çocukluk heyecanımdır. çok severim. tekrar tekrar okuyabilirim bir nüsha olsun yeter.
national'ın acayip büyük baskısı vardı, o inanılmazdı. hazine gibi bir atlastı benim için. kütüphanelerin bile 3 günlük ödünç verebildiği türden.
bazen keyiflidir. bir arkadaşımla 6 saat boyunca yürümüştük. gidiş geliş yürüme hem de. nasıl bir işsizlikse artık, ataşehir kadıköy arası. o gün akşamı nasıl uyuduğumu hatırlamıyorum.
emre aydın'ın çok güzel yorumladığı şarkı. yolculuk öncesi fon müziği sayılır.
"Sen yine olduğun gibi kal ben misafirim bu şehirde
Bir el sallarsın yeter hareket vakti gelince"
"Sen yine olduğun gibi kal ben misafirim bu şehirde
Bir el sallarsın yeter hareket vakti gelince"
ös'den beri tanıdığımız yazarımız. hocam çok uzun süredir yoksunuz, okuyorsanız bir uğrayın. merak ettik.
rahatlık ve mantık bakımından çok uzağında olduğum tip.
"Bir yer var, biliyorum;
Her şeyi söylemek mümkün;
Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;
Anlatamıyorum." (orhan veli)
Her şeyi söylemek mümkün;
Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;
Anlatamıyorum." (orhan veli)
mobilya reklamları. önemli bir kısmı klip oluyor yani sıfır üretim.
en sürekli yapılan, geleneksel ve varsayılan temizlik dönemi. Üstün çaba ve yoğun özveri ile evin altı üstüne getirilir.
![]()
Geç kalınmış bir kutlama sanki :)
Photoshopla düzelteyim o zaman, geçmiş ekleyelim yazıya. :d
Şimdi oldu işte :))
ne güzel. :d
fazla ön yargılı mıyım bilmiyorum ama, bitmiş bir işin ısıtılıp ısıtılıp sunulmasıdır. bunun adı ticarettir maalesef yayıncılık diye bir şey yok.
pilot olacaktım o zamanlar.
t: geleneksel çocuk konuşturma sorusu.
t: geleneksel çocuk konuşturma sorusu.
tertipli düzenli insanın hayat temposunda yer alan küçük bir çaba. boş vaktini çok dikkatli kullanarak, kendine daha fazla zaman bırakır. son dakika stresini de yaşamaz. aksi durumlar rahatsızlık sebebidir.
ne yaparsa yapsın, nereye çıkarsa çıksın ilk fırsatta evini özleyen insandır. yolculuğu ve fazla hareketi de sevmez. kararlıdır.
sıcak havaların ve az yesek bile yer kalmamış midelerin kurtarıcısı meyve.
tuhaf bir huzur içerisinde dönüp durmaktır, aslında olan biten. başka bir zaman dilimine ait olan kelimelerin üç satırlık, yüzeysel karışımlarda yer bulmasının yanı sıra, akla düşen onca kum ve inci tanesinin bıraktığı, yaşama dair soğukluk. hem her olan biteni kıskanma isteği hem de bir adet boşvermişlik. bir zamanlar konu ayırt etmeksizin gömülürken derinliklere, başka bir günde sözcük beğenmemek. "özcük" olanlarını aramak, toplamak.
uzun süredir sürekli bir şeyler yapmadıysanız ve en istikrarlı olarak yapabildiğiniz tek şey buysa çok başka bir kaçıştır. kendi kendini dağıtmaktır. en ufak bir bilgi detayının peşinde günlerce düşünmek, rüyasını kurmak ve her geçen gün daha da şüphe etmeye başlamak. bütün bunları yaparken, bütün bunları yapmayan birine denk gelmek, elinde kutuları, kağıtları olan. bu da bulanık işte. sessiz, karanlık, kendi halinde. her bir hevesin tek tek susması. karamsarlık değil bu, durmayan zamanın içerisinde nefes almadan beklemek...
her ciddi bir şeyler karalamaya kalktığında ya ahşap bir kutunun ya da bir reaktörün çağrışım duvarlarını kemirmesi. pandoralardan, kara kutulardan, sandıklardan kurtulamayıp yeni bir deliliğin arefesinde, yer altına uğramak. eski bir filmden gördüğü fare burgerin saçmalığıyla konuşur gibi anlık şiirleri okumaya başlamak. kontrolsüzlüğün verdiği hazla, randomize edilmiş hayal gücünün sınırsız karanlığında yıldız aramak. hastalık bu ama tedavi istemez...
uzun süredir sürekli bir şeyler yapmadıysanız ve en istikrarlı olarak yapabildiğiniz tek şey buysa çok başka bir kaçıştır. kendi kendini dağıtmaktır. en ufak bir bilgi detayının peşinde günlerce düşünmek, rüyasını kurmak ve her geçen gün daha da şüphe etmeye başlamak. bütün bunları yaparken, bütün bunları yapmayan birine denk gelmek, elinde kutuları, kağıtları olan. bu da bulanık işte. sessiz, karanlık, kendi halinde. her bir hevesin tek tek susması. karamsarlık değil bu, durmayan zamanın içerisinde nefes almadan beklemek...
her ciddi bir şeyler karalamaya kalktığında ya ahşap bir kutunun ya da bir reaktörün çağrışım duvarlarını kemirmesi. pandoralardan, kara kutulardan, sandıklardan kurtulamayıp yeni bir deliliğin arefesinde, yer altına uğramak. eski bir filmden gördüğü fare burgerin saçmalığıyla konuşur gibi anlık şiirleri okumaya başlamak. kontrolsüzlüğün verdiği hazla, randomize edilmiş hayal gücünün sınırsız karanlığında yıldız aramak. hastalık bu ama tedavi istemez...
çikolatayla da rakipsiz olandır.
alışması zordur. hem de en küçük şehirlerden birinden gelip birkaç yıl buralara alıştıysanız. o hareket, canlılık hiçbir yerde yok. çok renk var, çok insan var ama bu bir zaman sonra iyi geliyor insana. arıyorsun bunu. sahil kısımları ayrı güzel zaten. hepsinin ayrı bir tadı havası var.
zor ve meşakkatli görünse de eğlenceli olacak olandır. kaç kuşak sonraki torunları görme şansı verir. +65 yaş üstü veletlere nutuk atarsın fena mı?
neden bekliyorsun?
bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?