islami yönetim altında bulunmuş ülkelerde etkisi halen süren, gelenekleşmiş bir durum: öğle uykusu gibi bir şey. Şekerleme de denebilir.
İspanyada siesta, japonyada inemuri fiili olarak aynı şey.
Gözünü açıyorsun;
Doğdu diyorlar.
Gözünü kapatıyorsun;
Öldü diyorlar.
Bu 'göz kırpış'a
ömür diyorlar.
Doğdu diyorlar.
Gözünü kapatıyorsun;
Öldü diyorlar.
Bu 'göz kırpış'a
ömür diyorlar.
Gençlerimizin üniversiteye girmek haricinde kaliteli bir alternatiflerinin olmaması.
beyaz tv de bişeler anlatıyor. İlahiyatçıymış.
çalgı çengi ile tanıdığım sonra işler güçler ile tüm türkiye tarafından tanınan mükemmel oyuncu.
rİO OLİMPİYATLARı gÜREŞ DALıNDA 125 kilo finalinde İranlı Komeil Nemat Ghasemi'yi 3-1 mağlup ederek altın madalyaya uzandı. Türkiye, Rio'da ilk kez altın madalya kazanmış oldu.
rİO OLİMPİYATLARI gÜREŞ DALINDA, 86 kilo finalinde Abdulrashid Sadulaev ile karşılaşan sporcumuz Selim Yaşar, rakibine 5-0 mağlup oldu ve altın madalyayı kaçırarak gümüş madalya kazandı.
facebook, youtube ve twitter'ın aynı anda erişime kapatılması olayı özetliyor
23 ölü 60 üstü yaralı var sanırım. Allah belalarını versin
23 ölü 60 üstü yaralı var sanırım. Allah belalarını versin
osmanlı döneminde ki tümamiral sıfatı.
yılmaz erdoğanın en güzel filmlerinden biri. Oldukça beğenmiştim bu filmi. Şiir tadında bir film. içerisinde çokca vefa da barındırır film.
zorla yemek yedirmek. Çocuğun yemek yemek istememesine rağmen ebeveynin yemeği mideye mideye tıkamasıdır.
pek bir farkı olmayan hitap. birinde günün aydın olmasından bahsediyorsunuz birinde sabahın hayırlı olması için dua ediyorsunuz. İçten söylenirse güzel tabi.
Ölünün üzerinden çıkan giysi.
google'nin facebook tarzı sosyal paylaşım sitesi. Her gmail adresi alan üye oluyor buraya.
\"insanları gönüllü olarak belli bir davranışta bulunmaya ikna etmek, belirli bir düşünceye yöneltmek, dikkatlerini bir ürüne hizmete, fikir ve kuruluşa çekmeye çalışmak, onunla ilgili bilgi vermek, ona ilişkin görüş ve tutumlarını değiştirmelerini veya belirli bir görüşü ya da tutumu benimsemelerini sağlamak amacıyla oluşturulan; iletişim araçlarından yer ya da süre satın almak yoluyla sergilenen ya da başka biçimlerde çoğaltılıp dağıtılan ve bir ücret karşılığı oluşturulduğu belli olan (diğer bir deyimle parasal destek sağlayan kişi ya da kuruluşların kimliği açık olan) duyuru\"dur
15 temmuzdan beri haberleri takip ediyorum, medyada konuşan her insanı dinlemeye çalışıyorum ve kimsenin bu süreçten bahsetmediğini görüyorum.
çünkü bu süreçten bahsetmek birilerinin suçluluğunu ciddi ciddi ispatlayacak. ya da gerçekten bu ülkede yıllardır ne olup bittiğinden habersiz bu insanlar.
bugün cnn'de ki güzel bir sunucunun şu soruyu sorduğunu gördüm \" nasıl oluyorlar da böyle kandırılıyorlar hiç anlamıyorum \" dedi. büyük ihtimalle kendisi iyi bir ailenin kızıydı. parasal sıkıntıları olmadan rahat bir hayat yaşadı ve oraya kadar geldi.
