Hayatı denizlerde su üstünde geçen Barbaros Hayreddin Paşa; dinine bağlı, kâmil bir müslümandı. Geceyi üçe ayırırdı. Birinci kısmında Kur’an-ı kerim okur, ikinci kısmında ibadet eder, kalan kısmında da istirahate çekilirdi.Rumca, İtalyanca, Arapça, Rusça, İspanyolca gibi dilleri çok iyi konuşurdu. Oniki sene şeref ve zaferlerle Osmanlı’ya hizmet eden Kaptân-ı derya Barbaros Hayreddin Paşa, Osmanlı Devleti’nin sınırlarını Fas’a kadar uzattı. Beşiktaş’ta bir medrese inşa ettirdi. Serveti ile, İstanbul’un muhtelif semtlerinde hanlar, hamamlar, konaklar, evler, değirmenler, fırınlar yaptırarak, gelirlerini hayır kurumlarına ve kurduğu medresede kalan öğrenci ve muallimlerin masraflarına tahsis etti. Vasiyetine göre 30 büyük harp gemisini ve en seçkin 800 esirini Kanuni Sultan Süleyman’a, servetinin bir kısmını Beşiktaş’taki cami, türbe ve başka hayrâtının bakım ve vakıflarına ayırmış, bir kısmını akrabalarına paylaştırmış, ayrıca yaşı 15’i geçen bütün erkek ve kadın esirlerini, hepsinin hayat boyu geçimlerini temin ederek azad etmiş ve ölümünde fakir ve muhtaçlara büyük ölçüde sadaka verilmesini istemiştir. Nihayet 4 Temmuz 1546’da, 80 yaşına yaklaştığı halde İstanbul’da Beşiktaş’taki sarayında ebedî ahiret yurduna göç etmiştir.Cihadla geçen uzun bir ömür... O, yaşadıkları ve geride bıraktıklarıyla müslüman ümmeti için gerçek bir numunedir. Yabancı ülkelerin kralları kendisine tahtlar, taçlar, servetler teklif ettiği halde o bunlara hiç iltifat etmemiş, hayatı boyunca Allah ve Resul’ünün rızâsı ve hoşnutluğunu kazanmak için gayret sarfetmiştir.
arapçada ayırmak, bölmek; açıklayıp hükme bağlamak” mânalarına gelen ferike kökünden türemiş olup insanlar arasından ayrılmış belli bir grup ve topluluğu ifade eder.
Terim olarak, İslâm fikir tarihinde kendilerine has siyasî düşünce veya itikadî görüşlere sahip bulunan gruplar için ''mezhep” anlamında kullanılmaktadır.
(bkz:itikadi fırka)
(bkz:ameli fırka)
(bkz:fırkaı naciye)
Terim olarak, İslâm fikir tarihinde kendilerine has siyasî düşünce veya itikadî görüşlere sahip bulunan gruplar için ''mezhep” anlamında kullanılmaktadır.
(bkz:itikadi fırka)
(bkz:ameli fırka)
(bkz:fırkaı naciye)
arapça 'sanea' fiilinden türemiş bir masdar olup ortaya bir ürün koymak anlamına gelir.
sanayi kelimesi de aynı kalıptan gelmektedir.
sanayi kelimesi de aynı kalıptan gelmektedir.
küçükkene gittiğimiz misafirliklerde çayın yanına konan atıştırmalık. hala var mı bilmiyorum. şimdi daha havalı tatlılar, daha değişik ambalajlı ürünler oluyor. -devir değişti azizim-
çaya batırarak yenmesi ayrı bir keyif verir. yalnız, keyfinizin hüsranla sonuçlanmaması için, bisküvinin çay içinde kalacağı zamanı iyi hesaplamanız gerekir. dediğim durum.
(u:dediğim durum demesem içimde kalırdı, dediğim durum :D)
çaya batırarak yenmesi ayrı bir keyif verir. yalnız, keyfinizin hüsranla sonuçlanmaması için, bisküvinin çay içinde kalacağı zamanı iyi hesaplamanız gerekir. dediğim durum.
(u:dediğim durum demesem içimde kalırdı, dediğim durum :D)
(gbkz:petibör bisküvi ) ile (gbkz:puding) karışımından yapılmış pastamsı tatlı. yapımı kolay olduğundan ve dışarıdan alınanların tadını berbat bulduğumdan, hazır almayı tercih etmediğim tatlıdır ayrıca.
nacizane tavsiyem, dışarıda pasta yiyecekseniz, evde yapımı daha zor olanları tercih etmelisiniz.
nacizane tavsiyem, dışarıda pasta yiyecekseniz, evde yapımı daha zor olanları tercih etmelisiniz.
