkanlığa seçildi.
Atatürk Spor Salonu'daki kongrede, kayıtlı bin 116 delegeden 891'i oy kullandı. 20 oyun geçersiz sayıldığı seçimde tek aday olan Karamollaoğlu, 871 oy alarak genel başkanlık koltuğuna oturdu.
Karamollaoğlu, seçim sonuçlarının açıklanmasının ardından yaptığı teşekkür konuşmasında çok çalışacaklarını ve seçimlerde herkesi şaşırtacak güzel neticeler alacaklarını ifade etti.
turgut özal'ın kardeşi. Eski bakan,siyasetçi,devlet adamı. Hakkın rahmetine kavuşmuş. Allah rahmet eylesin.
Evcil kedi, küçük, genelde tüylü, evcilleştirilmiş, etobur memeli. Genelde ev hayvanı olarak beslenenlere ev kedisi, ya da diğer kedigillerden ve küçük kedilerden ayırmak gerekmiyorsa kısaca kedi denir.
Beşitaşlı futbolcu. nam-ı diğer q7
Napoli karşısında beşiktaşın golünü penaltıdan atan futbolcu. Şampiyonlar liginde bu sezon ikinci golü bu gol.
Napoli karşısında beşiktaşın golünü penaltıdan atan futbolcu. Şampiyonlar liginde bu sezon ikinci golü bu gol.
Uzun uzadıya yazdım, tekrar okurken ben bile sıkıldım. Demek istediğim böyle birşey.
![]()
zamanına ve şimdiki zamana göre bölümüme göre türkiye'nin en iyi üniversitelerden birinde okudum. Okul diğer okullara göre zordu. Dersleri vermek için epeyce yırtınmışımdır.
Gelelim dandik dediğimiz üniversitelere, bu üniversitelerde okuyan insanlar bana göre normal bir öğrenim hayatı geçirmiş olabilir zorluk açısından. Nihayetinde ikimizde mezun olduk.
Kariyer olayına gelirsek, bu tabirden nefret etmemle birlikte, mezun olur olmaz ortalama bir işe girdim. Bi gelirim var, tek başıma ev kiralayıp kalacak, yeni bir ev almak için aylık taksite ödeyebilecek, okuyan kardeşimin ihtiyaçlarını giderebilecek kadar bir işim oldu.
İşe gimemle birlikte eğitim öğretim hayatım bitti benim için (gerçi hala uğraşıyorum yüksek falan ). Bitme sebebi hem benim biraz tamahkar olmam, hem hırs olayını pek genlerime yerleştirememiş olmam, hemde daha ne kadar yırtınacaz yetti gayri dememden kaynaklı.
Gelelim dandik dediğimiz üniversite mezunu arkadaşlara, bunların içerisinde benle beraber çalışmış ve hala çalışan arkadaşlarım var. Kariyer dediğiniz şey sadece üniversite değildir. Kariyer denen zıkkım şuan a kadar yaptığınız resmi üretimlerdir. Resmi diyorum çünkü kimse gelip size sormuyor sen üniversite okurken ya da üniversiteye hazılanırken ailene nasıl baktın, sigara parasını nasıl çıkarttın, garsonluk yaparken tek elle o kadar tabağı nasıl taşıdın, bir kızdan dolayı yıllarca yaşadığın depresyonu nasıl bir olgunlukla atlattın vs. kimse sormaz size ve bu kariyer denen şeyin içerisinde yer almaz.
Bu dandik üniversitelerde okuyan insanlar benim gibi işi bulduktan sonra eve kapanıp yatmadılar, belki biraz şans biraz eğitim ve gelişimle yaptılar bunu. Yani eğitim dediğiniz şey sadece öss ye hazırlıkla olmuyor.
İş hayatında ki entrikalar vb pis olgular ise karakter meselesidir, üniversite ile ölçülmez.

zamanına ve şimdiki zamana göre bölümüme göre türkiye'nin en iyi üniversitelerden birinde okudum. Okul diğer okullara göre zordu. Dersleri vermek için epeyce yırtınmışımdır.
Gelelim dandik dediğimiz üniversitelere, bu üniversitelerde okuyan insanlar bana göre normal bir öğrenim hayatı geçirmiş olabilir zorluk açısından. Nihayetinde ikimizde mezun olduk.
Kariyer olayına gelirsek, bu tabirden nefret etmemle birlikte, mezun olur olmaz ortalama bir işe girdim. Bi gelirim var, tek başıma ev kiralayıp kalacak, yeni bir ev almak için aylık taksite ödeyebilecek, okuyan kardeşimin ihtiyaçlarını giderebilecek kadar bir işim oldu.