şimdi bu sunucunun hayatından çok daha farklı hayatlardan bahsedicem size.
asgari ücretle geçinen bir baba düşünün. çocuğu zeki. derslerinde çok başarılı. meb'in deneme sınavlarına giriyor, çok başarılı oluyor.
bir gün babanın telefonu çalıyor. çocuğunuz çok başarılı, onu bizim özel okulumuza tam burslu olarak alalım, ne dersiniz bu işe diyor.
dandik bir devlet okulunda bile çocuğu çok başarılı olan baba oğlunun/kızının iyi bir geleceği olsun, kendi gibi asgari ücretle çalışmasın istiyor. hemen veriyor burslu olarak oraya.
süreç okulda başlıyor. okul bitiyor, aynı okulun lisesinde devam ediyor. lise bitiyor oradan üniversitede güzel bir bölüm kazanıyor çocuk. hukuk seçiyor. ama bir sorun var. bu adam atıyorum sakarya'da yaşıyor.
çocuk istanbul üniversitesi hukuk kazandı mesela,
istanbula gidiyorlar beraber.
sonra işte o can alıcı kısım geliyor.
bu çocuk nerede barınacak? bakıyorlar özel yurtların fiyatlarına, devlet yurtlarına başvuruyorlar tabi. çıkmıyor devlet yurdu. çünkü eğer araştıracak olursanız sayısının ve kontejyanının çok az olduğunu hatta bir kısmının son 15 yılda devlet eliyle kapatıldığını görebilirsiniz.
özelde okutması mümkün değil.
cemaatçiler arıyor, diyorlar bizim yurtlarımız var, 3 öğün yemek veriyoruz çok güzel bir ortam var falan.
baba ortalama muhafazakar bir insan. alnı secdeye gelen insanlardan zarar gelmez diyor. çocuğu da öyle yetişti.
giriyor o yurda. belki daha sonra yurttan çıkıp abi evlerine geçiyor. çünkü oralar daha da ekonomik.
cemaat bu insanın her ihtiyacını karşılıyor. bunun karşılığında ondan bazı kitapları okumasını, namaz kılmasını, sohbetlere katılmasını istiyor.
bu süreci daha ortaokuldan itibaren uyguluyor çocuklara. yıllarca bu kitapları okuyor, bu sohbetlere katılıyor çocuk.
yıllarca her ihtiyacını karşılıyorlar. hatta hayırsever iş adamlarından* burs bile alıyor çocuk. kyk, burs, cemaat derken babaya hiç yük olmuyor.
sonra çocuk hukukçu oluyor.
sonra o sunucu soruyor. nasıl bu çocuğun beynini yıkamışlar?
yıllarca sen sosyal devlet olarak o çocuğun kendine bir hayat kurmasına yardım etmez, bütün bu işi cemaate bırakırsan,
o çocuğu yıllarca cemaat okutursa,
her ihtiyacını cemaat karşılasa,
yıllarca onların kitaplarını okursa,
onların sohbetlerine katılırsa,
o çocuktan ne olmasını bekliyorsunuz? vatansever bir atatürkçü mü yetişmesini bekliyorsunuz?
elbette o çocuk cemaatçi oluyor.
şimdi soruyorum,
suçlu olan 12 yaşından itibaren cemaate devlet tarafından maruz bırakılmış bu çocuk mudur,
yoksa o çocuğu yıllarca cemaatin kucağına iten, sosyal devlet anlayışını bu alanda tamamen cemaate bırakan devlet midir?
her tarafa üniversite acan ancak yurt acmayan devlet, ogrenciyi velinimet olarak gören halk var oldukça bu çocukları okutacak ve onları müridi yapacak cemaat de çok olur.
fetö gider çetö gelir.
bir problemi çözmek istiyorsanız kaynağına inmeniz gerekir.
peki bu işlerine gelir mi? asla.
ben cemaatin ortaokulunda okudum ve lisede onları terk ettim. ama bu sürecin bir cemaatçi için nasıl geliştiğini, abileri, bölge abisini, maklubeyi bilirim.
benim ailemin ekonomik durumu iyiydi. ben hiçbir zaman onlara gebe kalmadım. ama bunca fakir ailenin çocuğu için aynı şey söz konusu değil. bu insanların beyni yıkanmışsa sorumlu olan buna müsade eden devlettir. kimse 1 günde vatan haini olmuyor. 10 yıllık süreç bu.
ne zaman televizyonda birisi bundan bahsedecek merakla bekliyorum. ya hepiniz cahilsiniz, ülkenizde ne olup bittiğinden haberiniz yok, ya da kötü niyetlisiniz.
edit: hümanist olduğum düşünülmüş. bilakis hukuk konusunda gaddar bir insanım. bana göre bu insanlar virüslü gibi ve kanıtlanmış bir tedavisi yok. başlarına gelenleri büyük oranda onaylıyorum. ancak devlet-cemaat-cemaatçi tripotunun devlet ayağından hiç bahsedilmemesi canımı sıkıyor.