Kur’an içerisinde geçen 24 kullanımın, 4’ü direk cahiliye olarak geçiyor. Bu 4 kullanıma dair öncelikle ce-he-le kökünden türetilen kelimelerle rabbimizin kimlere cahil dediğine bir bakalım.
Cahil: Bilgisiz olan, bir şey hakkında yeterli ilme ve bilgiye sahip olmayan, bir şeyin önemini gereği kadar fark edememiş olandır. Genelde cahil deyince hepimizin anladığı ilk mana budur. Çok ilginçtir, Kur’an böyle bir cahilliği çok da kınamamakta, bilgisizlikten dolayı yapılan yanlışların Allah tarafından af edilebileceğini söylemektedir. ( Nisa 4/17; En’am 6/54; Nahl 16/119; Hucurat 49/6)
Cahil: Allah’ın emirlerine karşı soğuk davranan, o emirleri basite alıp gereğince önemsemeyen ve daha da kötüsü o emirlerin üzerine başka sözler söyleyendir. (Bakara 2/67)
Cahil: Etrafında kendisine hakkı ve hakikati anlatan binlerce ayet, işaret ve mucize olmasına rağmen halen olağanüstü işler bekleyendir. (En’am 6/35, 111)
Cahil: İyiliği emretmeyip, kötülükten alıkoymayan, insanların hatalarını bağışlamayan, müsamaha ve hoşgörü ile etrafındakilere muamele etmeyendir. (Araf 7/199)
Cahil: Hakkında kesin bilgileri olmamasına rağmen zanna dayanarak bazı şeylerin peşine düşen ve elde ettiği eksik bilgiler üzerine hükümler bina edendir. (Hud 11/46)
Cahil: Şehvet ve nefsanî arzularının peşinde koşan, insanı ayartan iç güdülerinin esiri olandır. (Yusuf 12/33)
Cahil: Emanete ihanet eden, kendisine teslim edilen her ne ise, onu koruyup gözeteceği yerde, umursamayıp zayi edendir. (Ahzab 33/72)
Cahil: Allah’a ait bir alanı başka şeyler ile paylaşan, bu paylaşımı meşru göstermeye çabalayan ve başkalarının da böyle yapmaları için teşvik edendir. ( Araf 7/138; Zümer 39/64)
Cahil: Gönderilen elçilerin mesajlarına karşı kulak tıkayıp onları işitmeyip, anlamayan yada anlamasına rağmen anlamak istemeyendir. (Hud 11/29; Ahkaf 46/23)
Cahil: Boş ve faydasız söz, iş ve düşüncelerin peşinde olan, nerede nasıl davranacağı belli olmayan, kendini bilmez ve taşımaz bir hayatın sahibi olandır. ( Kasas 28/55)
Cahil: Sosyal hayatta olan biteni tam anlamı ile anlamayan ve insanların dertlerini çözüme kavuşturmak için uğraşmayandır. (Bakara 2/273)
Cahil: Allah’ın başkasına bahşettiği bazı güzellikleri çekemeyerek kıskanan, kendi elinde bulunan nimetlere şükür edeceği yerde, başkalarının elinde bulananları hazmedemeyendir. (Yusuf 12/89)
Cahil: Başkalarına dil uzatan, kendisi salih bir amel ortaya koymadığı gibi, güzel iş yapanlara engel olan ve güzelliği ortadan kaldırmak için ona-buna çelme takandır. (Furkan 25/63)
Görüldüğü gibi ilahî kelamın lügatinde cahil, çok zengin bir anlam hazinesine sahiptir. Bu anlamları dikkate aldığımızda Efendimiz’in Mekke’nin en kültürlü ve soy itibari ile en asil insanına neden Ebu Cehil/Cehaletin babası dediğini daha iyi anlıyoruz. Vahye tamamen teslim olan ve kullandığı tüm kavramlarını ona inşa ettiren Efendimiz (s.a.v.) nasıl ki, cahilin anlamını çok iyi kavramıştıysa; cehaleti de çok iyi kavramış, onu belli bir zamanın ve mekânın ismi olarak değil, bir zihniyet ve hayat tarzının ifadesi olarak anlamış ve ümmetine de böyle anlamaları için çeşitli uyarılarda bulunmuştur.