İşe gimemle birlikte eğitim öğretim hayatım bitti benim için (gerçi hala uğraşıyorum yüksek falan ). Bitme sebebi hem benim biraz tamahkar olmam, hem hırs olayını pek genlerime yerleştirememiş olmam, hemde daha ne kadar yırtınacaz yetti gayri dememden kaynaklı.
Gelelim dandik dediğimiz üniversite mezunu arkadaşlara, bunların içerisinde benle beraber çalışmış ve hala çalışan arkadaşlarım var. Kariyer dediğiniz şey sadece üniversite değildir. Kariyer denen zıkkım şuan a kadar yaptığınız resmi üretimlerdir. Resmi diyorum çünkü kimse gelip size sormuyor sen üniversite okurken ya da üniversiteye hazılanırken ailene nasıl baktın, sigara parasını nasıl çıkarttın, garsonluk yaparken tek elle o kadar tabağı nasıl taşıdın, bir kızdan dolayı yıllarca yaşadığın depresyonu nasıl bir olgunlukla atlattın vs. kimse sormaz size ve bu kariyer denen şeyin içerisinde yer almaz.
Bu dandik üniversitelerde okuyan insanlar benim gibi işi bulduktan sonra eve kapanıp yatmadılar, belki biraz şans biraz eğitim ve gelişimle yaptılar bunu. Yani eğitim dediğiniz şey sadece öss ye hazırlıkla olmuyor.
İş hayatında ki entrikalar vb pis olgular ise karakter meselesidir, üniversite ile ölçülmez.
iranlı efsane yönetmen mecid mecidi'nin 30 milyon dolarlık bütçeli filmi. Bütün filmlerini izlemiş biri olarak filme gitmek için hayli gün saydım. Tam gidecektim sosyal medyada bir tepki oluştu. Bu tepkiden ister istemez etkilendim. Etkilenme nedenim iste tavsir.
Diğer filmlerini izlerseniz bir konuyu işlerken o kadar iyi anlatıyor ki kafanızın içerisinde o sahne, o karakter günlerce kalabiliyor. Düşündüm yine aynı şekilde olursa, kafamda canlandırıp üretirsem bu doğru olur mu diye?
Bu tepkilerden kaynaklı korku bir resmin ortaya çıkarılma olasılığı ve insanların bu resim ve benzeri tasvirlere bağlanması. İnsan oğlu olarak içtenlikten ziyade şekilci bir yapımız olduğundan hak veriyorum.
İzlemedim ama içimde kaldı sanat olarak, izlemedim ve izlemeyeceğim muhtemelen.
Diğer filmlerini izlerseniz bir konuyu işlerken o kadar iyi anlatıyor ki kafanızın içerisinde o sahne, o karakter günlerce kalabiliyor. Düşündüm yine aynı şekilde olursa, kafamda canlandırıp üretirsem bu doğru olur mu diye?
Bu tepkilerden kaynaklı korku bir resmin ortaya çıkarılma olasılığı ve insanların bu resim ve benzeri tasvirlere bağlanması. İnsan oğlu olarak içtenlikten ziyade şekilci bir yapımız olduğundan hak veriyorum.
İzlemedim ama içimde kaldı sanat olarak, izlemedim ve izlemeyeceğim muhtemelen.
evlenmeleri ve benim o olaya özenmem değil önemli değil asıl problem bu evlenenler aynı ay içerisinde evleniyorlar, aynı yıl içerisinde evleniyorlar ve bunlar evleniyor diye ben bu adamlara altın takmak zorunda kalıyorum.
En yakından en uzağa doğru bu altın olayı değişiyor. Siz dua edin yakın arkadaşınız evlenmesin o zaman tam bile takmak zorunda kalıyorsunuz bazen.
En yakından en uzağa doğru bu altın olayı değişiyor. Siz dua edin yakın arkadaşınız evlenmesin o zaman tam bile takmak zorunda kalıyorsunuz bazen.
eğer ankara da yaşıyorsanız bu sebepleri kendiniz oluşturmanız gerek. mesela başka bir şehirde iş bulmak gibi. sürekli aklınızdan geçen şeyi, şuradan bi defolup gidebilseyimi hayata geçirmek gibi.
masayla arasındaki ilişkiden kaynaklıdır bu depresyon. gün içerisinde aynı masanın aynı ayağına birden fazla kez vurduysanız artık o ilk kıvrandıran acıyı hissetmiyorsunuz. Ayak belli bir süre sonra depresyona giriyor. O ilk hissettiğiniz acı baki oluyor.
Bu durumda depresyonu gidermek için bi manikür pedikür şart tabi. (u:işte bunların hepsi can sıkıntısı)
Bu durumda depresyonu gidermek için bi manikür pedikür şart tabi. (u:işte bunların hepsi can sıkıntısı)
ölü sperm demenin bilimsel litarütürde ki latince adı.
neden bekliyorsun?
bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?