devlet sadece ergenekona, balyoza destek veren devlet değil. bütün bu sürecin sebebi de devlet. ve kimse bu süreçten bahsetmiyor.
o çocuk ve aile kolayı seçiyor doğru. ama içimizden zor bir hayat yaşamayı seçenler var diye onlardan da aynısını bekleyemezsiniz.
eğer siz bu durumdaki insanlara olta atarsanız elbet o oltaya gelecekler olacaktır. gelmeyeni \" ama ben gelmedim o niye geldi \" diye eleştirmeniz abestir.
bana göre bu insanlar vatan hainidir. ama vatan haini olmayı kendileri seçmemişlerdir.
bu onların vatan haini olduğunu değiştirmez hukuksal olarak.
işin hümanist tarafından rahatsız olan yazarlara şunu sorayım,
doğudaki kan davası olaylarını hatırlıyor musunuz? son zamanlarde pek olmuyor. eskiden sıktı. dayısının teki gelir 14 yaşlarında bir çocuğun eline silah verir ve git namusunu temizle derdi.
her çocuk bunu yapar mıydı? hayır.
yapanları mı devlet yargılardı yoksa azmettiriciyi mi? 20+ yaşındaki bir insan ile 14 yaşındaki bir insan aynı değil elbet. o nedenle bu çocuk kadar masum da değil. ama kimsenin bu azmettirme sürecinden ve azmettiricinin azmettirme eylemini gerçekleştirmesine zemin hazırlayanlardan bahsetmemesi çok acı.
[https://eksisozluk.com/entry/62044668 k:]
çünkü bu süreçten bahsetmek birilerinin suçluluğunu ciddi ciddi ispatlayacak. ya da gerçekten bu ülkede yıllardır ne olup bittiğinden habersiz bu insanlar.
bugün cnn'de ki güzel bir sunucunun şu soruyu sorduğunu gördüm \" nasıl oluyorlar da böyle kandırılıyorlar hiç anlamıyorum \" dedi. büyük ihtimalle kendisi iyi bir ailenin kızıydı. parasal sıkıntıları olmadan rahat bir hayat yaşadı ve oraya kadar geldi.
şimdi bu sunucunun hayatından çok daha farklı hayatlardan bahsedicem size.
asgari ücretle geçinen bir baba düşünün. çocuğu zeki. derslerinde çok başarılı. meb'in deneme sınavlarına giriyor, çok başarılı oluyor.
bir gün babanın telefonu çalıyor. çocuğunuz çok başarılı, onu bizim özel okulumuza tam burslu olarak alalım, ne dersiniz bu işe diyor.
dandik bir devlet okulunda bile çocuğu çok başarılı olan baba oğlunun/kızının iyi bir geleceği olsun, kendi gibi asgari ücretle çalışmasın istiyor. hemen veriyor burslu olarak oraya.
süreç okulda başlıyor. okul bitiyor, aynı okulun lisesinde devam ediyor. lise bitiyor oradan üniversitede güzel bir bölüm kazanıyor çocuk. hukuk seçiyor. ama bir sorun var. bu adam atıyorum sakarya'da yaşıyor.
çocuk istanbul üniversitesi hukuk kazandı mesela,
istanbula gidiyorlar beraber.
sonra işte o can alıcı kısım geliyor.
bu çocuk nerede barınacak? bakıyorlar özel yurtların fiyatlarına, devlet yurtlarına başvuruyorlar tabi. çıkmıyor devlet yurdu. çünkü eğer araştıracak olursanız sayısının ve kontejyanının çok az olduğunu hatta bir kısmının son 15 yılda devlet eliyle kapatıldığını görebilirsiniz.