(kısmen alıntı)
Cahil: Bilgisiz olan, bir şey hakkında yeterli ilme ve bilgiye sahip olmayan, bir şeyin önemini gereği kadar fark edememiş olandır. Genelde cahil deyince hepimizin anladığı ilk mana budur. Çok ilginçtir, Kur’an böyle bir cahilliği çok da kınamamakta, bilgisizlikten dolayı yapılan yanlışların Allah tarafından af edilebileceğini söylemektedir. ( Nisa 4/17; En’am 6/54; Nahl 16/119; Hucurat 49/6)
Cahil: Allah’ın emirlerine karşı soğuk davranan, o emirleri basite alıp gereğince önemsemeyen ve daha da kötüsü o emirlerin üzerine başka sözler söyleyendir. (Bakara 2/67)
Cahil: Etrafında kendisine hakkı ve hakikati anlatan binlerce ayet, işaret ve mucize olmasına rağmen halen olağanüstü işler bekleyendir. (En’am 6/35, 111)
Cahil: İyiliği emretmeyip, kötülükten alıkoymayan, insanların hatalarını bağışlamayan, müsamaha ve hoşgörü ile etrafındakilere muamele etmeyendir. (Araf 7/199)
Cahil: Hakkında kesin bilgileri olmamasına rağmen zanna dayanarak bazı şeylerin peşine düşen ve elde ettiği eksik bilgiler üzerine hükümler bina edendir. (Hud 11/46)
Cahil: Şehvet ve nefsanî arzularının peşinde koşan, insanı ayartan iç güdülerinin esiri olandır. (Yusuf 12/33)
Cahil: Emanete ihanet eden, kendisine teslim edilen her ne ise, onu koruyup gözeteceği yerde, umursamayıp zayi edendir. (Ahzab 33/72)
Cahil: Allah’a ait bir alanı başka şeyler ile paylaşan, bu paylaşımı meşru göstermeye çabalayan ve başkalarının da böyle yapmaları için teşvik edendir. ( Araf 7/138; Zümer 39/64)
Cahil: Gönderilen elçilerin mesajlarına karşı kulak tıkayıp onları işitmeyip, anlamayan yada anlamasına rağmen anlamak istemeyendir. (Hud 11/29; Ahkaf 46/23)
Cahil: Boş ve faydasız söz, iş ve düşüncelerin peşinde olan, nerede nasıl davranacağı belli olmayan, kendini bilmez ve taşımaz bir hayatın sahibi olandır. ( Kasas 28/55)
Cahil: Sosyal hayatta olan biteni tam anlamı ile anlamayan ve insanların dertlerini çözüme kavuşturmak için uğraşmayandır. (Bakara 2/273)
Cahil: Allah’ın başkasına bahşettiği bazı güzellikleri çekemeyerek kıskanan, kendi elinde bulunan nimetlere şükür edeceği yerde, başkalarının elinde bulananları hazmedemeyendir. (Yusuf 12/89)
Cahil: Başkalarına dil uzatan, kendisi salih bir amel ortaya koymadığı gibi, güzel iş yapanlara engel olan ve güzelliği ortadan kaldırmak için ona-buna çelme takandır. (Furkan 25/63)
Görüldüğü gibi ilahî kelamın lügatinde cahil, çok zengin bir anlam hazinesine sahiptir. Bu anlamları dikkate aldığımızda Efendimiz’in Mekke’nin en kültürlü ve soy itibari ile en asil insanına neden Ebu Cehil/Cehaletin babası dediğini daha iyi anlıyoruz. Vahye tamamen teslim olan ve kullandığı tüm kavramlarını ona inşa ettiren Efendimiz (s.a.v.) nasıl ki, cahilin anlamını çok iyi kavramıştıysa; cehaleti de çok iyi kavramış, onu belli bir zamanın ve mekânın ismi olarak değil, bir zihniyet ve hayat tarzının ifadesi olarak anlamış ve ümmetine de böyle anlamaları için çeşitli uyarılarda bulunmuştur.
(kısmen alıntı)
cehale(bilmedi) kelime kökünden türemiş olup arapça bir kelimedir. ismi fail kalıbına girince bilmeyen/ cahil anlamına gelir. (gbkz:cehalet) te aynı kökten olup masdardır.
(gbkz:kara cahil)
(bkz:cahil kime denir)
(gbkz:kara cahil)
(bkz:cahil kime denir)
arapça garube (yakın oldu) fiilininden gelir. çoğulu akrabâun (yakınlar) olan kelime.
bizim kan, evlilik veya süt yoluyla yakın olduğumuz kişileri ifade etmek için kullanılır.
bizim kan, evlilik veya süt yoluyla yakın olduğumuz kişileri ifade etmek için kullanılır.
arapça dehale(girdi) kelime kökünden türeyen bu kelimemiz, mufaale kalıbının masdarı olup girişme, işine karışma anlamları verir.
(mufaale kalıbının görevi, bir işin karşılıklı yapıldığını bildirmek oluyor bu arada)
(bkz:müdahil olmak)
(mufaale kalıbının görevi, bir işin karşılıklı yapıldığını bildirmek oluyor bu arada)
(bkz:müdahil olmak)
arapça; cereha(yardı, yaraladı,) kelime kökünden türemiş olan bu kelimemiz, ismi fail kalıbına girince yaralayan( bedeni kesici bir aletle kesen) anlamında kullanılıyor. hastanın ameliyat işlemlerini gerçekleştiren kişiye cerrah diyoruz.
(bkz:cerrahi müdahale)
(bkz:cerrahi müdahale)
amele/ çalışmak, yapmak kelime kökünden türemiş, arapça bir kelimedir. masdarın çoğulu ameliyat, işlemler ameller demektir.
Kimi var.. Konuşur, sözünü bilmez,
Çapaklar bürümüş, gözünü silmez,
Ceddine “maymun” der, özünü bilmez,
Yoktur.. Amelinde, Kur'ân'dan eser,
Hayret ki; bu insan “müslümanım” der...
Kiminde.. San’attır ikiyüzlülük,
Cüssesi bir nokta, cür’eti büyük.
Beyni bedeninde, yarım kilo yük,
Haçlı çöplüğünde, ne bulursa yer;
Hayret ki; bu insan “müslümanım” der...
Kimi, bilinç altı karmakarışık,
Yirmidört saati, şerle barışık.
Falcı kapısında, arar bir ışık;
Her günü, bir başka puta secdeder,
Hayret ki; bu insan “müslümanım” der.
Kimi üryan gezer, baştan aşağı,
Nefsine teslimdir, iffet kuşağı.
Şan şöhret düşkünü, zillet uşağı,
Nâmus elden gitmiş.. Ne gam, ne keder!
Hayret ki; bu insan, “müslümanım” der.
Kimi var; iblisten kurtuluş umar,
Can simidi olur, alkolle kumar.
İşine geldikçe, küfre göz yumar,
Ezanı, Kur’ân’ı, hâşâ zemmeder,
Hayret ki; bu insan, “müslümanım” der.
Kiminin yüzünde, şeytânî hatlar;
Lâf oyunlarıyla, güyâ rahatlar.
Dindara: “dîni dar”, demese çatlar,
Mü’min düşmanıdır, şeytandan beter,
Hayret ki; bu insan, “müslümanım” der.
Beş şartın ikisi; namaz ve zekât,
Ne bir kuruş verir, ne bilir rekât.
Kendine sorarsan, “dürüsttür” fakat,
O “temiz” kalbinde, nice fitneler,
Hayret ki; bu insan, “müslümanım” der.
Cengiz Numanoğlu
Çapaklar bürümüş, gözünü silmez,
Ceddine “maymun” der, özünü bilmez,
Yoktur.. Amelinde, Kur'ân'dan eser,
Hayret ki; bu insan “müslümanım” der...
Kiminde.. San’attır ikiyüzlülük,
Cüssesi bir nokta, cür’eti büyük.
Beyni bedeninde, yarım kilo yük,
Haçlı çöplüğünde, ne bulursa yer;
Hayret ki; bu insan “müslümanım” der...
Kimi, bilinç altı karmakarışık,
Yirmidört saati, şerle barışık.
Falcı kapısında, arar bir ışık;
Her günü, bir başka puta secdeder,
Hayret ki; bu insan “müslümanım” der.
Kimi üryan gezer, baştan aşağı,
Nefsine teslimdir, iffet kuşağı.
Şan şöhret düşkünü, zillet uşağı,
Nâmus elden gitmiş.. Ne gam, ne keder!
Hayret ki; bu insan, “müslümanım” der.
Kimi var; iblisten kurtuluş umar,
Can simidi olur, alkolle kumar.
İşine geldikçe, küfre göz yumar,
Ezanı, Kur’ân’ı, hâşâ zemmeder,
Hayret ki; bu insan, “müslümanım” der.