özelde okutması mümkün değil.
cemaatçiler arıyor, diyorlar bizim yurtlarımız var, 3 öğün yemek veriyoruz çok güzel bir ortam var falan.
baba ortalama muhafazakar bir insan. alnı secdeye gelen insanlardan zarar gelmez diyor. çocuğu da öyle yetişti.
giriyor o yurda. belki daha sonra yurttan çıkıp abi evlerine geçiyor. çünkü oralar daha da ekonomik.
cemaat bu insanın her ihtiyacını karşılıyor. bunun karşılığında ondan bazı kitapları okumasını, namaz kılmasını, sohbetlere katılmasını istiyor.
bu süreci daha ortaokuldan itibaren uyguluyor çocuklara. yıllarca bu kitapları okuyor, bu sohbetlere katılıyor çocuk.
yıllarca her ihtiyacını karşılıyorlar. hatta hayırsever iş adamlarından* burs bile alıyor çocuk. kyk, burs, cemaat derken babaya hiç yük olmuyor.
sonra çocuk hukukçu oluyor.
sonra o sunucu soruyor. nasıl bu çocuğun beynini yıkamışlar?
yıllarca sen sosyal devlet olarak o çocuğun kendine bir hayat kurmasına yardım etmez, bütün bu işi cemaate bırakırsan,
o çocuğu yıllarca cemaat okutursa,
her ihtiyacını cemaat karşılasa,
yıllarca onların kitaplarını okursa,
onların sohbetlerine katılırsa,
o çocuktan ne olmasını bekliyorsunuz? vatansever bir atatürkçü mü yetişmesini bekliyorsunuz?
elbette o çocuk cemaatçi oluyor.
şimdi soruyorum,
suçlu olan 12 yaşından itibaren cemaate devlet tarafından maruz bırakılmış bu çocuk mudur,
yoksa o çocuğu yıllarca cemaatin kucağına iten, sosyal devlet anlayışını bu alanda tamamen cemaate bırakan devlet midir?
her tarafa üniversite acan ancak yurt acmayan devlet, ogrenciyi velinimet olarak gören halk var oldukça bu çocukları okutacak ve onları müridi yapacak cemaat de çok olur.
fetö gider çetö gelir.
bir problemi çözmek istiyorsanız kaynağına inmeniz gerekir.
peki bu işlerine gelir mi? asla.
ben cemaatin ortaokulunda okudum ve lisede onları terk ettim. ama bu sürecin bir cemaatçi için nasıl geliştiğini, abileri, bölge abisini, maklubeyi bilirim.
benim ailemin ekonomik durumu iyiydi. ben hiçbir zaman onlara gebe kalmadım. ama bunca fakir ailenin çocuğu için aynı şey söz konusu değil. bu insanların beyni yıkanmışsa sorumlu olan buna müsade eden devlettir. kimse 1 günde vatan haini olmuyor. 10 yıllık süreç bu.
ne zaman televizyonda birisi bundan bahsedecek merakla bekliyorum. ya hepiniz cahilsiniz, ülkenizde ne olup bittiğinden haberiniz yok, ya da kötü niyetlisiniz.
edit: hümanist olduğum düşünülmüş. bilakis hukuk konusunda gaddar bir insanım. bana göre bu insanlar virüslü gibi ve kanıtlanmış bir tedavisi yok. başlarına gelenleri büyük oranda onaylıyorum. ancak devlet-cemaat-cemaatçi tripotunun devlet ayağından hiç bahsedilmemesi canımı sıkıyor.
devlet sadece ergenekona, balyoza destek veren devlet değil. bütün bu sürecin sebebi de devlet. ve kimse bu süreçten bahsetmiyor.
o çocuk ve aile kolayı seçiyor doğru. ama içimizden zor bir hayat yaşamayı seçenler var diye onlardan da aynısını bekleyemezsiniz.
eğer siz bu durumdaki insanlara olta atarsanız elbet o oltaya gelecekler olacaktır. gelmeyeni \" ama ben gelmedim o niye geldi \" diye eleştirmeniz abestir.
bana göre bu insanlar vatan hainidir. ama vatan haini olmayı kendileri seçmemişlerdir.
bu onların vatan haini olduğunu değiştirmez hukuksal olarak.
işin hümanist tarafından rahatsız olan yazarlara şunu sorayım,
doğudaki kan davası olaylarını hatırlıyor musunuz? son zamanlarde pek olmuyor. eskiden sıktı. dayısının teki gelir 14 yaşlarında bir çocuğun eline silah verir ve git namusunu temizle derdi.
her çocuk bunu yapar mıydı? hayır.
yapanları mı devlet yargılardı yoksa azmettiriciyi mi? 20+ yaşındaki bir insan ile 14 yaşındaki bir insan aynı değil elbet. o nedenle bu çocuk kadar masum da değil. ama kimsenin bu azmettirme sürecinden ve azmettiricinin azmettirme eylemini gerçekleştirmesine zemin hazırlayanlardan bahsetmemesi çok acı.