Kiminin yüzünde, şeytânî hatlar;
Lâf oyunlarıyla, güyâ rahatlar.
Dindara: “dîni dar”, demese çatlar,
Mü’min düşmanıdır, şeytandan beter,
Hayret ki; bu insan, “müslümanım” der.
Beş şartın ikisi; namaz ve zekât,
Ne bir kuruş verir, ne bilir rekât.
Kendine sorarsan, “dürüsttür” fakat,
O “temiz” kalbinde, nice fitneler,
Hayret ki; bu insan, “müslümanım” der.
Cengiz Numanoğlu
geçen günlerde göz altına alınan 7 pkk'lıyı sezgin tanrıkulu savunmuş. şaşırdık mı hayır. ayrıca bunun kız kardeşi de öcalan hayranlığı ile gündemden düşmüyor.
http://www.ilk-kursun.com/haber/68323/kardes-tanrikulu-imrali-canisinin-hayrani-cikti/
(bkz:aile boyu pkk)
(bkz:chp li olup hdp'ye oy vermek)
(bkz:her evden HDP'ye \"emanet oy)
(bkz:aile boyu pkk)
(bkz:chp li olup hdp'ye oy vermek)
(bkz:her evden HDP'ye \"emanet oy)
http://recel-blog.com/feyzamiza-veda-olum-de-dostluga-dahilmis/
1- Ankara'da patlamada hayatını kaybeden feyza kardeşimiz için arkadaşları tarafından içtenlikle yazılmış bir yazı. 2- okurken,ölümün en yakınlarımızdakileri ne denli etkileyebileceğini bir kez daha anladım, dediğim yazı
1- Ankara'da patlamada hayatını kaybeden feyza kardeşimiz için arkadaşları tarafından içtenlikle yazılmış bir yazı. 2- okurken,ölümün en yakınlarımızdakileri ne denli etkileyebileceğini bir kez daha anladım, dediğim yazı
Allahın kulu, abd-ullah anlamına gelen kelime
Hz. Yakubun lakabı.
Hz. Yakubun lakabı.
Yahûdî, hidâyeti, doğru yolu bulucu demektir. yahudiler, yakup peygamberin 12 oğlundan türedikleri için bunlara beni israil deniliyordu. daha sonra musa peygamber tur dağına çıkıp dönünceye kadar tevhid inancını bırakıp buzağıya tapmışlar. ardından pişman olup tövbe ettikleri için onlara daha sonra yahudi denmiştir.
sanal ortamlarda suç teşkil edecek derecede paylaşımlarda bulunanların bildirilip ımei numaralarıyla tespitinin yapıldığı online ihbar uygulaması
https://www.egm.gov.tr/sayfalar/ihbar.aspx
annemin en çok kullandığı kelime. kullanırken o 'da' nın 'a' sını biraz daha uzatıyorsunuz.
(bkz:daa) (u::D)
bana da bulaştırdı. hele bu patlamalardan sonra çok kullanır oldum
(bkz:di yeter daa)
(bkz:daa) (u::D)
bana da bulaştırdı. hele bu patlamalardan sonra çok kullanır oldum
(bkz:di yeter daa)
sözlükten çıkmak istediğimizde sağ taraftaki çıkış butonu yerine sadece sekmeyi kapattığımızda başımıza gelen durum.
(bkz:çıkışlar sağdan)
(bkz:çıkışlar sağdan)
fransadaki terör olaylarında profiline fransa bayrağı koyup kendi ülkesinde olan terör olaylarında amansızca devletlerini suçlayan sözde vatansever güruhun yaptığı iştir. elin rus'u, suriye'den dönen pilotunu omuzlarda karşılıyor. bizim 900km sınırımız var; adam \"suriye'de ne işimiz var?\" diyor, illa muhalefet edecek ya, duramıyor.
kılıçdaroğlu, ülkeyi yönettiği için AKP'yi, onlara oy verdiği için milleti suçluyor ama bombayı patlatan PKK'ya tek laf etmiyor. ana muhalefet lideri mi, PKK tunceli sorumlusu mu belli değil.
kılıçdaroğlu, ülkeyi yönettiği için AKP'yi, onlara oy verdiği için milleti suçluyor ama bombayı patlatan PKK'ya tek laf etmiyor. ana muhalefet lideri mi, PKK tunceli sorumlusu mu belli değil.
neden bekliyorsun?
bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?