[https://eksisozluk.com/entry/62044668 k:]
son zamanlarda aklımı sürekli meşgul eden şeylerden biri. Bir bisiklet alsam kullanırım diye. Türkiyede şehir içinde kullanımı sıkıntı olur mu? Galiba olur.
http://bianchi.com.tr/sehir-bisikletleri/
http://bianchi.com.tr/sehir-bisikletleri/
Türk diplomat. Soyadının Mayatepek olmasının nedeni, Maya dilinde tepe sözcüğünün \"tepek\" olmasından ileri gelir. Diplomat ve iş adamı Osman Mayatepek torunlarındandır.
enver paşanın eşi,cicim efendim diye hitap ettiği sultanı. Enver paşanın aşkla sahiplendiği eşi. Aşlkarı dillere destandır. Bir sürü mektupları vardır.
--- (gbkz: spoiler) ---
(d. 24 Kasım 1898 – ö. 4 Aralık 1957) Osmanlı Padişahı Sultan Abdülmecit'in torunu ve Şehzade Süleyman Efendinin kızıdır. Annesi Abhaz aristokratlarından Marşan ailesinden Barkanıpha Sabiha Sultan'dır (1860–1909) Enver Paşa (1881–1922)'nın ve onun kardeşi Mehmet Kamil Killigil (1900–1962)'in eşidir.
1898 yılında İstanbul'da doğan Naciye Sultan, henüz 16 yaşındayken 24 Şubat 1914 tarihinde dönemin İttihat ve Terakki Partisi liderlerinden aynı zamanda Başkumandan Vekili olan Enver Paşa ile evlendi. 1918 yılında Almanya'ya göç eden Naciye Sultan, eşinin onu kardeşi Kamil Killigil'e emanet edip Türkistan'a gitmesiyle çocuklarıyla başbaşa kalır. Enver Paşa'nın 4 Ağustos 1922 tarihinde vefatından sonra onun vasiyetine uyarak Kamil Bey'le evlenen Naciye Sultan 1952 yılında çıkarılacak olan yasaya kadar yurtdışında yaşar. 1952 yılında yurda dönen Naciye Sultan, 4 Aralık 1957 tarihinde yakalandığı kanser hastalığından kurtulamayarak vefat etti. Sultan'ın Enver Paşa'dan Mahpeyker (1917–2000), Türkan (1919 – 25 Aralık 1989) ve Ali (1920–1971) adlarında üç çocuğu ile Kamil Bey'den Rana Eldem (1926–2008) adında bir kızı bulunmaktaydı.
--- (gbkz: spoiler) ---
--- (gbkz: spoiler) ---
(d. 24 Kasım 1898 – ö. 4 Aralık 1957) Osmanlı Padişahı Sultan Abdülmecit'in torunu ve Şehzade Süleyman Efendinin kızıdır. Annesi Abhaz aristokratlarından Marşan ailesinden Barkanıpha Sabiha Sultan'dır (1860–1909) Enver Paşa (1881–1922)'nın ve onun kardeşi Mehmet Kamil Killigil (1900–1962)'in eşidir.
1898 yılında İstanbul'da doğan Naciye Sultan, henüz 16 yaşındayken 24 Şubat 1914 tarihinde dönemin İttihat ve Terakki Partisi liderlerinden aynı zamanda Başkumandan Vekili olan Enver Paşa ile evlendi. 1918 yılında Almanya'ya göç eden Naciye Sultan, eşinin onu kardeşi Kamil Killigil'e emanet edip Türkistan'a gitmesiyle çocuklarıyla başbaşa kalır. Enver Paşa'nın 4 Ağustos 1922 tarihinde vefatından sonra onun vasiyetine uyarak Kamil Bey'le evlenen Naciye Sultan 1952 yılında çıkarılacak olan yasaya kadar yurtdışında yaşar. 1952 yılında yurda dönen Naciye Sultan, 4 Aralık 1957 tarihinde yakalandığı kanser hastalığından kurtulamayarak vefat etti. Sultan'ın Enver Paşa'dan Mahpeyker (1917–2000), Türkan (1919 – 25 Aralık 1989) ve Ali (1920–1971) adlarında üç çocuğu ile Kamil Bey'den Rana Eldem (1926–2008) adında bir kızı bulunmaktaydı.
--- (gbkz: spoiler) ---
enver paşanın kardeşi ve naciye sultanın enver paşadan sonraki eşi. Enver paşanın vasiyeti üzerine evlenmişlerdir.
neden bekliyorsun?
bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?